"Ülke" Kategorisi
Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın Sözcüsü mü? (Fikri Günay)
Son birkaç gündür ortaya çıkan muhalefet tablosunda; CHP’nin etrafında fiili olarak konumlanan, radikal sol olarak bilinen Türkiye solu ile milliyetçi sağ ve muhafazakâr sağ partiler görünürde yer almaktadır. Ancak bunların belirleyici bir güç olması mümkün görünmediği gibi, özellikle sağdan gelecek desteğe güvenmek de gerçekçi değildir.
Mağduru Suçlamak Politik Eleştiri Değildir (Şükriye Ercan)
DEM Parti’yi, HDP’yi, Kürt hareketini eleştirmek elbette mümkündür. Hiçbir siyasal hareket eleştiriden muaf değildir. Ama eleştiri başka, hedef gösterme başka şeydir. Eleştiri ilkesel olur, adil olur, tarihsel hafızayı yok saymaz. Kürt halkının yaşadığı acıları, kayyumları, tutuklamaları, sürgünleri, ölümleri, faili meçhulleri görmezden gelip bugün onları “iktidarın günah ortağı” ilan etmek vicdansızlıktır.
CHP HAKKINDA “MUTLAK BUTLAN” KARARI (Mehmet Güzel)
"Kürt hareketinin potansiyel gücünü pasifize ederek arkasına almış olmasa bu siyasal iktidar ne bu saldırıları yapabilirdi ne de bugüne kadar iktidarda kalabilirdi. Dolayısıyla bu siyasal İslamcı faşist iktidarın her türden muhalefete yaptığı büyük veya küçük bütün saldırıların en büyük günah ortağı Kürt hareketinin iktidara destek veren politikasıdır.(…)Kürt hareketinin şimdiki politikası, iktidarın bütün günahlarının ortağı durumundadır.”
KÜRT HAREKETİNİN EKSEN KAYMASI VE ANTİ DEMOKRATİK YENİ EKSEN (Mehmet Güzel)
“Mevcut politik nesnellikte Kürt hareketi açık bir şekilde uluslararası saflaşmada eksenini emperyalizmden yana değiştirmiş durumdadır. Bugün yaşanan süreç, demokratikleşme değil; Kürt hareketinin yedeklenmesi sayesinde siyasal İslam faşizminin kurumsallaştırılması ve muhalif bütün güçlerin hoyratça yöntemlerle tasfiye edilmesi sürecidir. Devrimci sorumluluk, anti emperyalist ve anti faşist çizgiyi koruyarak Kürt hareketinin bu eksen kaymasına karşı açık tutum almaktır.”
Apolitikleşme, Eleştiri ve Toplumsal Yozlaşma (Meral Dersim)
Bir toplumu ayakta tutan en güçlü iki şey direnişi ve müziğidir. Sanatın içinde kitleselleşen sanat olması itibarıyla müzik önemlidir. Kimse oturup bir şiir okumayacaktır belki ama bir ezginin sesini herkes duyacaktır. Dönem apolitikleşme dönemi. Yıllardır sürüp hiçbir sonuca bağlanamayan, muhataplarının da artık ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemediği kaotik bir politik barış döneminde insanları diri tutan tek şey müzik oldu. Çünkü “savunmasız bir halkın” tek gücü artık kendi imkânlarıyla ayakta kalma sürecine girmektir; yani asimilasyona maruz kalmamaktır. Yurtseverlik dediğiniz şey, her şeyden önce kendi toprağında kendi kültürünü yaşama arzusudur. Bu arzu insanı politik bir varlık hâline getirir. Ancak sonucun asıl nedene kurban edildiği tartışmalar bana kalırsa tutarsız bir eğilimdir.
VERİLER İLE EKONOMİ-POLİTİK HÂL-İ PÜR MELÂL(İMİZ)! (SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER)
Bu güzergâhta “Uğraşların zahmetlerinden kaçınırsan, umursamazlığın felaketleriyle karşılaşacaksın.”[123] Ama hiçbir biçimde Emma Goldman’ın, “Hiçbir insan dünya üzerinde tek bir köle kalmayana dek güvende değildir”; V. İ. Lenin’in, “Umutsuzluk, kötülüğün nedenlerini anlamayan, çıkış yolu göremeyen ve mücadele etme yeteneğinden yoksun olanların tipik özelliğidir,” uyarısını “es” geçmeyeceksin. Çünkü ezilenlerin umutlu itirazı, kapitalistlere gerçek efendilerin kendileri değil, haklarını giderek daha fazla fark eden yoksulların olduğunu hatırlatır. Böylelikle de ezilenler, durumlarının umutsuz olmadığını, yalnız olmadıklarını ve başka bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatır.
