"Ülke" Kategorisi
DEVLET BAHÇELİ’NİN ORTAĞINDAN BAĞIMSIZ HAREKET ETMESİ OLASI MI? (Fikri Günay)
“Ulus-devletlerin temel ilkesi ötekileştirme olmasıdır. Ulus ve azınlık halkların bulunduğu bir coğrafyada yaşayan halklar ‘TEK ULUS, TEK DİL VE TEK BAYRAK’ altında yaşayamazlar. ÖRGÜTLÜ GÜÇ oluşturmaktan başka çare yoktur.”
Haksızlığa karşı başkaldırı ruhunun öncüleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı unutmadık! (Şükriye Ercan)
Egemen sınıflar, toplumun geleceğini Denizlerin şahsında yok ederek bu suçun bedelini ülkeye ödettiler. Toplum, isteyerek ya da istemeyerek egemenlerin suçlarına ortak edildi. Egemen sınıfların, ülkenin sorunlarıyla ilgilenen gençlerini düşman görme ve geleceğin suçlarına yeni genç kuşakları ortak etme politikalarına on yıllar boyunca “biat” ettirildi.
BİR ÇOCUĞUN ALGISINA İŞLEYEN ZULÜM (Mehmet Güzel)
“İlkokulda kazdığım çukurdan çıkan iskeletle başlayan bu hikâye, yıllar sonra “bir zamanlar bütün bu topraklar Ermeni halkının yaşam alanlarıydı” cümlesiyle anlam kazandı. Geriye kalan, yok edilmiş mezarlıklar, sürülmüş insanlar ve hâlâ dinmeyen bir zulmün hafızasıydı; çocukluğumdan bugüne taşınan, inkâr edilemeyen, ağır ve yakıcı bir gerçek olarak içimde duruyor.”
Ermeni Soykırımı ve Hatay’daki Yaşam Kültürüne Etkisi(*) (Mehmet Güzel)
"1915’te yaşananlar, devletin gizlediği ve çarpıttığı, planlı ve sistematik bir yok etme sürecidir. Bu süreç yalnızca geçmişte kalmamış, Hatay’ın demografik ve kültürel yapısını köklü biçimde değiştirmiştir. Gerçek bir birlikte yaşam için tarihle yüzleşmek, suçları kabul etmek, zararları tazmin etmek ve halkların kendi kimlikleriyle eşit, gönüllü bir birliktelik kurmasını sağlamak zorunludur."
24 Nisan 1915 Soykırım Kurbanları Anısına (Fatma Pesent)
“111. yılında binlerce yıllık köklerinden sökülen, kendi anavatanlarından kovulan, sürülen, bulundukları yerde yok edilen, Tohma Çayı ve Murat Suyuna atılarak boğdurulan, mermi harcamak pahalı oluyor diye baltalarla, taşlarla öldürülen insanların çığlıkları sadece geçmişte kalmadı; bugün hâlâ yankılanıyor, suskunlukla büyüyor ve insanlığın omuzlarında ağır bir vicdan yükü olarak varlığını sürdürüyor.”
TÜRK-İSLAM’DAN ARAP-KÜRT-İSLAM’A: ALEVİLİĞİN YENİDEN KURGULANMASI (Haydar Avşar)
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, Türk-İslam sentezinden günümüz Kürt-Arap İslam akademik okumalarına kadar pek çok yönlendirme, Aleviliğin direnişçi özünü görünmez kılmaya çalışmıştır. Bu makale, Aleviliğin tarihsel ve toplumsal pratiğini, akademik ve siyasi yönlendirmeler bağlamında saha örnekleri, şecere ve menkıbelerin analiziyle yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle Yeni Osmanlıcılık paradigması ve bölgesel jeopolitik stratejiler çerçevesinde Aleviliğin akademik ve ideolojik yönlendirilmesine odaklanacaktır.
