"Sosyalizm" Kategorisi
SÖYLEMDEN GÜNDELİK SORUMLULUĞA: KOLEKTİF BİR YANILSAMANIN ÇÖZÜLÜŞÜ VE DEVRİMCİ ETİK (Umut Arslan)
Yazar: Umut Arslan
DÜŞTÜĞÜNÜN FARKINA VARAN İNSAN(LIK) AYAĞA KALKA(BİLİ)R…[*] (TEMEL DEMİRER)
George Orwell’in, “Doğmak, evlenmek, doğurmak, çalışmak ve ölmekle meşguldü hepsi… Eğer maaşınız sadece yemek ve uyumak için yeterliyse, bu bir iş değildir; eskiden buna kölelik derlerdi,” diye tarif ettiği bir tablodur sözünü ettiğimiz!
GÜNCEL FAŞİZM HÂL(LER)İNE “GEÇ(ME)MİŞ” NOTLARI[*] (SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER)
Kapitalizmin hâl(ler)iyle doğrudan ilintili faşizm, geçmişi idealleştiren bir söylemle konuşsa da modern kapitalizmin ürettiği bir yönetim biçimidir. Tekelci sermaye, her bunalım döneminde faşizmi yeniden kullanıma sokar. Hindutva’dan Trump’a uzanan çizgi, aynı küresel mekanizmanın bugünkü yüzüdür.
ONTOLOJİK PARÇALANMA (Haydar Avşar)
Bu makalede, Kapitalist modernitenin insanı yalnızca ekonomik olarak değil, ontolojik düzeyde de parçaladığı; emek, beden, bilinç, doğa ve toplum arasındaki bağları kopardığı savunulmaktadır. Makale, yabancılaşmanın aşılmasının ancak sınıf bilinci, ontolojik bütünleşme ve sosyalist bir yaşam anlayışıyla mümkün olacağını; insanın doğayla ve kolektif varoluşuyla yeniden bütünleşmesini temel çözüm olarak öne sürmektedir.
TERENNÜM EDİLEN DİZELERİYLE YAŞIYOR NÂZIM USTA (TEMEL DEMİRER)
“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim/ Akarsuyun/ Meyve vereceği ağacın/ Serpilen hayatın düşmanı/ Çünkü ölüm vuruş damgasını alınlarına/ -çürüyen diş, dökülen et-/ bir daha dönmemek üzere yıkılıp gidecekler/ ve elbette sevgilim, elbet/dolaşacak elini bırakacak sallaya sallaya/dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle; işçi tulumuyla/ bu güzelim memlekette hürriyet” derdi. Şiirin devrimcisi, militanıydı.
KÜRD TOPLUMSAL FORMASYONUNUN PARÇALI GELİŞİMİ TARİHSEL BÖLÜNME, SINIFSAL FARKLILAŞMA VE ULUSAL BİRLİK SORUNU ÜZERİNE MARKSİST BİR İNCELEME (Haydar Avşar)
Kürd toplumsal alanının parçalı yapısı, tarihsel bölünme ile başlayan ve eşitsiz kapitalist gelişme, feodal kalıntılar, emperyalist müdahaleler ve sınıfsal farklılaşmalarla sürekli yeniden üretilen bir toplumsal formasyonun ürünüdür. Bu nedenle ulusal birlik sorunu, ideolojik bir çağrı değil, tarihsel-sınıfsal bir yapı sorunudur.
