MARX VE LENİN: İKTİDARIN AŞILMASI İLE İKTİDARIN ÖRGÜTLENMESİ ARASINDA (Haydar Avşar)
Marx ile Lenin arasındaki fark, aynı teorinin farklı tarihsel koşullarda uygulanmasından ibaret değildir. Lenin Marx'tan proletaryanın siyasal iktidarı, kapitalist sınıf egemenliğinin aşılması ve devletin nihai olarak sönümlenmesi problemlerini devralır; fakat bu problemleri farklı bir siyasal teori içerisinde yeniden kurar.
Marx'ın temel sorusu, proletaryanın iktidarı ele geçirmesinden sonra siyasal iktidarın toplumdan ayrılmış özel bir güç olmaktan nasıl çıkarılacağıdır. Lenin'in temel sorusu ise proletaryanın devrimci bir siyasal özne olarak nasıl örgütleneceği, iktidarı nasıl ele geçireceği ve ele geçirdiği iktidarı nasıl koruyup kullanacağıdır.
Bu ayrım, Marx ve Lenin’in siyasal özne anlayışında açık biçimde görülür.
Marx'ta proletarya, kendi kurtuluşunu kendisinin gerçekleştirmesi gereken toplumsal sınıftır. Paris Komünü'nün önemi de burada ortaya çıkar: siyasal iktidarın toplumun üzerinde duran ayrı bir aygıt olmaktan çıkarılması ve toplumsal yaşamın doğrudan örgütlenmesine yaklaşılması. Üreticilerin ortaklığı, devletin üreticiler adına üretimi yönettiği bir biçim değil, üreticilerin toplumsal üretimi kendilerinin yönetmesi yönündeki hareketin kendisidir.
Lenin'de ise proletaryanın siyasal özne haline gelmesi için öncü parti merkezi bir konuma yerleşir. Böylece proletarya ile parti aynı şey olmaktan çıkar. Parti proletaryanın siyasal öncüsüdür; fakat proletaryanın kendisi değildir. Bu ayrım, Marx'ta aynı açıklık ve kurumsal ağırlıkla bulunmayan yeni bir aracılık ilişkisi yaratır.
Aynı fark devlet konusunda da ortaya çıkar.
Marx için temel mesele, mevcut devlet aygıtının ele geçirilmesinden çok, onun toplumdan ayrılmış bir güç olma niteliğinin aşılmasıdır. Lenin ise burjuva devlet aygıtının parçalanmasını zorunlu görmekle birlikte, bunun yerine proletarya devletinin kurulmasını teorinin merkezine yerleştirir. Sovyetler bu yeni devlet biçiminin siyasal temeli haline gelir.
Dolayısıyla Marx'ın hareketi kabaca:
proletaryanın siyasal iktidarı → üreticilerin ortak toplumsal yönetimi → sınıfsal ayrımların ortadan kalkması → ayrı siyasal iktidarın sönümlenmesi şeklinde kurulurken, Lenin'in hareketi: proletaryanın siyasal iktidarı → öncü parti → Sovyetler → proletarya devleti → merkezî siyasal ve ekonomik yönetim → sosyalist dönüşüm → devletin sönümlenmesi şeklinde kurulmaktadır.
Buradaki fark yalnızca kullanılan araçların farklılığı değildir. İktidarın kuruluş biçimi değişmektedir.
Marx'ta üreticilerin ortaklığı, devletin giderek gereksizleşmesini mümkün kılan toplumsal ilişkidir. Lenin'de ise proletarya devleti, toplumsal dönüşümün gerçekleştirilmesinin zorunlu siyasal aracı haline gelir. Böylece devlet, aşılması gereken bir güç olmakla birlikte aynı zamanda dönüşümün örgütleyici aracı olarak güçlendirilir.
Bu fark ekonomik yönetim konusunda daha da belirginleşir.
Marx'ta üretimin toplumsallaşması, üreticilerin üretim araçları ve toplumsal ürün üzerindeki ortak yönetimine doğru ilerler. Lenin'de özellikle 1921–1922 döneminde ekonomik yönetim, proletarya devletinin merkezî yönetim kapasitesi içerisinde düşünülür. İşletme yönetiminde tek kişi sorumluluğunun güçlendirilmesi, sendikaların doğrudan işletme yönetimine müdahalesinin sınırlandırılması ve yöneticilerin devlet tarafından yetiştirilmesi, üreticilerin doğrudan yönetimi ile devletin ekonomik yönetimi arasında açık bir ayrım yaratır.
Bu nedenle bunu yalnızca “koşullar Lenin'i buna zorladı” şeklinde açıklamak yeterli değildir.
Koşullar Lenin'in karşılaştığı sorunları ve seçenekleri belirlemiş olabilir; fakat Lenin bu sorunlara belirli teorik ve siyasal tercihlerle cevap vermiştir. Bu tercihin sonucu, üreticilerin ortak yönetiminin doğrudan kurulması yerine, üretimin proletarya devletinin ekonomik yönetim kapasitesi aracılığıyla örgütlenmesidir.
Burada Marx ile Lenin arasındaki fark en açık biçimine ulaşır:
Marx'ta üreticilerin ortaklığı siyasal iktidarın aşılmasına doğru ilerler. Lenin'de proletarya iktidarı önce siyasal ve devlet biçiminde örgütlenir; üreticilerin toplumsal yönetimine geçiş bu örgütlenmiş iktidarın aracılığıyla düşünülür.
Dolayısıyla mesele Lenin'in Marx'tan “sapması” ya da Marx'ın Lenin'den “daha demokratik” olması değildir. Mesele, devrimci dönüşümün öznesi ile bu dönüşümü gerçekleştiren kurumsal iktidar arasındaki ilişkinin farklı kurulmasıdır.
Marx'ın sorusu: «Proletarya iktidarı nasıl toplumun kendi ortak iktidarına dönüşür?»
Lenin'in sorusu: «Proletarya iktidarı nasıl örgütlenir, korunur ve toplumu dönüştürecek bir devlet gücüne dönüştürülür?»
Bu iki soru birbirine bağlıdır; fakat aynı değildir.
Ve Sovyet deneyiminin sonraki tarihini anlamak açısından belirleyici olan da tam olarak budur. Çünkü proletarya adına kurulan parti, proletarya iktidarının kurumsal biçimi olan devlet ve toplumsal üretimi yöneten ekonomik yönetim aygıtı birbirinden ayrıldığı ölçüde, proletaryanın kendi toplumsal iktidarı ile proletarya adına kullanılan kurumsal iktidar arasında yeni bir mesafe oluşur.
Bu nedenle Sovyet tarihindeki temel sorun yalnızca bürokrasinin ortaya çıkması değildir. Daha temel sorun şudur: Proletaryanın kendi iktidarı ile proletarya adına iktidar kullanan kurumların iktidarı aynı şey midir?
Marx ile Lenin arasındaki ayrım bu sorunun teorik başlangıç noktasıdır.
Marx'ın çizgisinde proletaryanın siyasal iktidarı, sonunda kendi ayrı siyasal varlığını ortadan kaldıracak toplumsal ortaklığa yönelir.
Lenin'in çizgisinde ise proletaryanın siyasal iktidarı, önce parti ve devlet aracılığıyla örgütlenir; toplumsal ortaklık bu örgütlenmiş siyasal iktidarın gerçekleştirmesi gereken tarihsel hedef haline gelir.
Bu nedenle sonraki Sovyet deneyiminin temel çelişkisi şöyle formüle edilebilir:
Proletarya iktidarı toplumu kendi kendisinin yöneticisi haline getirmek için mi kurulmuştur, yoksa toplumu proletarya adına yöneten ayrı bir siyasal ve ekonomik kapasite yaratmak zorunda mıdır?
Sovyet tarihinin bütün temel dönüşümleri — parti-devlet ilişkisinin kurulması, devlet mülkiyetinin yaygınlaşması, ekonomik yönetimin merkezileşmesi, yönetici tabakanın oluşması ve nihayet 1980'lerde bu yönetim gücünün mülkiyet ilişkisine açılması — bu başlangıçtaki ayrımdan bağımsız düşünülemez.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
