“Çerçeve Yasa”: Bir Çeşit Pişmanlık Yasası (Mehmet Güzel)
Tavizlerle “Çerçeve Yasa”ya
İki yıldır devam eden, adına “Süreç” denilen garabet “Çerçeve Yasa” noktasına geldi. Kürt Hareketi bugüne kadar birçok adım attı. Silahlarını yaktı, kongre toplayıp kendini feshetti, bütün militanlarını Türkiye sınırları dışına çıkardı, bu da yetmedi, Kuzey Irak’taki çatışma bölgelerinden daha içlere doğru militanlarını kaydırdı. “Süreç” garabetine Rojava’nın statüsünü dahil etti ve Rojava yönetimi kendini son derece sınırlandırdı, ardından HTŞ yönetimiyle entegrasyon içine girdi. İktidar devrimci muhalefete durmaksızın saldırdı, saldırıları ana muhalefete bile yöneldi; kent uzlaşısı nedeniyle hem CHP’ye hem de DEM Parti kadrolarına zindan kapılarını açtı ve yargı sopasıyla dövdü, Kürt Hareketi şekilsel itirazlar dışında bunlara ses etmedi. CHP’nin bütün belediye yönetimlerini tasfiye etti ve kadrolarını zindana attı; bu saldırılar karşısında da Kürt Hareketi zevahiri kurtarma babında açıklamalar dışında seyirci kaldı. Bütün bu tavizler, Kürt Hareketinin “Süreç” adına verdiği tavizlerdir. Bir bakıma bu adımlar ve tavizlerle kendini Erdoğan yönetimine kanıtlamaya çalıştı. Erdoğan yönetimi ise bütün bu adımlar karşısında ellerini göğsünde kavuşturmuş, hiçbir adım atmamıştı. Hep daha fazlasını Kürt Hareketinden beklemişti. İktidarın baştan itibaren yaklaşım şekli, karşılıklı çözüm üretme değil, teslimiyet altına alma yaklaşımıydı.
Kürt Hareketinin verdiği bunca tavizden sonra nihayet, iki yıl sonra, bir “Çerçeve Yasa” adını verdikleri yasayı çıkartma çabası oldu. Bugün Meclis Komisyonundan geçen yasa taslağını iki gün sonra Meclis’te onaylayarak yasalaştıracaklar. Ancak bunun yürürlüğe girmesi hemen olmayacak, çünkü şarta bağlı. Kürt Hareketinin “bütün Kürt bölgelerinde, kendisine bağlı tüm oluşumların silah bırakmasının MGK’nın teyidi” ve bu teyidin Resmî Gazete’de yayımlanması sonrasında yasa yürürlüğe girecek.
Peki Yasa Ne Getiriyor?
Peki bu kadar beklenti, taviz, şart şurt sonrası iktidarın yürürlüğe sokacağı yasa ne fayda sağlıyor? Neredeyse hiç!
Her şeyden önce ne Öcalan ne de Kürt Hareketinin diğer lider kadroları bu yasadan yararlanıyor. Herhangi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç bile duymayan Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ bile bu yasadan yararlandırılmıyor. Hukuksuz yere cezaevinde tutulan belediye başkanları ve milletvekilleri bu kapsamın dışında tutuluyor. PKK/KCK üyeliğinden ceza verilmiş bir kesim insanın ceza infazları 5 yıl veya 10 yıl ertelenmiş oluyor. O da yazılı olarak “beni bu yasadan faydalandırın” talebini içeren bir dilekçeyle başvurmaya bağlanmış. Ertelenen bu süre içerisinde ceza müeyyidesi, bundan yararlanmış olanın boynunda Demokles’in Kılıcı gibi sallandırılacak. En ufak bir bahaneyle tekrar zindana atılma tehdidiyle karşı karşıya kalacak. Yani kelimenin tam anlamıyla “dağ fare bile doğurmadı”!
“Terörsüz Bölge” ve Bölgesel Tasfiye
İktidar başından beri bu sürece teslimiyet altına alma şeklinde yaklaşıyordu ve hâlen de öyle devam ediyor. Ama bununla da sınırlı kalmıyor. İktidarın “terörsüz Türkiye-terörsüz bölge” sloganı ile gösterdiği teslimiyet altına alma yaklaşımı, Kürt Hareketini bölgesel düzeyde kendine bağlama girişimi olarak tezahür ediyor. Nitekim bu sürece Irak’taki ve Suriye’deki Kürt Hareketini dahil etmesi bunun yansımasıdır. “Çerçeve Yasa” tasarısının kamuoyuna açıklandığı günün ertesi günü (4 Ağustos 2026), Suriye’de HTŞ yönetiminin başı Colani ve Dışişleri Bakanı Şeybani ile Mazlum Abdi ve İlham Ahmed görüşmesi yapıldı. Colani yönetimi, Kürt Hareketi liderlerinden SDG’nin feshini ve silahsızlanma anlamına gelecek şekilde silahlı unsurların Suriye ordusuyla entegrasyonunu istedi. Kimi güvenceler isteyen Kürt Hareketi liderlerinin bu talepleri karşılıksız kaldı. Bu toplantının ertesi günü de Suriye HTŞ yönetiminin Dışişleri Bakanı Şeybani soluğu Ankara’da Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yanında aldı. Görüldüğü gibi bu teslimiyet altına alma süreci hem Türkiye’de hem Suriye’de eş zamanlı olarak yürütülüyor. Buna Kuzey Irak’taki feshedilen PKK güçlerinin de dahil edildiğini söylemeye bile gerek yok. AKP iktidarının “Terörsüz Bölge” ifadesi burada anlamını buluyor.
İran Neden Sürecin Dışında?
Her iki tarafın da bu “Süreç” kapsamına almadıkları tek alan, İran’daki Kürt Hareketidir. Bu noktaya ibretle dikkat çekmek istiyorum. ABD ve İsrail ile aynı saflarda hizalanmış olan ülkelerdeki (Türkiye, Suriye ve Irak) Kürt Hareketi güçleri silahsızlanarak bulundukları ülkelerdeki devletle bütünleşme süreci içindedir. Ama ABD ve İsrail ile karşı karşıya olan, hatta bu iki haydut ve saldırgan devletle savaş halinde olan İran için bu süreç öngörülmüyor. Tam tersine, bu alandaki Kürt Hareketi güçleri daha fazla silahlandırılıyor, tahkim ediliyor ve İran yönetimine ve diğer Direniş Ekseni güçlerine karşı bir müdahaleye hazırlık niteliğinde mevzilendiriliyor. Bu durum, Kürt Hareketinin bu “Süreç” ile hangi amaçlarla kullanıldığının da en net görüntüsünü veriyor.
“Tarihi Gelişme” Söylemi
“Çerçeve Yasa” hem iktidar hem de Kürt Hareketi liderliği tarafından “tarihi gelişme”, “demokrasiye atılan tarihi adım”, “Cumhuriyet’in kuruluşu kadar tarihi bir başlangıç”, “tarihi bir eşiğin aşılması” gibi abartılı ifadelerle kitlelere sunuluyor. Her iki taraf da bize hikâye anlatıyor. Çünkü her iki tarafın kendi kitlesini bu hikâyeye ikna etme ihtiyacı var. Ve her iki taraf da hitap ettiği kitleyi aptal yerine koyarak bu manipülasyonu yaptığına tanık oluyoruz. Bu konuda iktidar açısından söylemler daha gerçekçi duruyor; çünkü yarım asırdır kıyasıya bir savaş halinde olduğu Kürt Hareketini tasfiye ediyor, hem de Ortadoğu genelinde. Ve bu hareketin kitle potansiyelini kendisinin sistemini kurumsallaştırma emellerinin arkasına tahkim ediyor. Bu tahkimat sayesinde içeride sistem içi ve sistem karşıtı bütün muhalefeti tasfiye etmek üzere pervasızca saldırma imkânı buluyor. Aynı tahkimat sayesinde ve yine kırıntı niteliğinde, eften püften ifadelerin ötesine geçmeyecek vaatler sayesinde Anayasayı değiştirerek İslamcı Faşizmin sistem ve kurumsal olarak kuruluşunu tamamlama hedefini gerçekleştirecektir. Boşuna bu “Süreci”, “İç kalenin güçlendirilmesi” olarak açıklamıyorlar. “İç kale güçlendirilerek” Ortadoğu genelinde yeni dengelerin kurulması sürecinde ABD-İsrail ekseninin çıkarlarıyla paralel bir şekilde ve bölge halklarının aleyhine antiemperyalist Direniş Ekseninin tasfiye edilmesi hedeflenmektedir. Bölge genelinde şekillenen bütün tavırlarda net olarak bu duruş gözlenebilmektedir. Çok açık ve hazin bir şekilde görülmektedir ki Kürt Hareketi liderliği, bu hareketi, bölgesel ve uluslararası düzeyde ABD-İsrail ve diğer emperyalist devletlerin çıkarları eksenine hizalamış durumdadır. Ezilen bir ulusal kurtuluş hareketini zalimlerin safına ve onların çıkarları eksenine çekmeye çalışmaktadırlar. Ezilen Kürt halkının sonuna kadar buna izin vereceği tartışılır. Bu halkın direniş potansiyelinin yeni antiemperyalist alternatifler geliştirme potansiyeli vardır ve bunu bir şekilde mutlaka devreye sokacaktır. Ancak şimdi yaşanan realite yukarıda ifade ettiğim şekildedir.
“Niteliksel Bir Saf Değiştirme”
Kürt Hareketi liderliği silahları bırakır veya bırakmaz, eline taş veya sopa alır, siyasi mücadele yürütür veya yürütmez… Sonuçta buna kendisi karar verir. Ancak dünyanın en organize ve en büyük antiemperyalist ulusal kurtuluş hareketinin kendisini tasfiye ederken hem ülkedeki demokrasi güçlerine karşı hem de bölgedeki diğer halkların antiemperyalist direniş güçlerine karşı bölge devletlerinin arkasına güç tahkimatı yapması, Kürt halkının potansiyelini bu zulüm güçlerinin hizmetine sunması kayıtsız kalınamayacak bir tutumdur. Bu tutum, gözümüzü kapatarak görmezden gelemeyeceğimiz niteliksel bir saf değiştirme durumudur.
Bu “Süreç” başladığı zaman “bu yol cennete değil cehenneme çıkar” diye yazmıştım. (https://atakdergi.com/haber/ocalanin-cagrisi-olmayacak-duaya-amin-mehmet-guzel/) Bu kapıların cehenneme açılmakta olduğunu şimdi pratik adımlarla bir bir görüyoruz.
Biat ve Yeni Bir Hareket İhtimali
Özgür bireyler yetiştirme iddiası güden Kürt Hareketi liderliği, trajik bir şekilde biatçı bireyler yetiştirdi. Bu sayede liderin her adımını ve sözünü sorgusuz sualsiz kabul eden ve bir ilahi hikmet uman kitleler sayesinde bu hareket eksen değişikliğini fazla sorun yaşamadan gerçekleştirebilmiştir. Ama bunun böyle devam edeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Kürt halkının, zulüm cephesi ile işbirlikçiliğe kapağı atmış olan bu liderliği aşma ve yeni bir antiemperyalist hareket geliştirme potansiyelinin eninde sonunda yaşama geçeceği umudu canlıdır.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
