Bir Cenaze Töreninin Düşündürdükleri (Yıldız Aydın)
Garbis Altınoğlu
“ağlasın ermeniler bu acı kıyıma,
çöle döndü, görkemli adana.
ateş ve kılıç vicdansız talan,
rupen’lerin evi ah oldu viran.
verme artık ışığını ey yüce güneş,
etrafında sakla yüce yasını.
güney rüzgarı geçti ülkeden,
soldu, kurudu çiçek ve ağaç.
zavalli ermeniler bir dakikada,
düştüler vicdansız kılıç altına.
kilise ve okul alevler içinde,”
Bu bir ağıt’tan bir bölümdür. Adana’da 1909 yılında 30 bin Ermeni’nin katledilişi üzerine yakılan bir ağıt. Katliamın tanıklarından Zabel Yesayan, ‘Yıkıntılar Arasında’ adlı kitabıyla katliamı tüm ayrıntılarıyla anlatıyor.
Anlatacaklarımın konuyla doğrudan olmasa da ilgisi var.
O, 19 Ekim 2019 yılında yoğun bakımdan sonra yaşama veda eden Ermeni kökenli bir komünistti. Ataları, dedeleri 1915’te soykırımla yok edildiler. Kiliseleri, okulları, evleri yakıldı. Bir kısmı bulundukları yerlerde katledildiler. Yaşlılar, kadınlar, çocuklardan oluşan büyük kitleler halinde Anadolu’nun birçok yerinde Ermeni toplumunun yaşadığı yerlerden toplanarak tehcir kafilesi boyunca yok edilip öldürüldüler, mezarsız bırakıldılar. Bazı bölgelerde (1890’lı yılların Maraş’ı bunu en yoğun yaşayandır) Soykırım kurbanı Ermeniler “Burası Tanrı’nın evi, burada bize dokunmazlar” umudu ve çaresizliğiyle kiliselerine sığınmışlardı. Ama o masum ve savunmasız kitleler kiliseleriyle birlikte yakıldılar.
O travma ve acılı geçmiş Anadolu Ermenilerinin belleğinde ve yüreklerinde yaşıyor. Dolayısıyla bu halk cenazelerini kiliselerde Ağıtlarla uğurlarlar. Garbis’in Cenazesi de kilisede Adana Ağıdı’yla, acılı, ağrılı, ilahilerle uğurlandı. Hrant Dink öldürüldüğünde İstanbul’da cenaze töreninde Anadolu halkları acılar ve kayıplarda birleşmişti. İkinci kez Garbis’in cenazesinde Ermeni ve Hristiyanlar, Müslüman ve Türk kökenli kitleler ortak bir acıda bir araya geldiler. Yurt dışındaki Ermeniler ilk kez kendi köklerinden olan enternasyonalist bir komünisti birlikte andılar. Enternasyonal Marşı’nı birlikte seslendirdiler. Garbis hem enternasyonalist duruşu, hem de ölümüyle Anadolu halklarını bir araya getirdi. Bundan son derece mutlu oldum. İyi ki de öyle yapmışız.
Ne acı ve ne utanç verici ki, Türkiye devrimci hareketinin mensuplarından azımsanmayacak bir kesim (Özellikle de içinden çıktığı ve yollarını çoktandır ayırdığı yapı) Garbis’in kilisede anılmasına “O bir ateistti, kilisede ne işi var? Bu Garbis’e hakarettir” vb. gibi bir yığın hakaret ve suçlamalar yönelttiler. Ağır hakaret ve haksızlıklara hedef oldum ve hâlâ da zaman zaman karşılaştıklarım, merhaba demeden bu suçlamaları sürdürüyorlar. Ateist olmak kiliseye düşman olmak anlamına gelmez. Nedense birdenbire keskin ‘Komünist’, ”Marksist-Leninist“ olmuşlardı. Sadece taraftar veya sempatizan konumunda olanlar değil, 30-40 yıllık mücadele deneyimi olanlar tepkili tutumlarını hararetle savundular. Sanki 18’in genç devrimciler gibi “Sol Çocukluk Hastalığı”nın yan etkileriyle davrandılar. Sol oportünizm özünde sağcılıktır. Sağ oportünizmdir. Tıpkı burada olduğu gibi.
Bu keskin “komünistler” sağlığında kendileriyle birlikteyken Garbis’in yazdığı yazılardan Marks, Engels, Lenin, Stalin’in alıntılarını kesip atıyor, onun yazılarına sansür uyguluyor, diğerleri de bu sansürü sessizce onaylıyorlardı. Dahası var. Garbis’i kendilerine benzetmeye, Kürtleştirmeye ve Öcalan önünde secdeye zorluyorlardı. Bir gün olsun O’nun Ermeni kökenini hatırlamak istemediler. ‘Türkiye’de Ermeni Devrimci Olmak’ adlı makalesi buna genişçe değiniyor. Bu tutarsızlık ve iki yüzlülüğün göstergesi, inkârcılık ve bilinçaltına yerleşmiş egemen ulus milliyetçiliğinin inceltilmiş hâli değilse nedir? Son 20 yılında yolda onunla karşılaştıklarında yönlerini değiştiriyorlardı. Avrupa’nın birkaç ülkesinde panel için çağıracaklarını söyleyip ondan sonra çark ediyorlardı. Çünkü el altından antipropagandayla birçok insanın kafasını bulandırıyorlardı. Yüz yüze, cepheden mücadele edecek mecalleri yoktu. Böyleleri için kaçak yollar daha caziptir. Standlarda kitaplarının satışını engelliyorlardı. Daha sayamayacağım kadar çok örnek var, yazıyı uzatmamak için anlatmıyorum. Bu ikiyüzlü davranış ve sansürlerin birebir tanığıyım.
Son söz olarak, Garbis bütün bu gereksiz tepkileri görebilmiş olsaydı, “Benim cansız bedenim üzerinde tepinmeyin! Yazdıklarım üzerinde tartışın” derdi. Böyle düşüneceğinden adım gibi eminim.
Not: Kilise düşmanlığı üzerinden Ermeni toplumuna yabancılığı ve uzaklığı anlatmak zorunluluk oldu. Türkiye devrimci hareketinin tarihinde bunlar kaydolmalı. Yoksa bu konuyu her fırsatta yeniden ısıtıp önüme koyanları, bozuk plak gibi cızırtı yapanları muhatap almak istemezdim.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
