"Edebiyat - Öykü - Şiir - Anı - Anlatı" Kategorisi
BAŞKA BİR DÜNYAYA AÇILAN YÜREK (Mehmet Güzel)
“İleride bir kontrol noktası, yanıp sönen kırmızı mavi lambalarla kendini belli ediyordu. Bu viraj her zaman beni endişelendirirdi. İlerisini uzaktan göremezsin, tek şeritli yolda geri dönemezsin, sapacak tali yol bulamazsın. Kuzu kuzu kontrol noktasına doğru ilerlersin; mezbahada kurbanlık hayvanları sürdükleri dar koridor (kesim şutu)’nda ilerler gibi!”
SUCUĞU NASIL YEMEK İSTERSİNİZ? (Mehmet Güzel)
“Hayatımda yazılmamış o kadar şey var ki, bunlar Amin Maalouf’un hayatında olsaydı kim bilir daha ne kadar güzel eserler katardı yazmış olduklarına. Bunları yazmaya zamanım olacak mı, hiç bilmiyorum. Hatta zamanım olsa da yazmak için bunlar hafızamda kalmaya devam edecekler mi, onu da bilmiyorum. (…) Hastane yatışını yaptığım zaman doktor bana tedavimin seyri ve olası yan etkileri konusunda bilgilendirmede bulunmuştu. CAR-T tedavisinin zayıf da olsa tehlikeli yan etkiler yaratabileceği konusunda uyarmıştı. Bunun için yatış yapmadan günler önce buna karşı önlem alma telaşına düşmüştüm. Ve şimdi günde en az 4 –5 defa bıktırırcasına tekrar eden kontrol rutinlerine maruz kalıyorum."
MAMAK’TA BİR GÖRÜŞ GÜNÜ (Fikri Günay)
“Nöbetçi asker öyle hızlı ve güçlü vuruyordu ki, cop ile elin buluşmasından çıkan ses koridorda yankı yapıyordu. Asker, “çek lan..” dedi, yüksek bir sesle. Haydar “yoruldun mu, bak bir daha bu fırsatı bulamazsın. Herhalde hırsını alamadın. İstersen biraz daha vurabilirsin” dedi sakin sakin ama öfke dolu bir ses tonuyla.”
KİRKİT (Bedia Çaka)
“Tezgahın dikey ipleri olan çözgüler babaannemin yoksul hayatının sınırlarını çiziyor, kirkit o sınırların içinde varoluşunu ilmek ilmek inşa ediyordu. Kirkitler ipleri topluyordu, babaannem ise hayatı. Hayatın getirdiği tüm belirsizlikleri ve acıları tıpkı kirkit gibi sabırla ve kararlılıkla vurarak düzene oturtmaya çalışıyordu. Babaannemin de tıpkı diğer kadınlar gibi kaderi çoğu zaman bu çözülmeye hazır iplere benziyordu.”
YOLUN HİKAYESİ (Bedia Çaka)
"Şeritsiz yolun yolcusu oldum her zaman. Sınırları ve şeritleri sevmedim. İstedim ki yola çıkanlara mihman olayım; şeritsiz ve sınırsız. Bugün ise kendimle yüzleşmenin, sessiz itiraflarımın, kırılmalarımın, sitemlerimin, var oluşlarımın, yok oluşlarımın fay hatlarını döşemek için çıkmam gereken bir yol hikâyesinin ana karakteriyim. Dikiz aynasından yansıyan o yüz, geride bırakılan yolun ardından gelen yeni yol hikâyesinin serimidir. Saçlarını yola, duygularını şairlere kurban etmiş bir kadının yazdığı bu hikâye, aslında bir kaçıştan ziyade bir kendine varış hikâyesidir."
HEYEEE… ÇAAT… ANNEMMM… (Fikri Günay)
“Altı seneye yaklaşan hasretlikten sonra gelen buluşmanın ayrılık saati gelmişti. Yüreğine buruk acısı tekrar çöreklendi. Kızına son kez sarıldı o gün. Tekrar öptü yanaklarından, alnından, ahu gözlerinden. “Sen de öpsene kızım” diyemedi. Son olarak kınalı, kızıl saçlarından öptü.(…) Gözleri nemli, içinde hala buruk acı, hayalinde kızının yeni yüzü vardı yatağına uzandığında…”
