Temel Demirer
Akademisyen
Yazarın Tüm İçerikleri
İNSAN(LIK) HÂL(LER)İ VE… (Temel Demirer)
Kapitalist uygarlığın yarattığı yabancılaşma, insanı kendi özünden koparıp metalaştırırken özgürlük, onur ve dayanışma arayışını da kuşatıyor. İnsan(lık), bu cendereden ancak bilinçlenerek, kendi olma cesaretini kuşanarak ve egemenliğe boyun eğmeyerek çıkabilir. Çünkü insan olmak, yalnızca yaşamak değil; düşünmek, direnmek, başkaldırmak, dayanışmak ve dünyayı değiştirme iradesini taşımaktır. Gerçek özgürlük, bu mücadelede kazanılır ve korunur.
HESAPLAŞMADIKÇA, KAVRULACAĞIZ ATEŞİYLE MADIMAK’IN! (*) (Temel Demirer)
Madımak Katliamı, yalnızca 2 Temmuz 1993’te yaşanan bir katliam değil, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal dönüşümünde derin izler bırakan tarihsel bir kırılma olarak ele alınıyor. Makale, Alevilere yönelik baskı, cezasızlık ve toplumsal hafızasızlık üzerinden Madımak’ın bugünle bağını kurarken, adaletin ertelenmesinin yarattığı tehlikeye ve hafızayı canlı tutmanın zorunluluğuna dikkat çekiyor. Özellikle hukuk, adalet ve demokrasi açısından güncel.
COĞRAFYAMIZDA ALEVÎFOBİNİN DÖKÜMÜ
“Alevîler, tarih boyunca aşağılayıcı, dışlayıcı ve düşmanca söylem ve politikaların hedefi oldu; inançları, kimlikleri ve toplumsal varlıkları üzerinde sürekli bir asimilasyon ve kuşatma uygulandı. Maraş’tan Çorum’a, Gazi’den Madımak’a uzanan katliamlar ve cezasızlık, bu zihniyetin sonuçlarını gösterirken; Alevîlerin kendi kimliklerine, inançlarına ve geleceklerine ilişkin söz hakkını kendilerinin belirlemesi gerektiğini ortaya koyuyor.”
ŞİİR SOLUĞUMUZ, DEVRİM YÜREĞİMİZDİR; YA DA ANLATILAN BİZİZ(*) (Temel Demirer)
Şiir, yalnızca estetik bir anlatım biçimi değil, insanlığın hakikâtle kurduğu ilişki, zulme karşı direniş ve dünyayı değiştirme iradesidir. Makale, devrimci şiirin tarihsel belleğini, toplumsal mücadeleyle bağını ve umut yaratma gücünü hatırlatırken, şiirin günümüzde yeniden hayatın, özgürlüğün ve başkaldırının yoldaşı olması gerektiğini savunuyor. Çünkü şiire değmeyen bir devrim, eksik kalmış bir insanlık arayışıdır.
HİKÂYESİ İLE “BETON KANAL” KÂBUSU! (Sibel Özbudun-Temel Demirer)
Kanal İstanbul, yalnızca bir ulaşım projesi değil; su havzalarını, ormanları, tarım alanlarını ve kültürel mirası tehdit eden, kent planlama ilkelerini ihlâl eden büyük ölçekli bir rant girişimidir. Yazarlar, projenin çevresel, toplumsal ve hukuksal sonuçlarının bilimsel raporlarla ortaya konulduğunu, buna rağmen siyasal ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda ısrarla sürdürüldüğünü ve İstanbul’un geleceğini ciddi biçimde riske attığını savunmaktadır.
ŞİMDİ KENDİMİ “İYİ” HİSSEDİYORUM! (Temel Demirer)
“Yasaları keyfi uygulayamazsınız… “Hukuksuz demokrasi, siyasal bir oyundan öteye geçemez,” vurgusu eşliğinde hızla hatırlatayım; Herkesin kanun önünde eşit olması yeterli değildir. Kanun da herkes önünde eşit olmalıdır. Çünkü adaletsizlik nerede olursa olsun, her yerdeki adaleti tehdit eder. Bir insana yapılmış haksızlık, tüm insanlığa yapılmış haksızlık demektir. Hukukun hukuk olmadığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar.”
