Zeliha Altuntaş
Yazarın Tüm İçerikleri
Bacıyân-ı Rûm örgütlenmesi (Zeliha Altuntaş)
"Vahşi kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır... Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür" C.P.Estés-Kurtlar ile Koşan Kadınlar
Hızır etiği; yeryüzünde cennet kurma felsefesi (Zeliha Altuntaş)
Hızır etiği ilahi bir kurtarıcı beklentisini aşarak insanın insana yönelttiği etik sorumluluğu merkeze alan bir dayanışma felsefesi olarak okunmalıdır; bu felsefe kapitalist yabancılaşmaya karşı ilişkisel ontolojiyi, yapısal şiddete karşı pozitif barışı ve nekropolitik tahakküme karşı yaşamın savunusunu içerir.
Eşitlik Söylemi ve Ataerkil Gerçeklik (Zeliha Altuntaş)
Bu söyleşi, Alevi kurumlarında eşitlik söylemi ile ataerkil pratikler arasındaki derin uçurumu görünür kılıyor. Kadın emeğinin sistematik biçimde görünmezleştirilmesini, karar mekanizmalarından dışlanmayı ve erkek egemen iktidar ağlarını ifşa ediyor. Zeliha Altuntaş, eşitlikçi mirasla yüzleşmeden demokratik dönüşümün mümkün olmayacağını vurguluyor. Kadınların özgürleşmesi, kurumsal şeffaflık ve gerçek temsil olmadan hiçbir ilerleme kalıcı değildir, olamaz.
MARAŞ KATLİAMI’NIN CİNSİYETİ (Zeliha Altuntaş)
“Maraş Katliamı, Alevilere yönelik şiddetin istisnai bir patlama değil; kadın bedeni üzerinden işleyen, süreklilik arz eden bir biyopolitik tahakküm rejiminin parçası olduğunu göstermektedir. Alevi kadın bedeni, ulusal ve mezhepsel sınırların çizildiği, kolektif kimliğin hedef alındığı ve şiddetin meşrulaştırıldığı merkezi bir siyasal alana dönüştürülmüştür.”
ALEVİ KADINLAR İÇİN LAİKLİK VE TOPLUMSAL EŞİTLİK (Zeliha Altuntaş)
“Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde, Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde.” — Hacı Bektaş Veli Çoktanrıcılıktan tektanrıcılığa evrilen süreçle birlikte, …
Emeğin Cinsiyeti (Zeliha Altuntaş)
“Alevilik öğretisinin özündeki eşitlik, yeniden hatırlanmaya muhtaçtır. Eşitlikçi yapı korunamadığı müddetçe böyle bir inançtan bahsetmek mümkün değildir. “Can” kavramı yalnızca cinsiyetin değil, iktidarın da ötesindedir. Zira bu bakış açısı, emek teorilerinin vurguladığı yeniden üretim emeğiyle kesişir: Yaşamı sürdüren her emek kutsaldır, ancak kutsallık sömürünün bahanesi olamaz, olmamalıdır.”
