Atak Logo

Atak Menü

TARİH = SAVAŞ + BARIŞ (TEMEL DEMİRER)

TARİH = SAVAŞ + BARIŞ (TEMEL DEMİRER)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
29 Mart 2026, 18:40 | Yazar: Temel Demirer | Kategori: Dünya
TARİH = SAVAŞ + BARIŞ (TEMEL DEMİRER)

“Bugün barış ve savaş uğruna

Mücadele mevcut tüm insanlığınpraksisinin ana eksenine dönüşmüştür.”[1]

 

 

İktidarı elinde tutanları değil, gerçeği telaffuz edenleri aklayan tarih, yaratıcısı insan(lık)ı daima izledi ve yargıladı.[2]

 

Max Horkheimer’ın, “Vahşetten insanca bir hayata giden bir evrensel tarih yoktur, ama sapandan megaton bombaya ulaşan bir tarihin olduğu söylenebilir”; Albert Camus’nün, “Resmî tarih oldum olası büyük katillerin tarihidir. Kâbil, Habil’i bugün öldürmüş değil, ama bugün Kâbil, Habil’i akıl uğruna öldürüyor ve onur madalyası istiyor,” betimlemelerindeki egemenlerin tarihi, katillerin/soyguncuların yüceltilmesinden başka bir anlam taşımaz. O, mücadele(lerin) birikimidir ve “galipler/egemenler”ce yazılmaya çalışılsa da, onun asli dinamiği hep ezilenlerin başkaldırı hakikâti oldu; “Halkın büyük bir kısmı aç ve çıplak olunca, istediğini zorla alır. Ve bütün tarih boyunca haykıran küçücük bir gerçek daha: Baskı, ancak baskı altındakileri güçlendirir ve birbirine bağlar,” ifadesindeki üzere John Steinbeck’in...

 

Ezilenlerin uyanmaya çalıştığı bir kâbus olarak tarih, döngüsel, tekrarlayıcı değildir; değişip, değiştirir. “Tarih tekerrür eder”, derlerse de o asla tekerrür etmez; insan(lık), tarih içindeki varlık olmanın ötesinde, tarihin kendisidir, yaratanıdır.

 

Ancak belirtmeden geçilmemeli: Köleler tarih yapamaz; ona boyun eğerler! Çünkü özne değil, nesnedirler.

 

Malum: Tarih kendiliğinden değişmez, onu değiştirmek için yüreği tutuşmuş başkaldıran, mücadele eden insan(lar) gerekir. Tarih göstermiştir ki, insan iradesi tüm silahlardan daha güçlüdür.

 


 

Tehdit ve imkânların büyüdüğü kaotik zamanlardan geçiyoruz: Sürdürülemez kapitalizmin III. Büyük Bunalımı bu…

 

Savaşlarla, soykırımla, emperyalist terörün sınır tanımayan militarizmiyle, türlerin yok oluşu ve küresel ısınmada tezahür eden ekolojik bir krizle sarsılıyoruz.

 

Emperyalist haksız savaş, körü körüne itaat, düşüncesiz aptallık, acımasız duygusuzluk, ahlâksız yıkım, cinayet demekken; yerküre Hollywood filmini andırıyor ve savaşa karşı bir şey yapıl(a)mıyor.

 

Kapitalizmin “Demokrasi için savaş”(!), “Savaşı bitirmek için savaş” (?) yalanları dünyayı gerçek bir cehenneme çevirirken; haksız savaşlarla, acımasızlıklarla, anlamsız trajedilerle dolu bir vahşet dünyasında yaş(atıl)ıyoruz.

 

O hâlde burada durup, hatırlatalım:

 

Aldous Huxley’in, “Savaşın en şoke edici gerçeği, hem kurbanlarının hem de araçlarının bireysel insanlar olması ve bu bireysel varlıkların, kendilerine ait olmayan kavgalarda cinayet işlemeye veya öldürülmeye siyasetin korkunç kuralları tarafından mahkûm edilmiş olmalarıdır”…

 

Erich Maria Remarque’ın, “İşin doğrusu, savaş üzerine en aklı başında düşünenler, yoksul ve basit kimselerdi. Onlara göre savaş felaketin ta kendisi idi”…[3]

 

Wilhelm Reich’ın, “Buyurganlara göre yalan hakikâtten, savaş yaşamdan önce gelmektedir”…

 

Lev Troçki’nin, “Savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgileniyor”…

 

Eugene V. Debs’in, “Er ya da geç her ticaret savaşı bir kan savaşı hâline gelir”…

 

Allen Ginsberg’in, “Amerika, ne zaman sona erdireceğiz insanlarla savaşını?”…

 

John Lennon’un, “Dünyanın dört bir yanındaki işçi sınıfı insanlarının birbirleriyle savaşmaya yönelik doğuştan gelen bir arzusu yoktur. Bundan kâr elde edecek sosyopatlar tarafından buna kandırılmaları gerekir,” sözlerini anımsatalım…

 


 

Toplumu yok eden haksız savaş(lar) cinayettir, soygundur, kandırmacadır.

 

Friedrich Engels’in, “Savaş, artık sadece soygun amacıyla yapılmaya başlandı ve sürekli bir sanayi kolu durumuna geldi,” notunu düştüğü koordinatlarda zenginlerin tek amacı yıkım ve hırsızlıktır. Emperyalist kapitalizm doğası gereği savaşa yol açar; sınıflı-sömürücü barbarlığın eseridir ve “doğa yasası” falan değildir.

 

Burjuvaların ticareti olarak savaş(lar) özel mülkiyet yüzündendir; Jean-Jacques Rousseau’nun, “Biri çıkıp, çitleri söküp atarak ya da hendeği doldurarak, sonra da insanlara ‘Sakın dinlemeyin bu sahtekârı. Meyveler herkesindir. Toprak hiç kimsenin değildir. Ve bunu unutursanız mahvolursunuz,’ diye haykırsaydı, işte o adam, insan türünü nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı,” ifadesindeki üzere…

 

Evet, özel mülkiyete ait bir dünya asla özgür ve savaşsız ol(a)maz.

 

Savaşın gerisinde ekonomik nedenler yatar, savaş(lar)ı burjuvalar çıkarır, yoksullar da ölür. Yani savaş, zenginlerin terörüdür.

 

Kapitalist açgözlülük olmasaydı dünyada savaş ve ölüm de olmazdı. Bu nedenle yoksulların zenginlere karşı savaşı, baskıdan kurtuluşa giden tek yoldur. “Dünyayı özel mülkiyet yönettiği sürece, proletaryaya aç kalmaktan, yaşamını sürdürmek için savaşmaktan başka bir yol kalmıyor,” uyarısındaki üzere Friedrich Engels’in…

 

Haksız savaş(lar), milyonerlerin milyarder olabilmesi için beş parasızların birbirini öldürmesiyken; tekelci kapitalizm var olmaya devam ettikçe savaşlar son bulmayacaktır.

 

Bu arada savaşa yol açan emperyalizm hiçbir şeyi kesinlikle çöz(e)mez. Yani zenginler, yoksullara karşı yürüttüğü sınıf savaşını kazanamazlar.

 

Konuya ilişkin olarak Fidel Castro’dan bir uyarı: “Özgürlük için savaşmakla, özgürlüğe karşı savaşmak aynı şey değildir.”

 


 

Emperyalist savaş, yasaları dahi susturan cehennemi felakettir; kapitalizmin karanlıklarına, haksız savaşlara karşı mücadele etmek vazgeçilemez bir görevdir, sorumluluktur.

 

Savaş, tüm suçları içeren bir cinayetken; yapılması gereken, sömürü sistemiyle savaşmaktır. Bunun için de sınıf savaşını yükseltip, proletaryayı örgütlemek gerek…

 

Kaldı ki, Fidel Castro’nun, “Soygun felsefesine son verirseniz, savaş felsefesi de ortadan kalkar.” “Herkes özgürlük ister. Ama ne acıdır ki, özgürlüğü kazanmak için savaşmak zorundasınız”; Yılmaz Güney’in, “Bir köle olarak yaşamaktansa, özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.” “Bir zalime sırt vererek başka bir zalimle savaşılmaz,” notunu düştükleri üzere, sonsuza dek savaşla mücadele etmek değil midir barış?

 

Şurası kesin: Haksız savaş(lar)ı bitirmezsek, onlar bizi bitirecek.

 

Kapitalizmin ölümcül hastalığı kriz ve çöküşün istikameti, tek yolu yıkım ve yok etmenin çılgınlığıyken; uğruna savaşmayı seçtiğimiz eşitlikçi özgürlük için savaşacağız; bize savaşmamız emredildiği için savaşmayacağız.

 

Bu arada haksız savaşı tavsiye edenlerin hepsini cephenin en öndeki hatlarına sürün. Onlar en önde savaşsınlar! Eugene V. Debs’in, “Yönetici sınıf uğruna savaşmak için herhangi bir komuta itaat etmeyi reddediyorum, ancak işçi sınıfı için savaşmak için komuta edilmeyi beklemeyeceğim,” deyişindeki üzere...

 

O hâlde şimdi Karl Marx’ın, “İnsan kalmanın tek yolu, insanlık dışı bu sisteme karşı savaşmaktır”; Mao Zedung’un, “Politika kansız bir savaş; savaş ise kanlı bir politikadır,” vurguları eşliğinde V. İ. Lenin’e kulak verme zamanıdır:

 

“Biz sınıflar ortadan kalkıp sosyalizm kurulmadıkça savaşların ortadan kalkmayacağını biliyoruz”…

 

“Pazarlar uğruna, yabancı ülkeleri yağmalama özgürlüğü uğruna mücadele; ayrı ayrı ülkelerde devrimci proletaryanın devrimci hareketine ve demokrasiye son verme eğilimi; burjuvazinin yararına, ücretli köleleri birbirine karşı kışkırtarak bütün ülkelerin proleterlerini aldatma, bölme ve katletme eğilimi: işte savaşın biricik gerçek anlamı budur”…

 

“Hiçbir diktatör iç savaş çıkarmadan gitmez”…

 


 

Ya “Barış” mı?!

 

Öncelikle Thomas Jefferson’un, “Barış içinde köle olmaktansa, tehlike içinde özgür olmayı yeğlerim”…

 

José Mujica’nın, “Dünyada bu kadar savaş varken, hangi yüzle Nobel Barış Ödülü veriyorlar”…

 

Lucy Parsons’un, “Mülk sahibi sınıf barışçıl bir değişimin gerçekleşmesine izin vermeyecektir”…

 

Eduardo Galeano’nun, “Dünya barışı, silah ticaretinden en büyük payı alan beş gücün ellerinde”…

 

Maximilien Robespierre’in, “Yöneldiğimiz amaç nedir? Eşitlik ve özgürlükten barış içinde faydalanmaktır,” sözlerini anımsayın!

 

Bunlara “Hayır” diyebilir misiniz?

 

Tavrım(ız) açık: Yerkürede barış, ancak sınırların ortadan kalkmasıyla olasıdır. Dinlerin, ulusların, bayrakların, sınırların olduğu yerde asla barış ol(a)maz. Çünkü barış sadece savaş olmaması değil, savaşın nedenlerinin yok edilmesidir.

 

Şüphe yok: Barışı sağlamak isteyenler ücretli kölelik sömürüsünü yok etmelidir; başkası da mümkün değildir; yani “Halk için adalet yoksa, hükümet için barış olmamalıdır,” ifadesindeki üzere Emiliano Zapata’nın…

 

“Kötü bir barış, iyi bir savaştan daha iyidir” asılsız bir tekerlemeden ibarettir; barışı istemek onu getirmez, daha fazlası gerekir. Çünkü barışa giden yol yoktur; devrim onun kendisidir!

 

Savaşa hazırlanan diktatörler, sürekli barıştan söz ederlerken; yoksullara kendilerinden başka kimse barış getiremez. Barış, yeni bir dünya kurulmasıdır.

 

“Son” sözlere gelince Jim Morrison, “Otoriteyle barış yaptığınızda otorite olursunuz,” derken ekler Albert Einstein, “Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer! Kötülük yapanlar yüzünden değil, daha çok kötülüklerin olmasına göz yumanlar yüzünden”; Victor Hugo, “Yaşayanlar, savaşanlardır. Diğerlerine gelince, onlara acıyorum. Çünkü en ağır yük, yaşamadan var olmaktır”; V. İ. Lenin, “Devrimler olmaksızın sözde demokratik bir barış, dar kafalı bir ütopyadan başka bir şey değildir,” diye…

 

26 Mart 2026 15:23:45, Muğla.

 

NOTLAR

 

[1] Georg Lukács.
[2] “Tarih farklı halklar için farklı yönde gelişti ama bu, çevresel farklardan dolayı böyle oldu, o halkların biyolojik farklılıklarından dolayı değil.” (Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, çev: Ülker İnce, TÜBİTAK Yay., 2004.)
[3] “Kızgın ya da keyifli askerler olarak yola çıktık ve cephelerin başladığı bölgeye gelince hayvanlaşmış insanlara dönüştük.” (Erich Maria Remarque.)

 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!