Atak Menü

SAĞCI ZENGİN ELİTİN ETKİSİNİ GERİLETMEK (Ahmet Daskapan)

SAĞCI ZENGİN ELİTİN ETKİSİNİ GERİLETMEK (Ahmet Daskap…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
06 Ekim 2026, 20:35 | Yazar: Ahmet Daşkapan | Kategori: Dünya
SAĞCI ZENGİN ELİTİN ETKİSİNİ GERİLETMEK  (Ahmet Daskapan)

Kaotik göçün sorumluluğu sağcı zengin elite, onun holdinglerine, anonim şirketlerine, büyük sermaye gruplarına ve VVD gibi siyasi temsilcilerine aittir.

 

Sağcı zengin elit, ucuz emeği sömürerek daha fazla kâr elde etmek ve servetini büyütmek amacıyla emek göçünü örgütlemektedir.

 

Ortaya çıkan sonuçların sorumluluğunu ise göçmen kökenli olsun ya da olmasın ekonomik açıdan güçsüzlerin, yoksulların, ezilenlerin ve sömürülenlerin üzerine yıkmaktadır.

 

Geçimlerini emek güçlerini satarak sağlamak zorunda olan yurttaşlar ile işi ve herhangi bir sosyal ödeneği bulunmayan, toplumun dışına itilmiş insanlar, sağcı zengin elitin kendi çıkarlarını topluma dayatmasını mümkün kılan servet ve nüfuza sahip değildir.

 

İşsizlik, hastalık, iş göremezlik veya başka nedenlerle sosyal ödeneklere bağımlı yaşayanlar için de aynı durum geçerlidir.

 

Onlar, üzerinde hiçbir söz haklarının bulunmadığı, sağcı zengin elit tarafından alınan kararların sonuçlarıyla yaşamak zorunda bırakılmaktadır.

 

Bir yandan sağcı zengin elit, işverenler ve onların siyasi temsilcileri aracılığıyla kârlarını artırmak için ucuz işgücünü Hollanda’ya getirmektedir.

 

İşverenler ve onların siyasi temsilcileri ise insanca barınma, dengeli bir konut politikası ve eşit toplumsal katılım konusunda sorumluluk üstlenmemektedir.

 

Emek göçmenlerinin topluma tam ve eşit biçimde katılabilmelerini sağlayacak koşulları yaratmadıkları gibi, göçmen kökenli olmayan ekonomik açıdan güçsüz nüfusu da emek göçünün toplumsal sonuçlarının yükünden korumamaktadırlar.

 

Yükleri göçmen kökenli olsun ya da olmasın ekonomik açıdan güçsüzlerin, yoksulların, ezilenlerin ve sömürülenlerin üzerine atmaktadırlar.

 

VVD gibi sağcı zengin elitin siyasi temsilcileri, belediyelerin göçü ve göçün sonuçlarını zamanında ve gerektiği biçimde yönetmesini engellemiştir.

 

Konut, kamusal hizmetler ve toplumsal katılım belediye, mahalle ve sokak düzeyinde örgütlenmeliydi. Tam da bu düzeylerde göçmen kökenli işçi aileleri ile göçmen kökenli olmayan işçi aileleri kendi kaderlerine terk edilmiştir.

 

Bu aileler aynı sağcı zengin elit tarafından sömürülmekte, ezilmekte ve birbirlerine karşı kullanılmaktadır.

 

İnsanlar, umutsuzluğun yaşamlarının ana çizgisini oluşturduğu sıkışmış ve sefil koşullar içinde tutulmaktadır.

 

Uygun fiyatlı konutlar, iş olanakları ve yetersiz kamusal hizmetler için birbirleriyle rekabet etmek zorunda bırakılırken sağcı zengin elit servetini büyütmeye devam etmektedir.

 

İşverenler hâlâ ucuz işgücünü Hollanda’ya getirmektedir.

 

Aynı zamanda kendileri ve siyasi temsilcileri, emek göçünü düzenleyecek, sömürüyü engelleyecek ve bunun toplumsal sonuçlarının yoksullar üzerindeki yükünü azaltacak her türlü insanca politikayı engellemektedir.

 

Kendileri bundan kazanç sağlamaya devam ederken hem emek göçmenlerini hem de göçmen kökenli olmayan ekonomik açıdan güçsüz nüfusu kendi kaderine terk etmektedirler.

 

Diğer yandan aynı sağcı zengin elit, dünyanın başka bölgelerinde savaşların, ekonomik yağmanın ve toplumsal yıkımın ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

 

Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de, İran’da, Ukrayna’da, Yemen’de, Afrika’nın çeşitli ülkelerinde ve dünyanın başka bölgelerinde sağcı zengin elit, doğal kaynaklar ve zenginlik uğruna yürütülen mücadelelerde insan hayatlarını feda etmektedir.

 

Yerel halkı yoksulluğa, açlığa ve geçim güvencesizliğine mahkûm ederken kendi servetini onların zararına büyütmektedir.

 

Sağcı zengin elit bu ülkeleri ekonomik olarak yağmalarken aynı zamanda istikrarsızlaştırmaktadır.

 

Savaş, yıkım ve insanların geçim olanaklarının ortadan kaldırılması, milyonlarca insanı ülkelerini terk etmek zorunda bırakmaktadır.

 

Bu insanlar ülkelerini terk etmektedir, çünkü sağcı zengin elit onların güvenliğini, evlerini, işlerini ve geleceklerini yok etmektedir.

 

Bu mültecilerin yalnızca çok küçük bir bölümü sonunda Hollanda dâhil Batı ülkelerine ulaşmaktadır.

 

Ardından aynı sağcı zengin elit ile onun sağcı ve aşırı sağcı siyasi temsilcileri, sığınmacı göçünün de kaotik ve düzensiz biçimde gerçekleşmesine neden olmaktadır.

 

Yeterli konut, insanca barınma ve gerekli hizmetleri örgütlemeyi reddetmektedirler.

 

Yükleri yeniden yoksulların ve ekonomik açıdan güçsüzlerin üzerine yıkmaktadırlar.

 

Sağcı zengin elit, sığınmacıların geldikleri ülkelerdeki müdahalelerden ve ekonomik yağmadan kazanç sağlamaktadır.

 

Ardından bu yağmanın sonuçlarını, bu yağmadan tek kuruş kazanmamış insanların omuzlarına bırakmaktadır.

 

Göçmen kökenli olan ve olmayan işçi aileleri bunun sonuçlarını üstlenmek zorunda kalırken sağcı zengin elit kârlarını korumaktadır.

 

Sağcı zengin elit kazancı kendisi almakta, yükleri ise bir kez daha yoksulların, ezilenlerin ve sömürülenlerin üzerine atmaktadır.

 

Üstelik mesele bununla da bitmemektedir.

 

Hollanda devleti, diğer NATO müttefikleriyle birlikte, başka ülkelerdeki bu ekonomik yağmayı mümkün kılmak amacıyla askerî olarak kullanılmaktadır.

 

Bu militarizasyonun finansmanı da yine yurttaşların üzerine yıkılmaktadır.

 

Geçinmekte zaten büyük zorluk çeken insanlar bile bunun bedelini ödemek zorunda bırakılmaktadır.

 

“Özgürlük vergisi” adı altında önlerine konulan fatura, gerçekte bir savaş vergisidir.

 

Sağcı zengin elit kazanç sağlarken sıradan çalışan yurttaş askerî müdahaleleri vergileriyle finanse etmek zorunda bırakılmaktadır.

 

Aynı yurttaş daha sonra asker olarak görevlendirilebilir ve zenginliklerin yağmalanmasının önünü açmak için cephede kanının ve canının harcandığı bir savaş aracına dönüştürülebilir.

 

Sağcı zengin elit gelirleri toplarken başkaları bunun bedelini gelirleriyle, geçim güvenceleriyle ve yaşamlarıyla ödemektedir.

 

Sağcı zengin elit yalnızca kâr ve parayla ilgilenmektedir.

 

Dünyanın başka yerlerindeki insan hayatlarına da Hollanda’da insan onuruna yaraşır bir yaşama da değer vermemektedir.

 

Çalışanlar, işsizler ve sosyal ödenek alanlar, göçmen kökenli olsun ya da olmasın, onun insanlık dışı politikalarının mağdurlarıdır.

 

Sağcı zengin elit, nüfuzunu koruyabilmek için sömürdüğü ve ezdiği insanları birbirlerine karşı kullanmaktadır.

 

Göçmen kökenli olanlarla olmayanlar, farklı dinlere mensup insanlar ve farklı ten renkleri ile etnik kökenlere sahip yurttaşlar arasında nefret ve kutuplaşmayı körüklemek amacıyla aşırı sağ partileri kullanmaktadır.

 

Böylece sömürüye, yoksulluğa ve geçim güvencesizliğine yönelik öfke, aynı politikaların mağduru olan başka insanlara yöneltilmektedir.

 

Aşırı sağ, sağcı zengin elitin siyasi topçusu işlevini görmektedir.

 

Nefret yaymakta, günah keçileri yaratmakta ve suçu sahte biçimde başka yurttaşların üzerine atmaktadır.

 

Böylece toplumsal sorunların asıl nedeni ve bu sorunlardan çıkar sağlayan kesim olarak sağcı zengin eliti görünmez kılmaktadır.

 

Aşırı sağ, sorunların nedenini yatay biçimde başka ve çoğu zaman daha da güçsüz gruplara kaydırmaktadır.

 

Kendi kiralarını, temel ihtiyaçlarını ve sağlık giderlerini karşılamakta güçlük çeken insanlara, sorunlarının emek göçmenlerinden, sığınmacılardan ve göçmen kökenli diğer yurttaşlardan kaynaklandığı söylenmektedir.

 

Böylece onların öfkesi, kendilerini sömüren sağcı zengin elitten ve onun çıkarlarını koruyan siyasi temsilcilerden uzaklaştırılmaktadır.

 

Aşırı sağ bunun yanı sıra hayalî bir “sol elit”i düşman olarak ortaya koymaktadır.

 

Böylece iktidar sahiplerine saldırıyormuş izlenimi yaratırken sağcı zengin eliti hedef dışında bırakmaktadır.

 

Kârları toplayanlardan, siyasi kararları kendi çıkarlarına göre biçimlendirenlerden ve faturayı ekonomik açıdan güçsüzlerin önüne koyanlardan dikkati uzaklaştıran sahte bir düşman yaratmaktadır.

 

Yoksulluğun, sömürünün, konut krizinin, işsizliğin, karşılanamaz hâle gelen sağlık giderlerinin ve eğitimin, toplu taşımanın, enerji hizmetlerinin ve atık toplamanın ticarileştirilmesinin temelinde sağcı zengin elit bulunmaktadır.

 

İnsanların temel ihtiyaçlarını kazanç modeline dönüştürmektedir.

 

İnsanların yaşayabilmeleri ve topluma katılabilmeleri için konuta, sağlık hizmetlerine, eğitime, ulaşıma ve enerjiye ihtiyaçları vardır.

 

Sağcı zengin elit, insanların bu zorunlu ihtiyaçlara olan bağımlılığını onlardan para kazanmak için kullanmaktadır.

 

Ardından kendi politikalarının yarattığı sonuçları, insanları birbirlerine karşı daha da fazla kışkırtmak için kullanmaktadır.

 

Değişim isteyenler, sağcı zengin elitin etkisini geriletmek zorundadır.

 

Onun holdinglerinin, anonim şirketlerinin ve büyük sermaye gruplarının VVD gibi siyasi temsilciler aracılığıyla toplumun nasıl düzenleneceğini belirlemesine artık izin verilmemelidir.

 

Bu etkiyi ellerinde tuttukları sürece kâr çıkarlarını topluma dayatmaya ve bunun sonuçlarını kendilerini savunmak için en az imkâna sahip insanların üzerine yıkmaya devam edeceklerdir.

 

Bu nedenle sağcı zengin eliti adıyla tanımlamalı, sorumluluğunu açığa çıkarmalı ve etkisini geriletmeliyiz.

 

Ekonomik açıdan güçsüzlerin, yoksulların, ezilenlerin ve sömürülenlerin, kendi güvencesizliklerinden kimin kazanç sağladığını, yükleri kimin onların üzerine yıktığını ve aralarındaki bölünmeyi kimin kendi servetini ve nüfuzunu korumak için kullandığını görebilmeleri gerekir.

 

Umut veren bir gelecek perspektifi, ezilenlerin sağcı zengin elit ve onun acımasızlığıyla yüz yüze gelme deneyiminden doğar: onun sömürüsü, dışlaması ve baskısıyla günlük yaşam içinde doğrudan karşı karşıya gelmelerinden.

 

Bu deneyim, göçmen kökenli olsun ya da olmasın sömürülen, dışlanan ve ezilen yurttaşların eleştirel bilincinin temelini oluşturacaktır.

 

Bu bilinçten hareketle ortak bir hareket gelişebilir.

 

Çalışanların, işsizlerin ve sosyal ödenek alanların, göçmen kökenli olsun ya da olmasın, ortak çıkarları vardır: uygun fiyatlı konut, geçim güvencesi, insan onuruna yaraşır çalışma koşulları, erişilebilir sağlık hizmetleri, nitelikli eğitim ve kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabilmek.

 

Bu ortak çıkarlar etrafında örgütlenebilir ve sağcı zengin elite ve onun siyasi temsilcilerine karşı birlikte hareket edebilirler.

 

Bu örgütlenme işyerlerinde, mahallelerde, sendikalarda ve toplumsal örgütlerde biçim kazanabilir.

 

İnsanlar buralarda sorunlarını birlikte tartışabilir, sorumluları belirleyebilir, taleplerini oluşturabilir ve ortak mücadelelerinin nasıl yürütüleceğine birlikte karar verebilirler.

 

Bu biçimde kazanılan her iyileştirme, insanların kendi yaşam koşullarını değiştirebileceklerine duydukları güveni güçlendirebilir.

 

Sağcı zengin elitin etkisinin geriletilmesi, toplumsal zenginliğin insan onuruna yaraşır bir yaşam için kullanılacağı bir toplumun yolunu açar.

 

Bu zenginliği milyonlarca insanın emeği üretmektedir.

 

Onların emeği, insanca konut, nitelikli sağlık hizmetleri, erişilebilir eğitim ve yeterli kamusal hizmetler için gerekli kaynakları yaratmaktadır.

 

İnsanlar, bu kaynakların kendi yaşamlarını iyileştirmek amacıyla kullanılmasını birlikte sağlayabilirler.

 

Umut veren perspektif tam da buradadır: ekonomik açıdan güçsüzler, yoksullar, ezilenler ve sömürülenler, aralarına sokulan bölünmeleri aşabilir ve birlikte güç oluşturabilirler.

 

Örgütlenerek sağcı zengin eliti geri adım atmaya zorlayabilir ve onun kendi yaşamları üzerindeki hâkimiyetini geriletebilirler.

 

Böylece umutsuzluğun yerini, birlikte insan onuruna yaraşır bir geleceği gerçekleştirebileceklerine duydukları güven alabilir.

 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!