Atak Logo

Atak Menü

İRAN SAVAŞI VE YENİ SÖMÜRGECİLİK SAHTE ANTİ-SÖMÜRGECİLİKLE YOL AYRIMI (Ahmet Daşkapan)

İRAN SAVAŞI VE YENİ SÖMÜRGECİLİK SAHTE ANTİ-SÖMÜR…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
13 Mart 2026, 13:35 | Yazar: Ahmet Daşkapan | Kategori: Dünya
İRAN SAVAŞI VE YENİ SÖMÜRGECİLİK SAHTE ANTİ-SÖMÜRGECİLİKLE YOL AYRIMI (Ahmet Daşkapan)

Bugün İran’a karşı yürütülen savaşı yalnızca devletler arası askerî bir çatışma olarak görmek yeterli değildir. Savaşlar çoğu zaman yalnızca askerî olaylar değildir. Aynı zamanda siyasal girişimlerdir, ekonomik düzenlerin yeniden kurulmasıdır, stratejik güç kurma hamleleridir ve dünya düzenini yeniden biçimlendiren düşünce çerçeveleridir.

 

Bu nedenle İran’a karşı yürütülen savaş ancak daha geniş bir tarihsel çizgi içinde anlaşılabilir. Bu çizgi Vietnam savaşını da kapsar, daha sonra yaşanan Irak ve Afganistan savaşlarını da kapsar.

 

Vietnam ile yapılan karşılaştırma iki durumun aynı olduğunu ileri sürmek için yapılmamaktadır. Tarihsel koşullar farklıdır, coğrafi ortam farklıdır ve askerî yöntemler de zaman içinde değişmiştir. Buna rağmen iki savaş arasında önemli bir benzerlik bulunmaktadır. Her ikisi de egemenlik üzerine yürüyen daha geniş bir küresel çekişmenin parçasıdır.

 

Asıl tartışma şudur: dünyada hangi devletlerin ve hangi yönetim biçimlerinin geçerli sayılacağına kim karar vermektedir.

 

Vietnam ile yapılan karşılaştırma aynı zamanda önemli bir farkı da ortaya koymaktadır. Vietnam savaşı sırasında dünya çapında güçlü bir savaş karşıtı hareket doğmuştu. Bu hareket savaşın sömürgecilik niteliğini açık biçimde görüyordu. Bugün İran üzerine yürüyen tartışmalarda ise bu açıklık çoğu zaman görülmemektedir.

 

Bunun önemli bir nedeni kendisini sömürgecilik karşıtı olarak tanıtan fakat gerçekte sömürgecilik düşünce kalıplarını yeniden üreten çevrelerdir. Bu çevreler savaşa karşı olduklarını söylerken aynı zamanda yönetim değiştirme söylemini sürekli yeniden üretmektedir.

 


 

Siyasal Bakış: Müdahaleyi Haklı Gösterme Yolları

 

Vietnam savaşı Amerika Birleşik Devletleri tarafından komünizme karşı zorunlu bir adım olarak sunulmuştu. Soğuk savaş döneminde bu düşünce domino kuramı olarak adlandırılıyordu. Buna göre Vietnam komünist olursa Asya’daki diğer ülkeler de aynı yolu izleyecekti.

 

Bu düşünce giderek artan Amerikan askerî varlığını haklı göstermek için kullanıldı ve sonunda büyük çaplı bir savaşa dönüştü.

 

İran’a karşı yürütülen savaş aynı sözlerle anlatılmamaktadır. Komünizm karşıtı söylemin yerini güvenlik, bölgesel denge, nükleer tehlike ve müttefikleri koruma söylemi almıştır. Ancak iki savaşın siyasal yapısı benzerlik göstermektedir.

 

Her iki durumda da büyük bir güç kendi müdahalesini dünya düzenini koruma gerekçesiyle sunmaktadır. Fakat gerçekte amaç kendi çizgisine uymayan bir devleti baskı altına almak ya da yeniden biçimlendirmektir.

 

Güvenlik ve denge söylemi bu nedenle çoğu zaman bir bölgedeki güç ilişkilerini yeniden kurmaya yönelik bir müdahaleyi haklı gösteren siyasal bir çerçeve işlevi görmektedir.

 

Tam da bu noktada bugün ciddi bir düşünsel bulanıklık ortaya çıkmaktadır. Avrupa’daki bazı sol ve ilerici çevreler savaşa karşı olduklarını ifade ederken aynı zamanda İran’da yönetim değişmesi gerektiğini dile getirmektedir. Böylece savaşın sömürgecilik niteliği arka plana itilmekte ve tartışma farklı bir yöne kaydırılmaktadır.

 


 

Coğrafi Bakış: Stratejik Kavşakların Önemi

 

Vietnam ile İran’ın coğrafi özellikleri farklıdır fakat her iki durumda da stratejik konum büyük önem taşımaktadır.

 

Vietnam Güneydoğu Asya’nın ortasında yer almaktaydı. Çin etkisi, Sovyet etkisi ve Amerikan Pasifik stratejisi burada kesişmekteydi. Ormanlar, dağlar, nehirler ve geçirgen sınırlar uzun süreli gerilla savaşına elverişli bir ortam yaratıyordu.

 

İran ise Batı Asya’nın merkezinde yer almaktadır ve Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya arasında bir geçiş alanıdır. Basra Körfezi kıyısında bulunur ve dünya enerji yollarının en önemli geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’na yakındır.

 

Vietnam soğuk savaşın ideolojik mücadele alanlarından biriydi. İran ise dünya enerji düzeninin stratejik merkezlerinden biridir.

 

Bu nedenle İran’a karşı yürütülen bir savaş yalnızca bölgesel bir çatışma olarak kalmaz. Enerji fiyatlarını, dünya ticaretini ve geniş bir coğrafyadaki siyasal dengeleri doğrudan etkiler.

 


 

Ekonomik Bakış: Savaş ve Dünya Ekonomisi

 

Savaşların ekonomik boyutu çoğu zaman göz ardı edilmektedir.

 

Vietnam savaşında doğrudan yeraltı kaynakları temel neden değildi. Asıl mesele Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel ekonomik düzen içindeki üstün konumunu korumaktı. Ulusal kurtuluş hareketlerinin başka bölgelerde de güçlenmesi Amerikan etkisinin zayıflaması anlamına gelebilirdi.

 

İran söz konusu olduğunda ekonomik boyut daha açık biçimde görülmektedir. İran büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahiptir ve dünya enerji akışında önemli bir konuma sahiptir.

 

İran’da gerçekleşecek bir yönetim değişikliği yalnızca siyasal sonuçlar doğurmaz. Aynı zamanda uluslararası piyasalara yeniden entegrasyon, yeni yatırım akışları, devlet sektörlerinin özelleştirilmesi ve enerji anlaşmalarının yeniden düzenlenmesi gibi ekonomik sonuçlar doğurabilir.

 

Bu nedenle İran savaşı yalnızca askerî bir çatışma değildir. Aynı zamanda bölgenin gelecekteki ekonomik düzeni üzerine yürüyen bir mücadeledir.

 


 

Stratejik Bakış: İşgalden İstikrarsızlaştırma Yöntemine

 

Vietnam ve İran savaşlarında kullanılan askerî yöntemler birbirinden oldukça farklıdır.

 

Vietnam’da yüz binlerce Amerikan askeriyle yürütülen geniş çaplı bir kara savaşı vardı. Strateji toprak denetimi kurmak, gerilla hareketini bastırmak ve uzun süreli askerî varlık oluşturmaktı.

 

İran’da böyle bir yöntem çok daha zor görünmektedir. İran hem coğrafi olarak daha geniş hem de nüfus bakımından daha büyük bir ülkedir.

 

Bu nedenle modern savaş stratejileri çoğu zaman doğrudan işgal yerine istikrarsızlaştırma yöntemine yönelmektedir. Hava saldırıları, siber saldırılar, ekonomik yaptırımlar, altyapının hedef alınması ve siyasal kararsızlık yaratma bu stratejinin parçalarıdır.

 

Amaç doğrudan toprak kontrolü sağlamak değildir. Amaç devletin kurumsal gücünü zayıflatmak ve yeni bir siyasal düzenin kurulabileceği bir ortam yaratmaktır.

 


 

Yönetim Değiştirme Düşüncesi

 

Günümüzde dış müdahalelerin en tartışmalı yönlerinden biri yönetim değiştirme düşüncesidir.

 

Vietnam’da Amerika Birleşik Devletleri Güney Vietnam’daki yönetimi desteklemişti. Aynı zamanda ülkenin birleşmesine yol açabilecek siyasal süreçler engellenmişti.

 

İran konusunda da yönetim değişikliği açık biçimde tartışılmaktadır. Bu durum çatışmanın yalnızca güvenlik ya da nükleer sorunlarla ilgili olmadığını göstermektedir. Asıl mesele İran’da hangi yönetimin dış güçler tarafından kabul edileceğidir.

 

Tam da bu noktada sözde sömürgecilik karşıtı çevrelerin rolü ortaya çıkmaktadır. Bu çevreler savaşın kendisini merkeze almak yerine İran yönetimine yönelik eleştiriyi öne çıkarmaktadır. Böylece savaşın kendisi geri plana itilmekte ve tartışma farklı bir yöne kaydırılmaktadır.

 

Bu yaklaşım ilk bakışta eleştirel gibi görünmektedir. Fakat gerçekte yönetim değiştirme söylemini güçlendirmektedir.

 

Bu yaklaşımın örtülü varsayımı şudur: İran dışında yaşayan ilerici çevreler İran halkının ne istediğini İran halkından daha iyi bilmektedir. Bu düşünce tam da eleştirildiği söylenen sömürgecilik zihniyetinin yeniden üretilmesidir.

 


 

Neoliberal Şok Doktrini

 

Kanadalı yazar Naomi Klein modern savaşların ve krizlerin ekonomik sonuçlarını açıklarken şok doktrini kavramını ortaya koymuştur. Bu yaklaşıma göre savaşlar ve büyük krizler radikal ekonomik dönüşümleri uygulamak için kullanılmaktadır.

 

Vietnam savaşı neoliberal düşüncenin henüz küresel düzeyde egemen olmadığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Ancak Irak gibi daha sonraki savaşlar askerî müdahalenin çoğu zaman ekonomik yeniden yapılanma ile birlikte yürüdüğünü göstermektedir.

 

İran’da olası bir siyasal dönüşümün de büyük ihtimalle kapsamlı bir ekonomik yeniden yapılandırma süreciyle birlikte gerçekleşmesi beklenebilir.

 


 

Sömürgecilik Karşıtı Bakış

 

Sömürgecilik karşıtı bir bakış açısından İran savaşı daha uzun bir tarihsel sürecin parçası olarak görülmelidir.

 

Bu süreçte Batılı güçler kendi dünyalarının dışındaki toplumların siyasal düzenlerini yargılama ve değiştirme hakkını kendilerinde görmüşlerdir.

 

Vietnam bu durumun açık bir örneğiydi. Önce Fransız sömürgeciliğine karşı bir kurtuluş savaşı yaşandı, ardından yabancı güçlerin ülkenin geleceğini belirlemeye çalıştığı yeni bir dönem başladı.

 

İran farklı bir tarihsel bağlamda bulunsa da benzer bir mantık burada da görülmektedir. Dış güçler hangi yönetimlerin geçerli sayılacağına karar vermeye başladığında egemenlik eşitsiz biçimde dağıtılmış olur.

 

Gerçek bir sömürgecilik karşıtı tutum bu nedenle açık bir siyasal çizgi gerektirir. Bir ülke saldırı altındayken çözümlemenin merkezinde saldırının kendisi bulunmalıdır.

 

Yönetim eleştirisi bir toplumun kendi iç tartışmasının parçası olabilir. Ancak dış saldırı devam ederken savaş karşıtı anlatının merkezine konmamalıdır.

 

Bu ayrım yapılmadığında savaş karşıtı hareket bölünür ve bulanıklaşır.

 


 

Açık Bir Sömürgecilik Karşıtı Çizginin Gerekliliği

 

Bugün gerekli olan şey sahte sömürgecilik karşıtı anlatılardan açık bir kopuştur.

 

Savaşa karşı mücadele net bir siyasal çizgi gerektirir. Yönetim değiştirme söylemi kesin biçimde reddedilmelidir. Savaş altındaki ülkelerde yönetim eleştirisi öncelikle o ülkenin kendi iç siyasal alanına aittir.

 

Bu sınır çizilmediğinde savaş karşıtı hareketler farkında olmadan savaşın kendisini meşrulaştıran anlatının bir parçası hâline gelir.

 


 

Sonuç

 

İran savaşı tek başına duran bir çatışma değildir. Daha geniş bir küresel güç mücadelesinin parçasıdır.

 

Vietnam ile karşılaştırıldığında savaşın biçimi değişmiştir. Daha az kara savaşı, daha fazla teknolojik ve ekonomik baskı vardır. Ancak temel soru değişmemiştir:

 

Dünya düzenine kimin karar vereceği.

 

Savaşlar devletleri baskı altına almak, yönetimleri değiştirmek ve ekonomik düzenleri yeniden kurmak için kullanıldığında güçlü devletler yalnızca kendi çıkarlarını savunmakla kalmaz, aynı zamanda başkaları için kurallar koyan bir dünya düzeni yaratırlar.

 

Bu nedenle barış mücadelesi bugün açık ve tutarlı bir sömürgecilik karşıtı çizgiye ihtiyaç duymaktadır.

 

Yeni sömürgecilik savaşlarının reddi, yönetim değiştirme söylemlerinin kesin biçimde reddedilmesi ve savaş karşıtı mücadele ile sömürgecilik söylemi arasında net bir ayrım çizilmesi gerekmektedir.

 

Ancak bu şekilde inandırıcı bir küresel savaş karşıtı hareket yeniden kurulabilir.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!