Atak Logo

Atak Menü

İNCİRLİK EN AZ 30 NÜKLEER BOMBANIN BULUNDUĞU BİR DEPOLAMA ÜSSÜDÜR (Ahmet Daşkapan)

İNCİRLİK EN AZ 30 NÜKLEER BOMBANIN BULUNDUĞU BİR …
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
03 Nisan 2026, 10:27 | Yazar: Ahmet Daşkapan | Kategori: Dünya
İNCİRLİK EN AZ 30 NÜKLEER BOMBANIN BULUNDUĞU BİR DEPOLAMA ÜSSÜDÜR (Ahmet Daşkapan)

 

 

Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer NATO ülkeleri için kritik bir askeri üs konumundadır. Bu nedenle Türkiye’nin, başlamış olan üçüncü dünya savaşının merkezlerinden biri hâline gelmesi kaçınılmazdır. Ayrıca Türkiye topraklarında bulunan yaklaşık 30 nükleer bombadan herhangi birinin kontrolden çıkması durumunda, çevrenin ağır şekilde tahrip olacağı ve bunun bölge için yıkıcı sonuçlar doğuracağı kesindir.


Kolonyal Batı sermayesi tarafından, Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde başlatılan mevcut üçüncü dünya savaşında Türkiye, otomatik olarak Batı Asya’ya, Rusya’ya ve İran’a karşı oluşturulan askeri cephenin bir parçası hâline gelmekte ve aynı zamanda İsrail’in bir ortağı olarak konumlanmaktadır. Türkiye siyasetinin İsrail karşıtı söylemi ise bu tabloda, gerçekte Türkiye’nin NATO içindeki stratejik konumunu değiştirmeyen, halkın gözünü boyayan bir siyasi yanılsama işlevi görmektedir.


Türkiye’deki NATO ve Amerikan askeri varlığının analizi yapılırken, öncelikle metodolojik bir ayrım yapılması zorunludur. NATO ya da Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye’deki tüm askeri üslerin toplam sayısını açık ve tek bir liste hâlinde veren resmi bir belge bulunmamaktadır. Bunun nedeni, NATO’nun sınırlı sayıda kendi komuta merkezine sahip olması ve geri kalan büyük kısmı üye ülkelerin, yani bu durumda Türkiye’nin, ulusal altyapısı üzerinden yürütmesidir.


“Türkiye’de 42’den fazla NATO ve ABD üssü bulunmaktadır” gibi ifadeler, tek bir kategoriye işaret etmez. Bu sayı; kalıcı Amerikan tesislerini, NATO karargâhlarını, radar ve füze kalkanı sistemlerini, AWACS operasyonlarını, Patriot gibi geçici konuşlandırmaları ve NATO planlamasına entegre edilmiş Türk askeri üslerini birlikte kapsayabilir. Bu ayrım yapılmadan verilen rakamlar siyasi olarak kullanılabilir olsa da analitik açıdan net değildir.


Bununla birlikte yüksek bir kesinlikle söylenebilecek olan, Türkiye’nin NATO ve ABD mimarisi içinde bazı temel çekirdek noktalara sahip olduğudur. Bunlar İncirlik Hava Üssü, Kürecik radar sistemi, İzmir’de bulunan NATO Kara Kuvvetleri Komutanlığı (LANDCOM) ve Konya’daki AWACS faaliyetleridir. Bunun yanı sıra hava savunması, deniz varlığı ve rotasyonel NATO önlemlerinden oluşan ikinci bir askeri katman da bulunmaktadır.


Türkiye bu çerçevede bir “eşik devleti” olarak değerlendirilmelidir. Ülke, Avrupa, Karadeniz, Kafkasya ve Batı Asya arasında stratejik bir bağlantı noktasıdır. Bu konum, Türkiye’ye aynı anda birden fazla işlev yüklemektedir. Türkiye; NATO’nun güney kanadı, askeri geçiş hattı, hava gücü platformu, radar ve erken uyarı noktası, komuta merkezi ve nükleer depolama alanı olarak işlev görmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin önemi yalnızca üs sayısıyla değil, bu işlevlerin yoğunlaşmasıyla anlaşılmalıdır.


İncirlik Hava Üssü, en önemli operasyonel merkezdir. Bu üs, Türk-Amerikan ortak kullanımına açık olup, ABD’nin 39. Hava Üs Kanadı’na ev sahipliği yapmaktadır. Üs, hem lojistik merkez hem de operasyonel çıkış noktası olarak kullanılan bir “staging” üssüdür. Coğrafi konumu nedeniyle Batı Asya ve Doğu Akdeniz’e yönelik askeri operasyonlar için kritik bir rol oynamaktadır.
 

İncirlik’in işlevi yalnızca hava trafiği ile sınırlı değildir. 39. Operasyon Destek Filosu, komuta kontrol, hava trafik yönetimi, istihbarat ve operasyonel planlama faaliyetlerini yürütmektedir. Bu yönüyle üs, çok katmanlı bir askeri koordinasyon merkezidir.
 

Hava Taşımacılık Filosu ise lojistik açıdan kilit bir rol üstlenmektedir. Bu birlik, Avrupa, Afrika ve Güneybatı Asya arasında personel ve malzeme taşınmasını sağlamaktadır. İncirlik bu bağlamda bir geçiş ve lojistik kapısıdır.
 

İncirlik’in nükleer işlevi, NATO ve ABD varlığının en ağır boyutlarından biridir. Resmi olarak doğrulanmasa da güvenilir açık kaynak analizlerine göre üs bünyesinde yaklaşık 30 adet B61 tipi nükleer bomba bulunmaktadır. Gelişmiş güvenlik altyapısı ve korunaklı hangarlar, bu kapasitenin aktif olarak korunduğunu göstermektedir.
 

Bu nükleer varlık NATO’nun caydırıcılık stratejisinin bir parçasıdır. Ancak Türkiye’deki durum Avrupa’daki diğer ülkelerden farklıdır. Türkiye, ABD’nin nükleer silah taşıyabilen savaş uçaklarını kalıcı olarak konuşlandırmasına izin vermemektedir. Bu durum, olası bir kriz anında operasyonel süreci daha karmaşık hâle getirmektedir.
 

Kürecik, NATO füze savunma sisteminin erken uyarı ve izleme merkezidir. Bu yönüyle Türkiye, yalnızca bir askeri üs değil, aynı zamanda NATO’nun göz ve kulaklarından biri konumundadır.
 

İzmir’deki LANDCOM ise NATO’nun kara operasyonlarının planlanması ve koordinasyonu açısından stratejik bir merkezdir.
 

Konya ise AWACS sistemleri aracılığıyla hava sahasının izlenmesi ve erken uyarı sağlanmasında önemli bir rol üstlenmektedir.
 

Türkiye’deki NATO varlığı yalnızca sabit üslerden ibaret değildir. Patriot hava savunma sistemleri, AWACS uçuşları ve deniz devriyeleri gibi rotasyonel ve geçici konuşlandırmalar da bu yapının parçasıdır.
 

Bu nedenle Türkiye’deki askeri yapı üç katmanda ele alınmalıdır. Birinci katman çekirdek üslerdir. İkinci katman geçici NATO önlemleridir. Üçüncü katman ise NATO ile entegre Türk askeri altyapısıdır.
 

Sonuç olarak Türkiye, NATO ve ABD askeri sisteminde istisnai bir konuma sahiptir. Hava gücü, nükleer caydırıcılık, erken uyarı, komuta ve kontrol gibi işlevler tek bir coğrafyada birleşmektedir.
 

İncirlik’in nükleer rolü bu yapının merkezinde yer almaktadır.
 

Türkiye üçüncü dünya savaşının dışında kalmak istiyorsa, derhal NATO ve ABD’ye ait tüm askeri üsleri kapatmalı, nükleer silahların ülkeden çıkarılmasını zorunlu kılmalı ve NATO’dan ayrılmalıdır. Aksi hâlde Türkiye, NATO ve özellikle ABD için bir savaş üssü olarak kullanılacaktır.
 

Bu savaşın sonunda Türkiye’nin mevcut hâliyle varlığını sürdüremeyebileceği açıktır. Türkiye’den yapılacak her askeri saldırı, özellikle Rusya’ya yönelik olanlar, karşı saldırılarla sonuçlanacaktır.
 

Batı’nın Erdoğan’ı desteklemesinin temel nedeni, onun NATO ve ABD ile olan stratejik askeri ittifakıdır.
 

Savaşa karşı mücadele, Türkiye’deki tüm askeri üslerin kapatılması ve NATO’dan çıkılması hedefiyle yürütülmelidir.
 

Türkiye halkları Irak ve Suriye’nin kaderini yaşamayı hak etmemektedir.
 

Üçüncü dünya savaşına karşı mücadele artık birinci önceliktir. Tüm ideolojik, siyasi, etnik ve dini farklılıklar ikinci plana itilmelidir.
 

Savaşa karşı duruş ve direniş artık temel meseledir. Bu, dünya halkları ve Türkiye için varoluşsal bir konudur.


Üçüncü Dünya Savaşına Hayır!

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!