Hollanda Abd’nin Nükleer Bombaları Üzerinde Uyuyor (Ahmet Daşkapan)
Hollanda, günümüzdeki küresel gerilimlerin kenarında değil, büyük güç çatışmalarının tırmanışında doğrudan rol oynayan askeri, finansal ve kurumsal bir sistemin merkezinde yer almaktadır. Bu nedenle Hollanda’nın konumu küçük ve tarafsız bir ülke olarak değil, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO liderliğindeki Batı güç yapısının entegre bir parçası olarak anlaşılmalıdır.
Hollanda’nın rolü askeri entegrasyon, coğrafi konum, lojistik kapasite ve Amerika Birleşik Devletleri’nin nükleer stratejisine doğrudan bağlılık üzerinden şekillenmektedir. Bu bütünlük Hollanda’yı yalnızca sistemin bir parçası değil, aynı zamanda onun operasyonel işleyişinin işlevsel bir unsuru haline getirmektedir.
Hollanda’nın NATO içindeki askeri konumu derin ve yapısaldır. Hollanda ordusu bağımsız bir yapı olarak değil, özellikle Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri ile ileri düzeyde entegre bir biçimde organize edilmiştir. Hollanda kara birlikleri Alman tümen yapıları içinde yer almakta, hava kuvvetleri NATO operasyonlarına göre yapılandırılmış ve deniz kuvvetleri kalıcı NATO filo birlikleri içinde faaliyet göstermektedir. Bu durum, Hollanda’nın bir çatışma durumunda bağımsız hareket etmeyeceği, doğrudan daha geniş bir askeri yapının parçası olacağı anlamına gelmektedir.
Hollanda silahlı kuvvetleri NATO operasyonları kapsamında doğrudan kullanılabilecek modern askeri kapasiteye sahiptir. Hava kuvvetleri bu çerçevede merkezi bir rol oynamakta ve hem konvansiyonel hem de nükleer görevler için uygun hale getirilmiş F-35 savaş uçaklarını kullanmaktadır. Bu uçaklar Hollanda’nın askeri kapasitesi ile Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’daki nükleer stratejisi arasında doğrudan bir bağlantı oluşturmaktadır.
Hollanda topraklarında Amerikan nükleer silahları bulunmaktadır. Volkel Hava Üssü’nde yaklaşık on ile yirmi arasında B61 nükleer bombası depolanmaktadır. Bu silahlar Amerika Birleşik Devletleri’nin kontrolü altında olup NATO nükleer sistemi içine entegre edilmiştir. Bir çatışma durumunda bu silahlar Hollanda’ya ait F-35 uçakları tarafından kullanılabilir. Bu durum Hollanda’yı yalnızca lojistik ve askeri açıdan değil, aynı zamanda doğrudan bir nükleer savaşın olası fırlatma noktalarından biri haline getirmektedir.
Hollanda topraklarında bulunan nükleer silahların yıkım gücü Hiroşima ve Nagazaki’nin ölçeğini aşmaktadır. Bu silahlar Hollanda’yı ve nüfusunu tamamen yok edebilecek kapasiteye sahiptir. Hollanda bu nedenle fiilen nükleer bombalar üzerinde uyumakta ve olası bir nükleer tırmanışın ön hattında yer almaktadır.
Hollanda’nın coğrafi konumu bu rolü daha da güçlendirmektedir. Hollanda Kuzey Denizi kıyısında yer almakta, önemli deniz ve lojistik hatlara yakın bulunmakta ve Almanya, Belçika ve Birleşik Krallık ile doğrudan bağlantıya sahiptir. Rotterdam Limanı dünyanın en büyük lojistik merkezlerinden biri olup askeri malzemenin taşınması ve dağıtılmasında merkezi bir rol oynamaktadır. Büyük ölçekli bir çatışmada Hollanda, Amerikan ve NATO birliklerinin Avrupa’ya giriş kapısı olarak işlev görmektedir.
Bunun yanı sıra Hollanda, hızlı askeri sevkiyat için uygun bir altyapıya sahiptir. Hava üsleri, limanlar, demiryolları ve karayolları NATO’nun askeri hareketlilik konsepti kapsamında entegre edilmiştir. Bu sayede asker ve askeri ekipman kısa sürede Doğu Avrupa ve diğer stratejik bölgelere sevk edilebilmektedir.
Siyasi olarak Hollanda NATO’ya sıkı biçimde bağlıdır ve Amerika Birleşik Devletleri’nin stratejik çizgisini takip etmektedir. Savunma, yaptırımlar ve uluslararası askeri katılım konularındaki kararlar Batı blokunun genel stratejisi ile uyumludur. Bu nedenle Hollanda tarafsız bir konumda değil, doğrudan küresel çatışmaların içinde yer alan bir blokun parçasıdır.
Hollanda bu sistem içinde yalnızca genel bir NATO rolü üstlenmemekte, aynı zamanda çeşitli savaş ve çatışma bölgelerinde somut görevler de üstlenmektedir. Bu rol çoğunlukla bağımsız askeri liderlikten ziyade siyasi destek, lojistik katkı, eğitim, komuta desteği, tedarik hatlarının korunması, NATO ve ABD operasyonlarına katılım ve altyapı ile personel sağlanması şeklinde ortaya çıkmaktadır.
İsrail’in Filistin halkına karşı yürüttüğü politikalar bağlamında Hollanda’nın rolü ağırlıklı olarak siyasi ve askeri-kurumsal düzeydedir. Hollanda uluslararası platformlarda İsrail’in yanında konum almakta ve bölgedeki uluslararası misyonlara katkı sağlamaktadır. Ayrıca Hollanda, İsrail tarafından kullanılan Batı menşeli silah sistemlerinin üretim ve tedarik zincirinin bir parçasıdır.
Rusya’ya karşı Ukrayna savaşında Hollanda’nın rolü doğrudan ve kapsamlıdır. Hollanda silah, mühimmat, hava savunma sistemleri ve eğitim desteği sağlamaktadır. Hollandalı askerler eğitim faaliyetlerinde, lojistik destek süreçlerinde ve Doğu Avrupa’daki tedarik hatlarının korunmasında görev almaktadır. Bu durum Hollanda’yı Avrupa’nın doğu hattındaki savaş altyapısının aktif bir parçası haline getirmektedir.
Suriye’de de Hollanda somut bir rol oynamıştır. Hollanda, Esad hükümetine karşı savaşan silahlı gruplara destek sağlamış ve bu grupların güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Günümüzde ise bu savaşın ardından ortaya çıkan siyasi yapılara destek seçeneklerini değerlendirmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasındaki gerilim bağlamında Hollanda Batı askeri yapısının bir parçası olarak konumlanmıştır. Hollandalı askerler uluslararası komuta yapıları, deniz operasyonları ve Orta Doğu’daki güvenlik ağlarında görev almaktadır. Bu durum Hollanda’yı doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu askeri dengelerin bir parçası haline getirmektedir.
Libya’ya yönelik savaşta Hollanda’nın katkısı somut ve operasyoneldir. Hollanda F-16 savaş uçakları NATO hava operasyonlarına katılmış ve askeri kampanyaya doğrudan katkı sağlamıştır.
Irak’ta Hollanda uzun süre askeri faaliyetlerde bulunmuştur. Hollanda savaş uçakları bombardıman görevleri yürütmüş, Hollandalı askerler eğitim, danışmanlık ve NATO misyonlarının korunmasında görev almıştır.
Lübnan bağlamında Hollanda, İsrail sınırına yakın bölgelerde uluslararası misyonlar aracılığıyla askeri varlık göstermektedir. Hollandalı askerler Orta Doğu’nun en hassas bölgelerinden birinde faaliyet göstermektedir.
Tüm bu tablo Hollanda’nın pasif bir müttefik olmadığını, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO’nun askeri zinciri içinde işlevsel bir unsur olduğunu göstermektedir. Hollanda altyapı, silah, personel, lojistik ve siyasi destek sağlayarak birçok çatışma bölgesine doğrudan dahil olmaktadır.
Bu durum Hollanda’yı aynı zamanda potansiyel bir hedef haline getirmektedir. Hollanda’daki askeri tesisler, lojistik merkezler ve nükleer depolama alanları bir çatışma durumunda meşru hedefler olarak görülebilir.
Hollanda Amerikan nükleer bombaları üzerinde uyumaktadır. Bu durum ülkeyi kırılgan hale getirmekte ve halkı kontrolü dışında gelişen bir stratejinin riskleriyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Hollanda halkının büyük güçler arasındaki bir çatışmanın parçası olmamak konusunda varoluşsal bir çıkarı bulunmaktadır. Hollanda’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin nükleer silah deposu olmaktan çıkması ve tüm nükleer silahların ülke topraklarından kaldırılması gerekmektedir.
Hollanda’da barış için kitlesel bir halk hareketi her zamankinden daha acil hale gelmiştir. Karar anı gelmiştir.
Ya şimdi ya asla.
HOLLANDA, UYAN VE NÜKLEER BOMBALAR ÜZERİNDE UYUMAYI BIRAK
ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞINI DURDUR
İRAN’A KARŞI SAVAŞI DURDUR
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
