EVET, HÂLÂ İBRAHİM KAYPAKKAYA! (Temel Demirer)
“Mürekkeple yazılan yalanlar,
kanla yazılan gerçekleri gizleyemez.”[1]
Bir post-Marksist ile (hele bir de “sivil toplum”cu, neo-liberal, inkârcı bir vazgeçen ise!) konuşmak zor, hatta imkânsızdır.
Konuşmanın bir yerinde “Hâlâ İbrahim Kaypakkaya mı?” dediği anda bunu bir kez daha anladım ve “Evet hâlâ İbrahim Kaypakkaya,” dedim.
“Neden” mi? Oncası ardından bir kere daha izah edeyim…[2]
* * * * *
“Esas olan burjuva kliklerine eklemlenmek değil, yığınları harekete geçir[mektir].” “Kendi kuvvetine dayanmak esastır, müttefiklere dayanmak değil,”[3] sözleri Onun düşünce ve davranışlarının, yaşam çizgisinin “Ama”sız, “Fakat”sız özeti gibidir.
Kasketin en çok yakıştıklarındandı ve “Şimdi biz, herkesin gözü önünde yükseklere bir bayrak çekiyoruz. Bu bayrak, proletaryanın kızıl bayrağı olacaksa, onun kızıllığını bozan bütün lekeler, ciddi ve titiz bir çabayla silinip atılmalıdır,” derdi.
Çok okuyordu. Okudukları, fizik dersinden çok, sol yayınlardı. Ders kitaplarına fazla zaman ayırmadığı hâlde, ilk dönemlerde fakültede asılan not listelerinin tepesindeydi. Dahi denilecek derecede zekiydi.
Sarı benizli, ufak cüsseli, hafif mavi gözlü, derin bakışlı, sakin, kararlı, mütevazı bir kişiliğe sahip görünüyordu. Güleç yüzüyle dikkat çekiyor, bilgisiyle çevresini etkiliyordu…
Diyarbakır zindanında direndi. Adı, ‘Ser veren, sır vermeyen yiğit’ olarak efsaneleşti. En yakın arkadaşı Oruçoğlu, yıllarca zindanda yattı; şimdi Avustralya’da, büyük bir yazar, dünya çapında bir ressam ve iyi bir Kürd dostu.
O, kısacık bir ömre çok şey sığdırdı. İleri zekâsına karşın günün koşulları ve 20-25 yaşlarındaki bir insanın deneyimsizliği içinde, her şeyi doğru yaptı demek, elbette gerçekçi değildir. O dönemin şartlarında sahip olduğu bilinçle, doğru olduğuna inandığını yapmaya çalıştı.
Onu, genel Türk solundan ayıran iki önemli konudan biri Kemalizm, diğeri, o dönem ‘milli mesele’ olarak adlandırılan ‘Kürd sorunu’dur. 1972 yılında, henüz 24 yaşında iken, Kemalizm için, ‘devlet ideolojisi’, ‘Türkiye egemenlerinin harcı’, ‘Türk solunun kamburu’; Kürd Sorunu için, ‘Türkiye egemenlerinin handikabı’, ‘Türk solunun çıkmazı’ gibi belirlemeler yaptı.
Tıpkı hemşehrisi İsmail Beşikci gibi, Türk resmî ideolojisine cepheden karşı çıktı. Türk milliyetçi teorisi olarak gördüğü Kemalizm’in radikal eleştirisini yaptı, Kürd ulusunun kendi kaderini tayin hakkını savundu. Kürdler için şöyle dedi: ‘Kürdler hep zulüm görmüşlerdir. Kürd haklarını ve Kürdistan’ı savunmak en büyük devrimci eylemdir’…”[4]
18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Zindanı’nda işkenceyle katledildi. “Ser verip sır vermeyen komünist” olarak tarihe kazındı adı.
“Bu, kitlelerin şiddetle talep ettiği komünist bir liderliktir; bu liderlik, mücadelenin zaferle sonuçlanan bir halk devrimine dönüşmesini sağlayacak, kitlelerin mücadelesini, zaman zaman gerici kliklerden birini iktidara getiren bir kaldıraç olmaktan kurtaracaktır,” ifadesi, mücadelesinin özüdür adeta… TKP/ML faaliyetlerinin yoğunlaştığı Dersim’de mücadele ederken, 24 Ocak 1973’te Vartinik mezrasında bir köyde kaldıkları sırada etrafları kolluk kuvvetleri tarafından sarılan Kaypakkaya, boynundan saçma kurşunlarıyla vuruldu. Beş gün kadar dağda yaralı saklanan Kaypakkaya, yiyeceğinin kalmaması üzerine indiği köyde Cafer Atan isimli bir öğretmenin ihbarı sonucu yakalandı.
Yaralıyken kasıtlı olarak saatlerce yürütülmesinin sonucu olarak parmakları hissizleşti ve hastanede reddetmesine rağmen 20 Şubat 1973’te ayak parmakları kesildi. Kaypakkaya dört ay süren sorgulaması sırasında defalarca işkenceye maruz bırakıldı. Mahkemeye çıkartılmasına az bir zaman kala, görgü tanıklarına göre 16 Mayıs 1973’te son bir kez sorguya götürüldü ve 18 Mayıs 1973’te yaşama veda etti. Ölüm sebebi ise kayıtlara “intihar” olarak geçti.
Ertesi gün oğlunu görmeye gelen babasına cansız bedeni teslim edildi. Babası Ali Kaypakkaya, daha sonra yaşadıklarını şöyle anlatmıştı: “Oğlumun cenazesini aldım. Taşıması için bir hamal tuttum, ücreti 5 liraydı. Hamal sordu; ‘Bu nedir amca?’ ‘Oğlum’ dedim, ‘Solcu, öğrenci. İşkencede öldürüldü.’ Hamal ağladı, parayı da almadı. ‘Kalsın’ dedi.”
* * * * *
1949 yılında Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya köyünde doğmuştu. Yaşamı, İskoç isyancı, cesur yürek William Wallace’ın “Herkes ölür, ama gerçekten herkes yaşamaz,” sözündeki üzere uzun sürmedi. Lakin tarihin uzunluğu takvimle ölçülmez. Bazı insanlar kısa yaşar, ancak arkalarında gelenekler bırakırlar.
Diyarbakır Zindanı’nda ölümsüzleştiğinde 24 yaşındaydı. Lakin ardında devasa bir gelenek bıraktı.
Bu, romantik bir hikâye falan değildir. Dik durup diklenen, insan olmak ve kalmak çizgisine bedeni parçalanırken bile halel getirmeme iradesidir ki, Kaypakkaya bugün de hâlâ bunun için unutulmamaktadır.
Kardeşi Feride Ayata Kaypakkaya’nın, İbrahim Kaypakaya’yı anlatırken aktardıklarındaki üzere:
İbrahim’in sisteme ilk eleştirisinin köyün hayvanlarını güden Hasan’ın ötekileştiren annesine karşı çıkarak, “Hem Hasan kirliyse bu bütün köyün ayıbı. Mücadele içinde olan insanın eli öpülür. Emekçi insanların eli öpülür. Ben onlara saygı duyuyorum” sözleri ile başladığına dikkat çekip; İbrahim’in son nefesinde ailesine yazdığı mektubu şöyle aktarır: “Gider gider nice koç yiğitler gider. Devrim için ölenler daima olur. Babacım üzülme. Gider gider nice koç yiğitler gider. İçinde senin de bir oğlun varsa çok değil. Kardeşlerimi hepinizi sevgiyle öpüyorum, hepinizi seviyorum.”
Mao Zedung, Lenin ve dünyada gerçekleşen devrimleri okuyup, çözümleyebilen seviyeye gelen İbrahim’in artık kendi ülkesinin siyasi, ekonomik ve sosyal çözümlemesini yapabildiğini ifade eden Feride Kaypakkaya, “Fikir Kulüpleri Federasyonlarında aktif çalışmaya başlıyor ve ilk olarak Doğu Perinçek’le düşünce olarak ters düşüyor. Milli çizgide daha çok ilerliyor Doğu Perinçek, abim kabul etmiyor bunu. Daha sonra Kürt Meselesi ve Kemalizm’e getirdiği eleştiriler yüzünden çok tepki alıyor İbrahim. Hatta öyle ki tartaklanıyor. Ama o bırakıp gitmeyi ya da ayrışmayı seçiyor, onlara aynı şekilde şiddetle yaklaşmıyor. Mevcut hükümet, düzen onun düşüncelerini zaten çok tehlikeli bulurken, Türk Solu’ndan bazı gruplar da onun düşüncelerini tehlikeli buluyor” diyordu.
“Onlara göre mevcut düzenin bozulması değil, onun üzerinden değiştirilerek devrime ulaşması söz konusuydu” ifadelerini kullanan Feride Kaypakaya, abisinin okuldan uzaklaştırmalar sonucu Mehmet Altun ve Adil Adaloğlu ile beraber köye örgütleme çalışmaları için gittiklerinde kendilerine devrimin köyden gerçekleşecek bir örgütlenme ile mümkün olacağından bahsettiğine değindi.
İbrahim’in düşüncelerinin sistem ve sistem dışında düşünmeyenler için tehlike arz ettiğini söyleyen Kaypakaya, bugün bile abisinin anıtı başına gittiklerinde askerlerin nöbet tuttuğunu ve geceleri de aydınlatarak izlediklerini ifade etti.
Feride Kaypakaya, “Boş mezarı bekliyorlar. Korkuyorlar abimden, düşüncelerinden. Korkuyorlar abim onu ziyaret etmeye gelenleri örgütleyecek diye” diyerek, devletin 40 yıl önce korkarak işkencede katlettiği İbrahim’den bugün hâlâ korktuğunu; mezarı başında nöbet tutturduğunu söylüyor.
İbrahim’in devrimin köyden başlayacağına inandığından mücadelesini de köylerden başlattığına değinen Kaypakkaya, abisinin Kürecik ve Dersim’in yolunu tuttuğunu belirtti.
1970’de köyden Ankara’ya taşındıklarını ve İbrahim hakkında vur emri ve yakalama kararı çıktığını anlatan Feride, abisini son gördüğü günü şöyle anlatıyor: “Abimin boy boy her yerde resimleri vardı. Vur emri çıkarılmıştı ve başına ödül konmuştu. Her yerde onu arıyorlardı. Hiç kimse bizim yanımıza gelmek istemiyordu, herkes korkuyordu. O zaman bir kardeşim vardı Kenan, zatürre olmuştu. Babam ölümle pençeleşen bir oğluyla sabahlara kadar hastaneleri dolaştı.
“Soy isimden kaynaklı kimse almak istemedi. Sabaha doğru bir çocuk hastanesine yerleştirdi babam. Ama kaybettik kardeşimi. Babam bir çocuğunu sırtında kaybetti, diğer oğlu da vur emri ile aranıyordu. Bir akşam televizyon izlemek için babam ve annem komşuya gitti. Zaten bizim ev her yerden izleniyordu. Sürekli eve baskınlar oluyordu. Evi dağıtıyorlar, bizleri hırpalıyorlardı.
“Babamlar gelemezdi evler birbirine uzaktı ve daha yeni gitmişlerdi. Korktum yine geldiler evi dağıtacaklar, bizleri hırpalayacaklar. Kapıya gittim, karanlıkta bir el ağzımı tuttu ve içeri girdi, kapıyı kapattı. Çok korktum, bana sarılıp öpmeye başladı. İbrahim gelmişti. Tabii çok zayıflamış, yüzü çökmüştü. Birkaç saat sonra babamlar geldi. Babam abime ‘Oğlum gel seni devlete teslim edeyim’ dedi. Abim çok sinirlendi. ‘Beni ya öyle öldürmüşsün ya da devlete teslim etmişsin. Fark etmiyor’ dedi. Babam abime para vermek istedi, gitti cebine baktı parası yoktu, silahı vardı. Tekrar teslim etmeyi teklif etti. İbrahim ‘Al o silahı beni vur ama asla geri adım atmamı isteme’ dedi.”
İbrahim’in gitme vaktinin geldiğini söyleyen Feride Kaypakaya, “Haydi bir halay çekelim” diyerek herkesi sıraya koyduğunu ifade etti.
“Ama öyle bir halay ki o kadar içten ki” diyen Feride, küçük gecekondu evlerinde son kez hep beraber kısık söylenen türküler eşliğinde halaylar çektikten sonra İbrahim’in evden çıkıp gittiğini ve bir daha hiç görmediklerini söyledi.[5]
* * * * *
İbrahim Kaypakkaya’yı anlamak için sadece yazdıklarına değil, ölüme nasıl yürüdüğüne de bakmak “olmazsa olmaz”dır.
Bu bağlamda egemenler açısından O’nun neden unutturulmak istendiği açıktır. Malûm iktidar, kendine benzeyen muhalefetten korkmaz. Asıl korku, resmi ideolojiyi tartışmaya açıp ezber bozanlardır.
O, Kemalizm’i “ilerici” olarak kutsayanlara itiraz edip, Kürt meselesinin üzerindeki örtüyü kaldırdı ve ezilen ulus meselesini doğrudan -asla tali değil!- politik mesele olarak gündeme taşıdı. Kemalizm’in “ilericilik” kisvesi altında sorgulanamaz hâle getirilmesine “Hayır” dedi.
Malum üzere coğrafyamızda resmi ideoloji, tartışılmaz hakikât gibi dayatıldı. “Kutsal” bir tarihe dönüştürüldü. “Tabu” ilan edildi. Kaypakkaya’nın itirazıyla yarattığı kırılma bu nedenle hayati önemlidir.
Ona göre “Kurtuluş Savaşı”,[6] daha anti-emperyalist savaş yıllarında iken İtilaf emperyalizmi ile el altından işbirliğine girişmişlerdir; emperyalistler Kemalistlere karşı hayırhah bir tutum takınmış, bir Kemalist iktidara rıza göstermeye başlamıştır.
Kemalistler, emperyalistlerle barış imzaladıktan sonra bu işbirliği daha da koyulaşarak devam etmiştir.
Kemalist hareket, özünde “işçilere ve köylülere, bir toprak devrimi imkânına karşı” gelişmişti. “Kurtuluş Savaşı” sonrasındaki yıllarda, devrimin baş düşmanı Kemalist iktidardı.
Kaypakkaya’nın bu tezleri elbette boşuna değildi. Malum: “Her toplumu kısa ya da uzun vadede ayakta tutan üst yapı kurumları ve toplumsal kolonları vardır. T.C’nin üzerinde oturduğu iki asıl kolon da etnik olarak ulusalcılık ve bunun ideolojik olarak beslenme kaynağı Kemalizm’dir. Bir siyasal partinin eğer gerçek anlamda bir iktidar hedefi varsa bu ideolojik kolonlar yıkılmadan düzeni değiştirmenin mümkün olmayacağını teslim etmek gerekir.”[7]
* * * * *
İfadeye gayret ettiğim özellikleriyle Kaypakkaya sadece egemenler için değil, reformizm/ revizyonizm ve post-Marksist vazgeçenler için de tehdittir.
Bu bağlamda “Kaypakkaya devrimciliğinin bütün sırrı, bütün burjuva ideolojilerden ve eğilimlerden uzlaşmaz bir biçimde kopup, burjuva yaklaşımlarla hesaplaşıp, emekçi kitleleri esas alan bir kavrayışa sahip olmasıdır.”[8]
O hâlde devrimcilik gelenekleriyle, sürekli yenilenmesi gereken bir duruş ise, Kaypakkaya’nın ilkesel omurgasını ortaya koyduğu devrimci praksis çizgisi “es” geçilip, unutturulamaz.
Çünkü Onun tavrı sömürü düzenine cepheden açılmış sınıf mücadelesi çağrısıdır.
Onu sadece “sadakat” üzerinden dogmatikçe okumak eksiklidir. Asıl mesele, eleştirel düşünme cesaretidir. Çünkü düşüncenin cüretkârlığından vazgeçip, bir ritüele dönüştürülmesi onun yok edilmesidir.
Net biçimde, “Sağ-sol”(?) ayrımı gözetmeksizin egemenleri, onların devletini karşısına alan Kaypakkaya’ya göre, baskı aygıtına hükmetme mücadelesi veren egemen kliklerinden birini diğerine tercih etmek, ezilenleri, egemenlerin insafına terk etmektir.
Bunları unutamayız! Çünkü, geçmişi olmayanların geleceği de olamayacağından; devrimci gelenek ve değerleri tarihimizin ta kendisidir.
Bu doğrultuda devrimci mücadele ulaştığı her teorik sonucu pratiğe dönüştürürken; komünist çizginin pratiğe dökülmesiyse, irade-eylem birliğinin örgütlülüğüdür; “Aslolan dünyayı yorumlamak değil, onu değiştirmektir,” vurgusundaki gibi.
* * * * *
Kaypakkaya’nın sınıf eksenli analizleri devlet yapısı, Kemalizm’e ve Kürt meselesine ilişkin ideolojik-politik çözümlemeleri devrimci mücadele için referans olmayı sürdürmekte.
Çünkü İbrahim Kaypakkaya’nın düşüncesini belirleyen özellik iktidar perspektifidir. Bu basite alınacak bir şey değildir; Kaypakkaya’nın tüm teorik ve pratik çaba ve arayışlarını belirler.
O; her durumda devrimin güncelliğini unutmadan devrim imkânını aradı. Ulusal sorunu Leninist tarzda ele alan bakışını da bu duruşu belirledi. Başta Kürt ulusu olmak üzere ezilen ulus, azınlık ve inançlara uygulanan baskı ve asimilasyona karşı mücadelede gerçek bir özgürlük ve kurtuluşu ortaya koyan sınıfsal bir perspektif miras bıraktı.
Ve bu ayırt edici komünist kişiliğiyle “İbo, Kürt milletinin ayrılıp bağımsız bir devlet kurma hakkını, ulusal sorunun temel prensibi olarak gördü. Bu hakkın gerçekleştirilmesi uğruna mücadele veya isyan eden Kürtleri haklı buldu.”[9]
Özetle Kürt ulusunun varlığını/gerçeğini görmesi, ulusal haklarının meşruiyetini koşulsuz savunmasıyla önemli bir yerde duran Kaypakkaya, enternasyonalist komünisttir. Ayrıca Kürt ulusu ve farklı ulusal toplulukları tam hak eşitliğini savunmasıyla da dikkat çeker. Bu tutum halkların kardeşliği gibi tek başına soyut, hatta liberal tınılar taşıyan bir argümanın, ancak tam hak eşitliğinde mana kazanabileceğini bilmekten gelir.
Bunu en net gördüğümüz yer ulusal soruna karşı aldığı tutum ve açılımlarıdır. Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkını temel bir hak olarak ele alır. Buna Kürt ulusunun ayrılıp, ayrı devlet kurma hakkı dahildir.
Bu özellikleriyle Kaypakkaya, sınıf ve kimliği iç içe geçiren devrimci Marksizm anlayışının ifadesidir.
29 Eylül 2026 16:52:34, İstanbul.
N O T L A R
[1] Lu Xun.
[2] Bkz: i) Sibel Özbudun, “İbrahim Kaypakkaya’dan Öğrenmek”, Patika Gazetesi, Mayıs 2023… https://sibelozbudun.blogspot.com/2023/05/ibrahim-kaypakkayadan-ogrenmek.html ii) Sibel Özbudun, “İbrahim Kaypakkaya ve Kürt Sorunu”, Kaldıraç Dergisi, No:179, Haziran 2016… iii) Temel Demirer, “Yoksullar İbo’yu Hiç Unutmadı”, Kaldıraç Dergisi, No: 293, Aralık 2025… iv) Temel Demirer, “Şoven Gericilik Dalgasına Karşı Kaypakkaya’yı Anlamak ve Anlatmak”, 29 Nisan 2007… https://temeldemirer.blogspot.com/2012/04/kaypakkayayi-anlamak.html v) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Kaypakkaya’dan Kalan”, Kaldıraç Dergisi, No:262, Mayıs 2023… vi) Temel Demirer, “Mayıs Kızıllığında ‘71 Kopuşu ve Kaypakkaya”, Kaldıraç Dergisi, No:215, Haziran 2019… vii) Temel Demirer, “… ‘Zamanın Ruh(suzluğ)u”na Karşı İbrahim Kaypakkaya”, Kaldıraç Dergisi, No:144, Haziran 2013… viii) Temel Demirer, “Yalanı Yenen ‘Ölümsüz’: Kaypakkaya”, Halkın Günlüğü, Yıl:2, No:38, 20-30 Mayıs 2012… ix) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)”, Rojnameya Newroz, Haziran 2021… https://temeldemirer.blogspot.com/2021/06/hatira-degil-hafizadir-celige-su.html x) Temel Demirer, “İbrahim Kaypakkaya (ve Yapıtları) Hakkında”, Gelecek Dergisi (Kıbrıs), No:79, Nisan 2013… xi) Temel Demirer, “Tarihselden Güncele İbrahim Kaypakkaya”, Arasöz Dergisi, Haziran 2016… https://temeldemirer.blogspot.com/2016/06/tarihselden-guncele-ibrahim-kaypakkaya.html xii) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Anlamak, Hatırlamak Zamanıdır Şimdi”, Gazete Patika, Mayıs 2020… https://temeldemirer.blogspot.com/2022/05/anlamak-hatirlamak-zamanidir-simdi.html xiii) Temel Demirer, “68 Hareketi, Mayıs(ımız), Kaypakkaya ve 1971”, Kaldıraç Dergisi, No:203, Haziran 2018 ve Partizan Dergisi, No:90, Eylül 2018… xiv) Temel Demirer, “Kasketin En Çok Yakıştığı İnsana Minnet ve Hayranlıkla”, Rojnameya Newroz, Yıl:9, No: 269, 14 Temmuz 2015… xv) Temel Demirer, “Katledilişinin 49. Yılında İbrahim Kaypakkaya”, 21 Mayıs 2022… https://temeldemirer.blogspot.com/2022/05/katledilisinin-49-ylnda-ibrahim.html xvi) Temel Demirer, “Bizimkilerin Tarihsel Anlamı ve Güncel Önemi”, Kaldıraç Dergisi, No:120, Nisan 2011… xvii) Temel Demirer, “2020’nin 18 Mayıs’ında Ona Dair”,
14 Mayıs 2020… https://temeldemirer.blogspot.com/2020/05/2020nin-18-mayisinda-ona-dair.html xviii) Temel Demirer, “Mayıs’(lar)ımızın Anlatıp, Hatırlattıkları”, Rojnameya Newroz, Yıl:8, No:252, 3 Haziran 2014…
[3] İbrahim Kaypakkaya, Bütün Yazılar, Umut Yay, 2018 s.387-536.
[4] Celal Temel, “Okul Arkadaşım İbrahim Kaypakkaya”, 16 Mayıs 2026… https://nerinaazad2.com/tr/columnist/celal-temel/okul-arkadasim-ibrahim-kaypakkaya
[5] “Ağabeyimin Söyledikleri Uygulansaydı Bugün Çocuklar ve Kadınlar Ölmeyecekti”, 18 Mayıs 2016 … https://7-24esenlerhaber.com/haber/Agabeyimin-soyledikleri-uygulansaydi-bugun-cocuklar-ve-kadinlar-olmeyecekti-4744
[6] Kaypakkaya, Kuvayımilliye ile Müdafaa-i Hukuk arasında ayrım yapıyordu. Çerkez Ethem, Demirci Memed Efe, Şahin Bey, Kara Yılan ve Sütçü İmam gibilerinin direnişlerini Kuvayımilliye hanesine yazıyor; bunları orta sınıfları temsil eden hareketler olarak değerlendiriyordu. Miras tartışmasında ise bu mücadelelere sahip çıkıyordu.
[7] Bahattin Seçilir, “İbrahim Ünal: İktidar Hedefi Olan Her Kurum Kaypakkaya’nın Temel İdeolojik Yaklaşımını Esas Almalıdır”, 16 Mayıs 2026… https://gazetepatika23.com/ibrahim-unal-iktidar-hedefi-olan-her-kurum-kaypakkayanin-temel-ideolojik-yaklasimini-esas-almalidir-178421.html
[8] Bahattin Seçilir, “Kerem Yıldırım: Kaypakkaya Sadece Egemenler İçin Değil, Reformizm ve Revizyonizm İçin de Tehdittir”, 15 Mayıs 2026… https://gazetepatika23.com/kerem-yildirim-kaypakkaya-sadece-egemenler-icin-degil-reformizm-ve-revizyonizm-icin-de-tehdittir-178393.html
[9] Bahattin Seçilir, “Muzaffer Oruçoğlu: İbo, Kürt Milletinin Ayrılıp Bağımsız Bir Devlet Kurma Hakkını, Ulusal Sorunun Temel Prensibi Olarak Gördü”, 13 Mayıs 2026… https://gazetepatika23.com/muzaffer-orucoglu-ibo-kurt-milletinin-ayrilip-bagimsiz-bir-devlet-kurma-hakkini-ulusal-sorunun-temel-prensibi-olarak-gordu-178334.html
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
