Emperyal Baskıya Boyun Eğmek İle Yeniden Sosyalist İnşa Arasında Kalmış Küba Gerçeği (Ahmet Daşkapan)
Devrimci Bir Strateji Olarak Ekonomik Egemenliğin Gerekliliği
Küba yeniden tarihsel bir kırılma aşamasına girmiştir. Donald Trump liderliğindeki Amerika Birleşik Devletleri’nin son dönemdeki politikalarının tırmanması, Venezuela üzerinden enerji akışını tamamen kesmeye yönelmesiyle birlikte ada ülkesini akut bir ekonomik boğulma içine sürüklemiştir. Caracas’ın petrol sevkiyatlarını durdurmaya zorlanmasıyla mevcut bir kırılganlık bilinçli olarak kullanılmaktadır. Emperyalizm, kırılganlığı bilinçli olarak derinleştirmeyi hedeflemektedir. Ekonomik boğma, siyasal boyun eğdirmenin bir aracı olarak devreye sokulmaktadır.
Bu durum iki boyutlu bir gerçekliği açığa çıkarmaktadır. Bir yandan, Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi etki alanında bağımsız bir yönelime izin vermeyen sistematik baskısı vardır. Diğer yandan ise Küba ekonomisinin onlarca yıldır temel ihtiyaçlarını bağımsız biçimde karşılayamayan yapısal bağımlılığı bulunmaktadır.
Sovyetler Birliği’nin çöküşü yalnızca bir müttefikin kaybı değil, aynı zamanda dış desteğe büyük ölçüde dayanan bir ekonomik modelin de çöküşü anlamına gelmiştir. Fidel Castro, ülkenin bir anda yakıtsız, gıdasız ve hammaddesiz kaldığını ifade etmiştir. Bu şok, devrimin siyasal olarak ayakta kaldığını ancak ekonomik olarak kendi üretim gücüne yeterince dayanmamış olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.
Sonraki yıllarda çözüm, dünya ekonomisine entegrasyon yoluyla aranmıştır. Raúl Castro döneminde turizm, yabancı yatırımlar ve döviz girişleri ekonomik istikrarın motoru olarak öne çıkarılmıştır. Aynı zamanda küçük ölçekli özel faaliyetlere de alan açılmıştır.
Bu yönelim kısa vadede bir rahatlama sağlamış gibi görünse de temel sorunu ortadan kaldırmamıştır. Ekonomi, turizm akışlarına, yabancı para girişine ve temel ihtiyaçların ithalatına bağımlı kalmaya devam etmiştir. Böylece bağımlılık ortadan kalkmamış, yalnızca biçim değiştirmiştir.
Barack Obama dönemindeki yakınlaşma süreci bu eğilimi daha da güçlendirmiştir. Yaptırımların kısmen gevşetilmesi, turizm ve döviz girişinde geçici bir artış yaratmış; ancak kalıcı bir üretim temeli oluşturmamıştır. Amerika Birleşik Devletleri ile normalleşmenin istikrar getireceği yönündeki beklenti stratejik bir yanılgı olarak ortaya çıkmıştır.
2016 sonrasında yaşanan gelişmeler bunu doğrulamıştır. Yaptırımların yeniden devreye alınması ve genişletilmesiyle Washington, Küba ekonomisi üzerinde yeniden doğrudan etki kurabilmiştir. Venezuela’ya olan petrol bağımlılığı ülkeyi daha da kırılgan hâle getirmiştir. Bu tedarik kesildiğinde ekonomik modelin ne kadar hassas olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.
Sorunun özü ne yalnızca dış baskıdır ne de yalnızca iç politikalardır; asıl mesele ikisinin birleşimidir. Gıda, enerji ve üretim araçları açısından ithalata bağımlı bir ekonomi, jeopolitik baskı karşısında direnç gösteremez.
Mevcut kriz bu nedenle geçici bir bozulma değil, kendi üretim egemenliği olmadan küresel kapitalist sisteme kısmi entegrasyona dayanan bir modelin sınırlarına ulaşılmasıdır.
Aynı zamanda bu durum, bağımlılık koşullarında yürütülen müzakerelerin eşitlik üretmediğini de göstermektedir. Ekonomik baskı, siyasal tavizleri zorlamak için kullanılmakta ve Küba gibi bir ülkenin manevra alanını son derece daraltmaktadır.
Bugün temel soru, Küba’nın açılma ya da kapanma arasında bir tercih yapması değil, dış şoklara karşı daha az kırılgan bir ekonomik yapı kurup kuramayacağıdır.
Bu da kendi üretim kapasitesinin yeniden inşasını gerektirir. Gıda üretimi, enerji arzı ve iç ihtiyaçlara yönelik sanayi gelişimi bu sürecin merkezinde yer almalıdır. Bu temeller olmadan hiçbir ekonomik strateji sürdürülebilir olamaz.
Bu yönelim, özel mülkiyetin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmek zorunda değildir. Sosyalist bir ekonomi içinde, sömürüye ve servet yoğunlaşmasına yol açmadığı sürece küçük ölçekli mülkiyet ve yerel girişimler için alan bulunabilir.
Esas olan bağımlılığı azaltmak ve iç kapasiteyi güçlendirmektir. Ancak bu şekilde jeopolitik baskılara dayanabilecek bir ekonomik istikrar sağlanabilir.
Küba bu noktada bir yol ayrımındadır. Mevcut durum, kriz yönetiminin ötesine geçen kararlar alınmasını zorunlu kılmaktadır. Mesele, ülkenin ekonomik temelini dış güç ilişkilerine daha az bağımlı hâle getirip getiremeyeceğidir.
Bu sürecin sonucu yalnızca Küba’yı değil, uluslararası güç dengelerinin belirleyici olduğu bir dünyada ekonomik egemenlik tartışmasını da doğrudan ilgilendirmektedir.
Küba’nın geleceği, büyük ölçüde kendi ekonomik temelini güçlendirme ve böylece siyasal bağımsızlığını koruma kapasitesine bağlıdır.
KÜBA’DA YENİDEN SOSYALİZM İNŞASININ MADDİ TEMELİ
Küba’nın geleceği yalnızca siyasal ya da ideolojik bir çerçevede değerlendirilemez. Sorunun özü maddidir ve ülkenin kendi temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bağımsız bir üretim ekonomisi kurup kuramayacağıyla ilgilidir. Böyle bir ekonomik temel olmadan siyasal bağımsızlık sürekli olarak dış baskıya açık kalacaktır.
Küba, mevcut krize rağmen bağımsız bir sosyalist ekonomi kurabilecek yapısal zenginliklere ve olanaklara sahiptir. Bu olanaklar uzun süre yeterince kullanılmamış ya da sistemli biçimde geliştirilmemiştir; ancak hâlâ mevcuttur ve belirleyici olabilir.
TARIM VE GIDA EGEMENLİĞİ
En temel sütunlardan biri tarımdır. Ada, verimli topraklara ve yıl içinde birden fazla hasat yapılmasına imkân tanıyan bir iklime sahiptir. Buna rağmen Küba hâlâ büyük ölçüde gıda ithalatına bağımlıdır. Bu çelişki, gıda egemenliğinin ilk ve en acil öncelik olması gerektiğini göstermektedir.
Tarımın iç üretime yönlendirilmesi, ürün çeşitliliğinin artırılması ve tarım ile yerel işleme sanayileri arasındaki bağın güçlendirilmesi, ülkenin kendi kendini besleyebilmesini mümkün kılabilir. Böylece yalnızca ekonomik bir kırılganlık ortadan kaldırılmakla kalmaz, aynı zamanda stratejik bir bağımlılık da kırılmış olur.
ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI
Gıdanın yanında enerji arzı ikinci kritik faktördür. Son gelişmeler, dış enerji tedarikine bağımlılığın ne kadar büyük olduğunu ve bu bağımlılığın ne kadar doğrudan biçimde jeopolitik bir baskı aracı olarak kullanılabildiğini göstermiştir.
Küba, özellikle güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve biyokütle alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi için elverişli koşullara sahiptir. Bu kaynaklara yönelik planlı bir yönelim, kamusal yatırımlarla ve merkezi olmayan enerji üretiminin inşasıyla birleştirildiğinde yapısal enerji bağımsızlığının temelini oluşturabilir.
SANAYİSEL İNŞA VE ÜRETİM
Sanayi alanında Küba’nın elinde önemli başlangıç noktaları bulunmaktadır. Mevcut ilaç ve biyoteknoloji sektörleri, daha geniş bir ulusal sanayiye entegre edilerek geliştirilebilecek görece ileri bir temel oluşturmaktadır.
Bunun yanında, iç pazara yönelik temel tüketim mallarının üretimini hedefleyen hafif sanayinin geliştirilmesi, ithalat bağımlılığının adım adım azaltılmasına olanak sağlayabilir. Bakım, onarım ve basit parça üretimine odaklanan asgari bir makine üretim sektörünün kurulması bu gelişmeyi destekleyebilir ve derinleştirebilir.
STRATEJİK GÜÇ OLARAK İNSAN KAYNAĞI
Küba’nın en büyük zenginliklerinden biri insan kaynağıdır. Yüksek eğitim düzeyi, güçlü kamusal sağlık sistemi ve teknik ve bilimsel bilginin geniş toplumsal yaygınlığı, ekonomik gelişme için olağanüstü bir temel oluşturmaktadır.
Sosyalist bir çerçevede bu bilgi, toplumsal ihtiyaçlara yönelen üretici sektörlerde doğrudan kullanılabilir. Eğitim, araştırma ve üretim arasındaki bağın kurulması bu açıdan belirleyici önem taşımaktadır.
SOSYAL PLANLAMA İÇİNDE YERELLEŞME
Ekonominin örgütlenmesi, merkezi planlama ile yerel üretim arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Stratejik sektörler için merkezi koordinasyon gerekli olmaya devam etse de bölgesel ve yerel üretim kapasitesinin güçlendirilmesi esnekliğe ve dayanıklılığa katkı sağlayabilir.
Gıda, temel tüketim malları ve hizmetlerin yerel düzeyde üretilmesi, ulusal dağıtım sistemleri üzerindeki baskıyı azaltır ve ekonomiyi dış kaynaklı kesintilere karşı daha az kırılgan hâle getirir.
YAŞAMSAL KOŞUL OLARAK EKONOMİK ÖZERKLİK
Bu yaklaşımın kırmızı çizgisi, dış bağımlılığın sistematik olarak azaltılmasıdır. Bu, uluslararası ticaretin tamamen dışlanması anlamına gelmez; ancak uluslararası ticaretin taşıyıcı bir işlev yerine tamamlayıcı bir rol üstlenmesi gerektiği anlamına gelir.
Ekonomik bağımlılığın giderek daha sık jeopolitik bir araç olarak kullanıldığı bir dünyada, bağımsız bir üretim temeli ideolojik bir tercih değil, yaşamsal bir varlık koşuludur.
ULUSLARARASI DAYANIŞMA VE KÜBA’NIN KONUMU
Küba bugün ekonomik bağımsızlık ile dış baskı arasındaki gerilimin en görünür cephelerinden birini oluşturmaktadır. Ada etrafındaki gelişmeler, uluslararası güç ilişkilerinin ulusal ekonomik yapılara nasıl işlediğini ve bağımlılığın nasıl siyasal bir araç olarak kullanılabildiğini açıkça göstermektedir.
Bu bağlamda Küba’nın konumu daha geniş bir anlam kazanmaktadır. Ülke yalnızca kendi ekonomisini istikrara kavuşturma ve yeniden yapılandırma göreviyle karşı karşıya değildir; aynı zamanda dış baskı altında bir ülkenin bağımsız bir gelişme çizgisini ne ölçüde sürdürebileceği sorusunun da somut bir örneği hâline gelmektedir.
Bu durum, ulusal bağlamın ötesine geçen bir sorumluluğu beraberinde getirmektedir. Dünya çapındaki sosyalist ve ilerici güçler açısından burada somut bir uluslararası dayanışma zemini bulunmaktadır. Destek, siyasal ve diplomatik dayanışmadan bilgi, üretim ve toplumsal gelişme alanlarında iş birliğine kadar farklı biçimler alabilir.
Küba’nın ekonomik yeniden inşasında güçlendirilmesi, daha geniş anlamda egemen küresel güç yapılarından daha az bağımlı alternatif gelişme modellerinin olanaklarını güçlendirmek anlamına gelir. Bu anlamda Küba’ya destek yalnızca bir ülkeye yönelik değildir; ekonomik özerkliğin ve toplumsal gelişmenin daha geniş bir uluslararası bağlamda nasıl şekillenebileceği sorusuna da dokunmaktadır.
Bu dayanışmanın ne ölçüde somut hâle geleceği, Küba’nın ekonomik temelini güçlendirmeyi ve siyasal özerkliğini korumayı ne ölçüde başaracağını da belirleyecektir. Böylece adanın gelişimi, coğrafi sınırlarının ötesine geçen bir anlam kazanmakta ve uluslararası ilişkiler ile ekonomik egemenlik üzerine daha geniş sorularla doğrudan bağlantı kurmaktadır.
SONUÇ
Küba şu anda, üçüncü dünya savaşını tetikleyen sömürgeci emperyalizme karşı en önemli sosyalist cepheyi oluşturmaktadır.
Bu nedenle dünyadaki tüm sosyalistlere ve sosyalist güçlere, Küba’nın sosyalist yeniden inşasında siyasi, fiilî ve her türlü desteği verme çağrısı yapılmaktadır. Küba’nın mücadelesi ve ona verilen destek, Batı sömürgeci emperyalizmine ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı en etkili mücadele biçimidir.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
