DEVRİMCİ LİDER MİHRAC URAL ESİR ALINDI (Ahmet Daşkapan)
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (Acilciler) hareketinin tarihsel liderlerinden Mihrac Ural, sömürgeci neoliberal uluslararası emperyalizmin yerli gerici işbirlikçileriyle birlikte Suriye'ye yönelik müdahalesi sürecinde, Suriye halkının işgalcilere ve işbirlikçilerine karşı yürüttüğü mücadelede yer aldı.
AKP rejimi, ABD'nin ve diğer Batılı emperyalist güçlerin Suriye'deki müdahale politikalarında üstlendiği taşeronluk rolü kapsamında Mihrac Ural'ın öncülük ettiği mukavemet hareketini hedef aldı.
Mihrac Ural, tarihsel olarak AKP rejiminin Suriye'deki emperyal misyonunun karşısında konumlandı. Türkiye'de sol ve ilerici kesimleri, demokratik kurumları ve siyasi muhalefeti baskı altına alan AKP rejimi, Mihrac Ural'ı da hedef almakta gecikmedi.
Suriye'ye yönelik emperyal müdahale sürecinde çeşitli cihatçı gruplar dış güçler tarafından desteklendi ve silahlandırıldı. Bu savaşın tarafları arasında yaşanan olaylar ve işlenen suçlar, aynı zamanda yoğun bir propaganda savaşının konusu haline geldi.
Mihrac Ural da bu süreçte Banyas ve Reyhanlı katliamlarıyla ilişkilendirilerek ağır suçlamaların hedefi oldu. Ancak Ural, her iki katliamla da hiçbir ilgisinin bulunmadığını defalarca ifade etmiş ve kendisine yöneltilen suçlamaları kategorik olarak reddetmiştir.
Buna rağmen Mihrac Ural hakkında yıllardır sürdürülen yayınlarla kamuoyunda suçlu imajı oluşturulmuştur. Henüz bağımsız bir mahkemenin kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmadan suçlu olarak tanıtılması, masumiyet karinesinin açıkça göz ardı edilmesidir.
MİHRAC URAL NEDEN ESİRDİR?
Mihrac Ural'ın özgürlüğünden yoksun bırakılmasını tanımlamak için kullanılan sözcükler yalnızca dilsel bir tercih değildir. Her sözcük olayın siyasi, askerî ve hukuki niteliğine ilişkin farklı bir anlam taşımaktadır.
Tutuklama, bir kişinin belirli bir suç şüphesiyle hukuki usuller ve yargısal denetim çerçevesinde özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Esir alınma ise bir kişinin karşısında mücadele ettiği gücün eline geçmesini ve bu güç tarafından özgürlüğünden yoksun bırakılmasını ifade eder.
Mihrac Ural, Suriye'de yıllarca süren savaş sırasında bugün mevcut Suriye yönetimini oluşturan güçlerin karşısında yer almıştır. Yalnızca siyasi görüşlerini açıklayan bir kişi değil, silahlı mücadelenin içinde örgütsel ve siyasi sorumluluk üstlenmiş bir şahsiyettir.
Bu nedenle bugünkü alıkonulması, Suriye'deki savaşın tarihsel gelişiminden, iktidar değişiminden ve savaşın ardından oluşan yeni siyasi ve askerî güç ilişkilerinden ayrı değerlendirilemez.
Mihrac Ural'ın geçmişte karşısında savaştığı güçlerin oluşturduğu yönetimin eline geçmesi, esir olarak nitelendirilmesinin temel siyasi gerekçesidir.
Burada savaşın karşıt tarafları arasındaki ilişki söz konusudur. Savaş sırasında belirli bir tarafta mücadele etmiş kişi, karşısında savaştığı güçlerin denetimine geçmiştir.
Bu nedenle Mihrac Ural'ın esir olarak değerlendirilmesi, yalnızca bir dayanışma ifadesine değil, savaşın siyasi ve tarihsel koşullarına dayanmaktadır.
Uluslararası insancıl hukuk bakımından savaş esiri statüsü ise belirli koşullara bağlıdır. 1949 tarihli Üçüncü Cenevre Sözleşmesi, uluslararası silahlı çatışmalarda karşı tarafın eline geçen silahlı güç mensuplarını ve belirli koşulları taşıyan örgütlü direniş hareketlerinin üyelerini savaş esiri statüsü kapsamında korumaktadır.
Mihrac Ural'ın geçmişte üstlendiği askerî rol, mensubu olduğu gücün niteliği ve bugünkü esaretinin koşulları dikkate alınarak savaş esiri statüsünün tanınması talebi değerlendirilmelidir.
Siyasi bakımdan Mihrac Ural'ın bir savaş esiri olarak değerlendirilmesi gerektiği aşikârdır. Bu nitelendirmenin uluslararası hukukta tanımlanan savaş esiri statüsüne karşılık gelip gelmediğinin belirlenmesi ise yetkili ve bağımsız bir hukuki incelemeyi gerektirir.
Hukuki statüsü konusundaki tartışmalar, yaşam güvenliğinin, insanca muamele hakkının ve savunma hakkının eksiksiz korunması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
MİHRAC URAL'A YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR VE MASUMİYET KARİNESİ
Mihrac Ural'a yöneltilen suç iddiaları, Suriye'de uluslararası müdahalelerin ve silahlı çatışmaların devam ettiği dönemde meydana gelen olaylarla doğrudan bağlantılıdır.
Banyas ve Reyhanlı katliamlarına ilişkin suçlamalar da bu tarihsel dönemin içinde ortaya çıkmıştır.
Mihrac Ural, gerek Banyas gerekse Reyhanlı katliamlarıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığını defalarca açıklamıştır. Bu suçlamaları kesin biçimde reddetmesine rağmen kendisi hakkında sistematik biçimde suçlu imajı oluşturulmaya devam edilmektedir.
Burada birbirinden ayrılması gereken iki temel mesele vardır. Birincisi, savaş sırasında gerçekleşen olaylara ilişkin bireysel suç isnatlarıdır. İkincisi ise bu iddiaların hangi delillere dayanılarak, hangi hukuki usullerle ve hangi mahkeme tarafından değerlendirileceğidir.
Mihrac Ural'a yöneltilen ağır suçlamalar konusunda, kendisinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde savunma hakkını kullandığı ve suçluluğunun kesinleştiği bir yargılama gerçekleşmemiştir.
Reyhanlı davasında başka sanıklar hakkında mahkûmiyet kararları verilmiş olması, Mihrac Ural'ın bireysel suçluluğunun kanıtı değildir. Ural'ın dosyasının ayrılması ve kendisi hakkında hüküm kurulmamış olması, bu ayrımı daha da önemli hale getirmektedir.
Hukukun temel ilkelerinden biri masumiyet karinesidir. Suçluluğu hukuka uygun bir yargılama sonucunda kanıtlanıncaya kadar herkes masum kabul edilir.
Bu ilke, kişinin siyasi görüşlerinden, örgütsel kimliğinden veya savaş sırasında bulunduğu taraftan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.
Mihrac Ural'ın kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmesi tek başına suçsuzluğunun kanıtı değildir. Aynı şekilde siyasi iktidarların, istihbarat kuruluşlarının ve medya organlarının kendisini suçlu ilan etmeleri de suçluluğunun kanıtı değildir.
Suçluluk ancak somut delillerin incelenmesi, bireysel sorumluluğun belirlenmesi ve bağımsız bir mahkemenin hukuka uygun kararıyla kesinleşir.
Buna rağmen kamuoyunda Mihrac Ural hakkında oluşturulan suçlu imajı, yargılama henüz sonuçlanmadan verilmiş bir hüküm işlevi görmektedir.
Siyasi propaganda ile ceza hukuku arasındaki sınırın ortadan kaldırılması, yalnızca Mihrac Ural'ın bireysel haklarına değil, hukuk devletinin temel ilkelerine de aykırıdır.
EVİNDEN ALIKONULMASI VE SURİYE YÖNETİMİNE TESLİM EDİLMESİ MESELESİ
Mihrac Ural'ın esir alınmasının koşulları da olayın siyasi niteliğini ortaya koymaktadır.
Lübnan basınında ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne dayandırılan haberlerde Mihrac Ural'ın Lübnan'ın Mansuriye bölgesindeki evinden silahlı kişiler tarafından alıkonulduğu ve ardından Suriye'ye götürüldüğü belirtilmektedir.
Mevcut Suriye yönetimi ise Ural'ın sınırdan kaçmaya çalışırken yakalandığını ileri sürmektedir.
Bu iki anlatım arasındaki çelişki henüz giderilmemiştir. Ural'ın nerede, kimler tarafından ve hangi hukuki yetkiye dayanılarak alıkonulduğunun açıklığa kavuşturulması zorunludur.
Evinden zorla alınarak başka bir devletin denetimine geçirilmesi doğrulandığı takdirde, bu olay sıradan bir tutuklama veya hukuka uygun iade işlemi olarak değerlendirilemez. Lübnan'ın egemenlik haklarının ihlali ve kişinin hukuki güvencelerden yoksun biçimde sınır dışına çıkarılması meseleleri gündeme gelir.
Türkiye Millî İstihbarat Teşkilatı ile mevcut Suriye yönetiminin istihbarat örgütünün operasyonu koordinasyon içinde gerçekleştirdiğine ilişkin açıklamalar, olayın uluslararası siyasi boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin Mihrac Ural'ın yakalanmasına katılması ve sonuçta kendisinin geçmişte karşısında savaştığı Suriye yönetiminin eline geçmesi son derece manidardır.
Türkiye'nin operasyondaki somut rolü, doğrudan teslim işleminin gerçekleşip gerçekleşmediği ve operasyonun hangi hukuki mekanizmayla yürütüldüğü açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu olay, Mihrac Ural'ın yıllardır karşı karşıya bulunduğu siyasi güçlerle ilişkisi dikkate alınmadan değerlendirilemez.
SURİYE VE TÜRKİYE'DEKİ YARGI SİSTEMLERİNİN BAĞIMSIZLIĞI SORUNU
Mihrac Ural'ın esir alınmasından sonra gündeme gelen temel meselelerden biri de hakkında ileri sürülen suçlamaların hangi yargı organı tarafından değerlendirileceğidir.
Suriye'deki mevcut iktidarı oluşturan güçler, geçmişte Mihrac Ural'ın karşısında savaştığı güçlerdir. Savaşın taraflarından birinin iktidarı ele geçirmesi, o iktidara geçmişteki siyasi ve askerî rakiplerini bağımsız biçimde yargılama niteliği kazandırmaz.
Mevcut Suriye yönetiminin siyasi ve askerî geçmişi, yargı üzerindeki etkisi ve Mihrac Ural'ın bu yönetim karşısındaki tarihsel konumu, gerçekleştirilecek bir yargılamanın bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda esaslı sorunlar doğurmaktadır.
Türkiye'deki yargı sisteminin siyasi iktidardan bağımsızlığına ilişkin yapısal sorunlar da aynı derecede önemlidir.
AKP iktidarının Mihrac Ural'ı uzun yıllardır hedef alması ve Türkiye istihbaratının yakalanma operasyonuyla ilişkisinin açıklanmış olması, Türkiye'de gerçekleştirilecek bir yargılamanın tarafsızlığı açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken koşullardır.
Bu nedenle ne mevcut Suriye yönetiminin ne de Türkiye'deki siyasi iktidara bağımlılığı eleştirilen yargı sisteminin, Mihrac Ural hakkındaki suçlamaları bağımsız ve tarafsız biçimde değerlendirebileceğine ilişkin yeterli güvence bulunmaktadır.
Burada sorun yalnızca mahkemeyi oluşturan yargıçların kimliği değildir. Sorun, mahkemenin siyasi iktidar karşısındaki kurumsal bağımsızlığı, savunmanın delillere erişimi, tanıkların güvenliği, yargılama usulleri ve kararların siyasi müdahaleden korunmasıdır.
Siyasi iktidarın suçladığı kişinin yargılanmasında mahkemenin bağımsızlığı, yalnızca biçimsel bir hukuk ilkesi değildir. Adaletin gerçekleşmesinin zorunlu koşuludur.
Savaşın galibi olmak, geçmişte karşısında savaşan kişilerin suçluluğunu belirleme yetkisi vermez. Siyasi ve askerî üstünlük, hukuki meşruiyetin ve bağımsız yargının yerini alamaz.
ULUSLARARASI BAĞIMSIZ YARGILAMA ZORUNLULUĞU
Mihrac Ural hakkında Banyas, Reyhanlı veya başka olaylarla ilgili yargılama yapılacaksa bu yargılama, siyasi iktidarların müdahalesinden bağımsız, tarafsızlığı kurumsal güvencelerle sağlanmış ve uluslararası hukuka uygun biçimde yetkilendirilmiş bir mahkeme önünde gerçekleştirilmelidir
Suriye'deki savaşın taraflarından birinin denetimindeki yargı kurumları ile Türkiye'de siyasi bağımsızlığı tartışmalı yargı organları, bu davada gerekli tarafsızlık güvencelerini sağlama bakımından ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.
Bu nedenle uluslararası düzeyde bağımsızlığı güvence altına alınmış bir yargı mekanizmasının oluşturulması veya hukuken yetkili mevcut bir uluslararası mahkemenin devreye girmesi gereklidir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi veya bağımsız bir uluslararası ceza yargı mekanizmasının görev üstlenmesi, ancak ilgili mahkemenin yargı yetkisini doğuran hukuki koşulların bulunmasıyla mümkündür.
Böyle bir yargılamada suçlamaların somut delillerle desteklenmesi, delillerin savunma tarafından incelenebilmesi, avukat seçme hakkının korunması, tanıkların bağımsız biçimde dinlenmesi ve kararın siyasi baskılardan uzak verilmesi zorunludur.
Mihrac Ural'ın savaş esiri olarak değerlendirilmesi gerektiği aşikârdır. Bu siyasi ve tarihsel nitelendirmenin uluslararası insancıl hukukta öngörülen savaş esiri statüsüne karşılık gelip gelmediği de tarafsız bir hukuki incelemeyle belirlenmelidir.
Savaş esiri statüsünün tanınması, savaş suçlarına ilişkin iddiaların bağımsız biçimde araştırılmasına engel değildir. Aynı şekilde ağır suçlamaların bulunması da kişiyi uluslararası insancıl hukukun sağladığı korumalardan yoksun bırakmaz.
Mihrac Ural'ın nerede tutulduğu, hangi hukuki statüde alıkonulduğu, avukatlarıyla görüşüp görüşemediği, ailesine bilgi verilip verilmediği ve yaşam güvenliğinin nasıl sağlandığı derhal açıklanmalıdır.
İşkence, kötü muamele, zorla kaybetme ve yargısız cezalandırma hiçbir koşulda kabul edilemez.
Mihrac Ural'ın esir alınması, Suriye'deki savaşın ardından ortaya çıkan yeni siyasi ve askerî güç ilişkilerinden bağımsız değildir. Ancak bu tarihsel ilişki, kendisine yöneltilen bireysel suçlamaların araştırılmasını da ortadan kaldırmaz.
Esir alınmış olmak suçluluğun kanıtı değildir. Savaşta karşıt tarafta yer almak da bireysel suçluluğun kanıtı değildir. Suçluluk, siyasi propagandayla değil, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde somut delillerle kanıtlanır.
Mihrac Ural'ın hukuki statüsünün bağımsız biçimde belirlenmesi, uluslararası insancıl hukuk güvencelerinden yararlanması ve hakkındaki suçlamaların siyasi hesaplaşmadan bağımsız bir yargılama sürecinde ele alınması zorunludur.
Adaletin yerini siyasi hesaplaşma alamaz.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
