Amerikan başkanlık sistemi -1- (Celalettin Can)
ABD’de yürütmeyi Başkan, yasamayı Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Kongre, yargıyı ise Yüksek Mahkeme temsil eder.
Başkan, yürütmeyi tek başına temsil eder. Parlamenter ya da yarı başkanlık sistemlerinde olduğu gibi ABD’de başbakan ve hükümet kavramı yoktur.
Başkanın halk tarafından seçilmesi, yürütme görevi için seçtiği kabinenin de meşru temelidir.
Kabinenin rolü bir nevi sekreterliktir denebilir. Sadece Başkana karşı sorumludur. Kongre tarafından onaylanması ise biçimseldir.
Yürütmeye ilişkin tüm yetkiler Başkanda toplanmıştır. Başkan doğrudan halk tarafından seçildiğinden meşruiyetini halktan aldığı kabul edilir. Başkanın yasamaya karşı siyasal sorumluluğu yoktur; sorumsuzdur. Yetkileri Anayasa’da belirlenmiştir.
Bu çerçevede Yüksek Mahkeme tarafından denetlenir. Vatana ihanet, irtikap, rüşvet ve kamu malına zarar verme dışında aldığı kararlar nedeniyle Başkan görevden alınamaz. Görevden alma işlemi; Temsilciler Meclisi’nin iddiası sonucu, Yüksek Mahkeme Başkanı’nın başkanlığında toplanan Senato’nun üçte iki çoğunlukla aldığı karar sonucu gerçekleşebilir.
ABD’de 51 federe devlet vardır ve her devletin bir senatör seçme hakkı bulunmaktadır. Temsilcilerin sayısını ise federe devletin nüfus büyüklüğü belirler. Senato altı yıllığına seçilir. İki yılda bir üçte biri yenilenir. İki meclisten oluşan yasamayı yargı denetler.
Yasama, yürütme ve yargı arasındaki ayrım sert ve kesindir. Birbirlerinin sahasına giremezler ve aynı kişi ikisinde birden görev alamaz. Başkan yasamayı feshedemez, yasa teklifinde bulunamaz. Ancak yasamanın çıkardığı yasaları veto edebilir. Yasama, tekrar yaptığı görüşmede üçte iki çoğunluğu sağlarsa Başkan yasayı yayımlamak zorundadır.
Başkanın kendi partisi yasamada salt çoğunluğu sağlamış olsa bile bu, yasamaya egemen olacağı anlamına gelmez. ABD’de siyasi partiler pek disiplinli değildir. Parti-üye ilişkisi gevşektir ve Meclis’teki parti grupları bağlayıcı karar alamaz. Bunda senatör ve temsilcilerin doğrudan halk tarafından seçilmesinin payı büyüktür.
Başkanlık sistemi iki partiye göre düşünülmüştür. Daha fazla parti olması hâlinde siyasal kriz kaçınılmazdır. Sistemin işleyişi, iki parti arasındaki farkları bile ortadan kaldırmakta zorlanmaktadır.
Yargıyı temsil eden Yüksek Mahkeme üyeleri “kayd-ı hayat” şartıyla Başkan tarafından seçilir ve Senato’da onaylandıktan sonra göreve başlarlar. Yüksek Mahkeme üyelerinin maaşları Başkanın maaşıyla aynıdır. Yüksek Mahkeme Başkanı’nın protokoldeki yeri ise hemen Başkanın ardından gelir.
Dış politika, Başkanın yetkisi dâhilindedir. Ancak Senato da bu alanda yetkilidir. Başkanın imzaladığı uluslararası anlaşmalar, Senato’nun üçte iki çoğunlukla onaylaması hâlinde geçerlilik kazanır.
Mülki ve askerî makamlara yapılan atamalar Başkanın yetkileri arasındadır. Senato’nun onaylaması biçimseldir.
ABD’de gelir-gider bütçesini yapmak ve vergi koymak Kongre’nin yetkisindedir. Bu yolla Kongre, Başkanın yürütme faaliyetlerini etkiler ve bir biçimde denetler.
Anlaşılacağı üzere ABD Başkanlık Sistemi teorik olarak yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin birbiriyle çatışma ve denge temeli üzerine kuruludur. Ancak yasama ve yargının yürütmeyi dengelemede görece zayıflığı, pratik uygulamada yürütmenin üstünlüğünü sağlamaktadır. Kuvvetlerin eşitlendiği durumlarda sistemde kaçınılmaz olarak tıkanma baş gösterir. Bu durum daha çok yürütme ve yasamada partilerin ayrı ayrı çoğunluğa sahip olduğu hâllerde ortaya çıkar. Bu durumda tek çözüm yolu uzlaşmadır. Parti bağının gevşekliği uzlaşmayı kolaylaştıran bir unsurdur. ABD’de uzlaşma sağlanabilmektedir; ancak bunun kalıcı bir güvencesi yoktur.
Amerikan Başkanlık Sistemi’nin altında federe devletler ve eyaletler bulunmaktadır. Her federe devletin kendi yerel parlamentosu, yürütmesi, yargısı, ayrı anayasaları ve ceza kanunları vardır. Şehir ve kasaba yönetimleri özerktir; kendi yargıları vardır. Vali, polis şefi, belediye başkanı gibi idari ve mülki görevliler doğrudan halk tarafından seçilir. Görevlerini gereği gibi yerine getirmeyenler çoğunlukla bir daha seçilmezler. Benzeri yaptırımlar Senato ve Temsilciler Meclisi üyeleri için de geçerlidir. Senatör ve temsilcilerin yerel seçim bölgelerine daha fazla eğilim göstermeleri ve lobilerden etkilenmeye açık olmalarının nedenlerinden biri de budur.
Yürütmenin üstünlüğü söz konusu olsa bile, görüleceği üzere yürütme tek bir noktada odaklanmaz. Merkezden federe devletlere, şehir ve kasaba yönetimlerine kadar uzanan; birbirini tamamlayan ve dengeleyen geniş kapsamlı bir yürütme, yasama ve yargı ağı söz konusudur.
ABD toplumunda köklü bir devlet geleneği yoktur. Kuruluş sürecinde önce toplum parça parça oluşmuş, buna koşut olarak devlet de parça parça kurulmuştur. Dolayısıyla toplum, devlet baskısı altında iç dinamizmini tüketmemiş; bireysel hak ve hukuk bilincini koruyabilmiş, görece bağımsız davranabilen, yaratıcı ve pratik düşünebilen bir toplum yapısı ortaya çıkmıştır.
Öte yandan, ileri kapitalist ülkelerin tümünde olduğu gibi ABD’de de belirginleşen bir ekonomik, siyasal ve toplumsal kriz vardır. Derinleşen bu kriz eşliğinde Amerikan demokrasisinin çerçevesi daralmakta; “Trumplaşma” olarak adlandırılabilecek, Başkanlık Sistemi içinde yuvalanmış emperyalist, otokrat ve işgalci bir yönetim anlayışı güç kazanmaktadır. Bu eğilim, iktidara gelir gelmez son derece pervasız ve sınır tanımaz biçimde Venezuela’ya yönelik müdahalelerde kendini göstermiştir.
Ortadoğu’da ve Amerikan kent merkezlerinde önü açılan cinayetlerde ne olduklarını ve ne yapmak istediklerini açıkça gösterdikleri gibi; Ortadoğu’da ve Asya’da da önü alınmazsa savaş ve çatışma koşullarının ortaya çıkmasına, kaos ve kargaşa ortamının derinleşmesine yol açabilecek bir tehlike yaratmaktadırlar.
(Devam edecek)
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
