ALİYEV, AZERBAYCAN’IN BAĞIMSIZLIĞINI ZEDELEMEK İSTEYENLERE HADDİNİ BİLDİRDİ (Ahmet Daşkapan)
Azerbaycan halkı Türk-Oğuz köklerine sahip, kendine özgü dili, kültürü ve tarihsel deneyimi bulunan bir halktır. Nüfusunun büyük bölümü Şii Müslümanlardan oluşur. Ancak Azerbaycan kimliği yalnızca mezhep, din veya Türkiye ile soydaşlık üzerinden açıklanamaz. Bu kimlik, Güney Kafkasya’nın tarihsel birikimi, Azerbaycan halkının kendi devlet deneyimleri, Sovyet dönemi ve bağımsızlık mücadelesi içinde şekillenmiştir.
28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi. Bu cumhuriyet, parlamenter ve laik bir devlet kurma yönünde adımlar attı. 1918’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması, bu devletdeneyiminin önemli örneklerinden biriydi. Cumhuriyetin ömrü kısa sürdü; 1920’de Sovyet yönetimi kuruldu.Azerbaycan’ın 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan etmesi, bu tarihsel devlet geleneğine yeniden sahipçıkılması anlamına geliyordu. (1, 2, 4)
Bağımsızlık mücadelesi 1980’lerin sonunda kitlesel bir harekete dönüştü. 1988’de başlayan ulusal hareket, Azerbaycan halkının kendi geleceğine ve ülkesinin egemenliğine sahip çıkma iradesini görünür kıldı. 19-20 Ocak 1990’da Sovyet askerlerinin Bakü’ye müdahalesi sırasında yüzü aşkın kişi hayatını kaybetti; ölenlerin çoğu sivildi. (3) Bu baskı, bağımsızlık talebini susturmadı. Azerbaycan halkının mücadeleci kimliği, bağımsızlık iradesi ve laik devlet geleneği bu tarihsel deneyimlerle daha da belirginleşti.
Azerbaycan halkı, Sovyetler Birliği döneminde Rus merkezli kültürel üstünlük anlayışının baskısını yaşadı. Azerbaycan diline, yazısına ve kültürel mirasına yönelik sınırlayıcı müdahaleler bu baskının tarihsel hafızadaki izleri arasındadır. Alfabenin değiştirilmesi bunun somut örneklerinden biriydi. Rusça, özellikle yönetimde, bilimde, tıpta ve akademik yaşamda üst düzey konumlara ulaşmak için belirleyici ve yüksek prestijli bir dil hâline getirildi. Azerbaycan Türkçesi eğitimde ve resmî statüde varlığını sürdürdü; ancak Rusçanın bu alanlardaki üstünlüğü karşısında ikincil konuma itildi ve ulusal-kültürel alanla sınırlandırılma baskısına maruz kaldı. (5, 6) Bu dönemde yaşanan siyasal ve kültürel bağımlılığın travması, bağımsızlık arzusunu güçlendirdi; Azerbaycan halkı Sovyet sisteminden kendi iradesiyle kopma mücadelesi verdi.
Azerbaycan halkı, Sovyet yönetimi altında yaklaşık 71 yıl boyunca sosyalist sistemi deneyimledi. Bu süre içinde kolektif ekonomiyi, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanmayan bir ekonomik düzeni ve sosyal devlet uygulamalarını yaşadı. Aynı zamanda sosyalizmin uygulamadaki hatalarını ve halktan kopuk bürokratik merkezîleşmenin yarattığı sorunları da deneyimledi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kapitalist düzene geçti; bugün kapitalizmin sonuçlarını da doğrudan yaşıyor. Bu tarihsel deneyimler Azerbaycan halkına güçlü bir toplumsal ve siyasal birikim kazandırdı. Bu birikim bakımından Azerbaycan halkı, Türkiye halklarından yüz yıl ileridedir. Türkiye’deki hükümetlerin ve toplumun Azerbaycan halkından öğrenebileceği çok şey vardır. Böyle bir geçmişe rağmen, neoliberal para zihniyetine hapsolmuş Türkiye toplumunun ve hükümetlerinin kendilerini Azerbaycan halkının üstünde konumlandırıp onu yönlendirmeye çalışmaları, en hafif ifadeyle tarihsel bir aymazlık ve Azerbaycan halkının değerini kavramaktan yoksunluktur. Azerbaycan halkı laikliği ilke edinmiş ve bunu anayasasına yerleştirmiştir. Herkes, Azerbaycan halkının bağımsız ve laik iradesine saygı duymak zorundadır.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Azerbaycan’da Türkiye’den gelenlere yönelik büyük beklentiler vardı. Türkiye, soydaş ve dost bir ülke olarak görülüyor; en muhtaç olunan dönemde yardım eli uzatacağı düşünülüyordu. Türkiye’den gelen bazı kişiler, dost ve kurtarıcı gözüyle karşılandı. Ancak Azerbaycanlılar kısa süre içinde Türkiye’den gelen herkesin dostluk ve dayanışma amacıyla gelmediğini, bazılarının ticari vurgun peşinde olduğunu acı biçimde deneyimlemek zorunda kaldı.
Sosyalist sistemde yetişmiş ve bireysel ticari deneyimi sınırlı olan birçok Azerbaycanlı için, iyi niyetlerinin çıkar uğruna istismar edilmesi kapitalizmin soğuk yüzüyle ilk karşılaşmalardan biri oldu. Türkiye’den gelen bazı tüccarların ve sözde yatırımcıların tutumu, halkın Türkiye’ye duyduğu güveni zedeledi.
Ben Azerbaycan’ı o dönemde iki kez ziyaret ettim. Görüştüğüm Azerbaycanlılar bu hayal kırıklığını dile getirdi. Bu anlatımlar, ziyaretlerim sırasında dinlediğim kişisel tanıklıklardır. Benim değerlendirmeme göre Türkiye, Azerbaycan’ı çoğu zaman kendi kapitalist yayılmacı politikaları için bir alan olarak gördü; soydaşlık ve Müslümanlık bağlarını da bu çıkarları örtmek için kullandı.
Şeriatçı zihniyetli kesimler, dünyanın her yerinde başörtüsünü bireysel bir inanç ve örtünme tercihi olarak görmek yerine, inancı istismar etmek için siyasi bir silaha dönüştürmüş durumdadır. Bu silahın amacı, demokratik ve laik devlet yapısını tahrip etmek ve yerine tek mezhebin üstün olduğu bir düzen kurmaktır.
Başörtüsü ve hicap, Kur’an’da açıkça belirlenmiş zorunlu bir kıyafet kuralı değildir; bu anlayış, Kur’an’ın siyasal tarikatlar tarafından yapılan yorumudur. Tarikat okullarında ve cemaat çevrelerinde başörtüsü ve hicap İslam’ın değişmez gereği olarak insanlara aşılanıyor; kız çocukları küçük yaşlardan itibaren bu anlayışla yetiştiriliyor ve bu kıyafetlere yöneltiliyor. Bu etki altında birçok anne, baba ve çocuk başörtüsü ve hicabın İslam’ın gereği olduğuna inanarak hareket ediyor. Başörtüsü ve hicabın şeriatçı siyasetin silahı olarak kullanılmasına karşı, bu anlayışı Kur’an metni üzerinden bağımsız biçimde ele alan bir aydınlatma mücadelesi artık ciddi bir gereklilik hâline gelmiştir.
Bu müdahalelerin mezhepçi boyutu da açıktır. AKP-MHP iktidarı, Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’da da halkı Sünnileştirmeye dönük politikalar izlemekte ve Azerbaycan’ın bağımsızlık ilkesini ihlal etmektedir. Okullarda başörtüsünün yasaklanması, mezhepçi, şeriatçı ve tarikatçı zihniyetlerin yayılmacı politikalarına karşı alınan bir önlem olarak değerlendirilmelidir. Nûr Suresi 24:31’de ziynetlerin açığa vurulmamasından ve örtülerin yaka açıklıklarının üzerine çekilmesinden, Ahzâb Suresi 33:59’da ise dış giysilerin üzerlerine alınmasından söz edilir. Bu ayetlerde saçın, başın veya bütün bedenin nasıl örtüleceği açıkça belirtilmez. Bu nedenle bu kıyafetleri Kur’an’ın açık ve doğrudan emri olarak sunmak, ayetlerde yer almayan bir hükmü metne eklemektir.
Türkiye hükümetinin Azerbaycan’ın üzerinden elini ivedilikle çekmesi gerekir. Azerbaycan’ı kendisine ait bir vilayet gibi gören yaklaşım sömürgeci bir zihniyettir. Azerbaycan halkı artık bu siyasetin niteliğini görmüş, bağımsızlığını vurgulayarak AKP-MHP iktidarına haddini bildirmiştir. Türkiye hükümetinin kapitalist yayılmacı siyasetinin maskesi düşmüştür. Kral çıplak.
Kaynaklar
[1] A. Ergun, “Citizenship, National Identity, and Nation-Building in Azerbaijan,” Nationalities Papers, 2022:
nationbuilding-in-azerbaijan-between-the-legacy-of-the-past-and-the-spirit-of-
independence/B42D38E5F6DA18CDD6FF2A030A851B0D
[2] Inter-Parliamentary Union, Azerbaijan: Historical data on women’s suffrage:
[3] Helsinki Watch / Human Rights Watch, Conflict in the Soviet Union: Black January in Azerbaijan, 1991:
https://www.hrw.org/reports/pdfs/u/ussr/ussr915.pdf
[4] Republic of Azerbaijan, President of the Republic: History:
[5] Ayça Ergun, “Politics of Romanisation in Azerbaijan (1921–1992),” Journal of the Royal Asiatic Society, 2010:
azerbaijan19211992/E4F12EA195DACB1A78CCB64B87A8FBAF
[6] Isgandar Isgandarov, “Changes in Azerbaijan’s Educational Landscape,” Azerbaijan International,
Spring 2000 (8.1), pp. 68–69:
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
