Atak Menü

ABD DÜNYAYI ASKERİ ÜSLER VE NÜKLEER SİLAHLARLA DONATILMIŞ BIR TARLAYA DÖNÜŞTÜRDÜ (Ahmet Daşkapan)

ABD DÜNYAYI ASKERİ ÜSLER VE NÜKLEER SİLAHLARLA DONATIL…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
10 Nisan 2026, 22:40 | Yazar: Ahmet Daşkapan | Kategori: Dünya
ABD DÜNYAYI ASKERİ ÜSLER VE NÜKLEER SİLAHLARLA DONATILMIŞ BIR TARLAYA DÖNÜŞTÜRDÜ (Ahmet Daşkapan)

 

ABD DÜNYADAKI TEK HAKIMIYETINI KORUMAK IÇIN IRANA SALDIRARAK ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞINI BAŞLATTI


Trump’ın İran’ı tümüyle imha edecek saldırılara geçme tehditlerinden sonra verdiği ültimatomun dolmasına bir saat kala, İran’ın 10 maddelik teklifinin temel alındığı müzakereler çerçevesinde 15 günlük bir ateşkes ilan edilmiştir. Fiili olarak ateşkes henüz gerçekleşmemiş olsa da Trump’ın gerginliği artıran tehditlerinin ertelendiği algısı yaygın görünmektedir. On beş gün sonra ne olacağı belirsiz olduğu gibi, bu ateşkes beyanının samimiyeti de ciddi biçimde tartışmalıdır. Nitekim kırk gün önce ABD ve İsrail İran’a yönelik saldırıları başlattığında da anlaşma görüşmeleri hakkında olumlu açıklamalar yapılmaktaydı.


ABD emperyalizmi öncülüğünde dünya hegemonyasını her türlü koşula rağmen güçlendirmek isteyen Batı emperyalizmi, İran’ın Batı hegemonyası karşıtı eksenden koparılması hedefinde son derece kararlıdır. Bu nedenle, aralıklı ve yanıltıcı duraksamalar olsa da bu savaşın devam edeceği açıktır. Bu bağlamda ABD’nin küresel ölçekteki askeri, ekonomik ve stratejik konumunu incelemek büyük önem taşımaktadır. Bu yazı dizisiyle ABD’nin küresel konumu analiz edilecektir. Bu analizin önemi, ABD öncülüğündeki Batı emperyalizminin üçüncü dünya savaşını resmi olarak ilan etmeden fiilen başlatmış olmasından kaynaklanmaktadır. Amaç, ABD’nin gücünü ne abartmak ne de küçümsemek, bu bağlamdaki gerçekleri ortaya koymaktır.


ABD, açık kaynaklara göre dünya genelinde yaklaşık 800 askeri üsse sahiptir ve dünyanın farklı bölgelerinde nükleer silahlar bulundurmaktadır. Her şey, gerektiğinde harekete geçmek üzere hazır tutulmaktadır. ABD, tek kutuplu konumuna yönelik gerçek bir tehdit algılamakta ve İran’a yönelik saldırıyla üçüncü dünya savaşını başlatmıştır.


Amerika Birleşik Devletleri, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından askeri gücün merkezi bir rol oynadığı küresel bir güç yapısı inşa etmiştir. Bu yapı, Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin doğrudan bir karşı güç olmadan hareket ettiği tek kutuplu bir sisteme dönüşmüştür. Bu konum yalnızca ekonomik üstünlüğe değil, tarihte eşi benzeri görülmemiş küresel bir askeri aygıta dayanmaktadır.


Bu sistemin çekirdeği ABD’nin kendi topraklarında yer almaktadır. Pentagon ve tüm kıtaları yöneten coğrafi komuta merkezleri burada bulunmaktadır. Ülke geneline yayılmış yüzlerce üs, Amerikan ordusunun omurgasını oluşturur. Montana, Wyoming ve North Dakota gibi eyaletlerde yer altı silolarında kıtalararası nükleer füzeler konuşlandırılmıştır. Kıyı bölgelerinde, dünya çapında konuşlandırılabilen nükleer denizaltıların bulunduğu deniz üsleri yer alır. Hava kuvvetleri üsleri ise nükleer silah taşıyabilen stratejik bombardıman uçaklarına ev sahipliği yapmaktadır. Tüm bu yapı, ABD’nin her an ve her alandan nükleer saldırı gerçekleştirebilmesini sağlayan nükleer üçlüyü oluşturur.


ABD yaklaşık 5.200 ila 5.500 nükleer silaha sahiptir ve bunların yaklaşık 1.700 ila 1.900’ü doğrudan kullanılabilir durumdadır. Bu nükleer kapasite yalnızca ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeyde de konuşlandırılmıştır. NATO çerçevesinde Amerikan nükleer silahları Almanya, Hollanda, Belçika, İtalya ve Türkiye’de konuşlandırılmıştır. Hollanda’da Volkel Hava Üssü’nde tahminen 10 ila 20 nükleer bomba bulunmaktadır. Birleşik Krallık ve Fransa’nın nükleer cephanelikleriyle birlikte NATO bloğu toplamda 6.000’den fazla nükleer silaha sahiptir.


ABD’nin dünya genelindeki askeri üs ağı, bu gücün fiziksel altyapısını oluşturur. Onlarca ülkeye yayılmış yaklaşık 800 üs ile ABD, dünyayı askeri olarak organize edilmiş bir sisteme dönüştürmüştür. Bu üsler, büyük kalıcı tesislerden daha küçük ileri operasyon noktalarına ve lojistik merkezlere kadar çeşitlilik gösterir. Ayrıca ABD, kalıcı üs bulunmayan ülkelerde de askeri tesislere erişim sağlayarak fiili varlığını daha da genişletmektedir.


Avrupa’da NATO bu askeri yapının merkezini oluşturur. Almanya, Ramstein ve Stuttgart gibi üslerle ana komuta merkezi işlevi görür. İtalya, Birleşik Krallık ve İspanya önemli hava ve deniz merkezleridir. Doğu Avrupa’da ise Rusya sınırlarına doğru genişleyen bir askeri yapılanma söz konusudur; Polonya ve Baltık ülkelerinde askeri altyapı kurulmuştur. Bu yapı, Avrupa içinde ve dışında hızlı askeri müdahaleyi mümkün kılar.


Batı Asya’da ABD, enerji bölgeleri ve stratejik geçiş yolları etrafında yoğun bir üs ağı kurmuştur. Katar’daki Al Udeid Hava Üssü, bölgedeki ana hava kuvvetleri komuta merkezidir. Bahreyn’de Beşinci Filo’nun karargâhı bulunur ve bu filo Körfez ile çevresindeki denizlerde deniz kontrolünü sağlar. Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’da hava ve lojistik üsler bulunmaktadır. Türkiye’deki İncirlik Hava Üssü, nükleer silahların depolandığı ve Avrupa ile Batı Asya arasında kilit rol oynayan bir merkezdir.
 

İsrail bu yapı içinde derin biçimde entegre bir askeri ortaktır. Ülke, Amerikan tesisleri, radar sistemleri ve ortak füze savunma programlarıyla teknolojik ve askeri bir merkez işlevi görür. ABD ile İsrail arasındaki işbirliği hem askeri operasyonları hem de teknolojik gelişimi kapsamaktadır.
 

Irak ve Suriye’de ABD’nin askeri varlığı, kontrol, operasyon ve stratejik konumlanma amacı taşımaktadır. Ürdün ve Umman istikrarlı lojistik ve operasyonel destek noktalarıdır. Yemen’de ise askeri güç, insansız hava araçları ve deniz varlığı üzerinden, Bab el-Mendeb geçidinin kontrolü doğrultusunda kullanılmaktadır.
 

Doğu Asya’da Japonya ve Güney Kore ABD askeri varlığının temel sütunlarını oluşturur. Okinawa’daki büyük üsler ve Camp Humphreys, bölgede doğrudan müdahale kapasitesi sağlar. Guam, Pasifik’te stratejik bir merkezdir. Filipinler, Avustralya ve diğer ülkeler Çin’e karşı genişleyen bir askeri ağın parçasıdır.
 

Afrika’da ABD varlığı daha sınırlı ancak stratejik olarak konumlandırılmıştır. Cibuti’deki Camp Lemonnier kıtanın en önemli askeri merkezidir. Diğer ülkelerde ise insansız hava araçları, askeri işbirliği ve geçici tesisler kullanılmaktadır.
 

Latin Amerika ve Karayipler’de odak noktası batı yarımküre üzerindeki kontrolün sürdürülmesidir. Kolombiya, Honduras ve Karayip bölgesindeki üsler ve işbirlikleri, bölgesel etkiyi mümkün kılar.
 

ABD donanması bu sistemde merkezi bir rol oynar. Tüm okyanuslarda sürekli varlık göstererek ve Hürmüz Boğazı, Malakka Boğazı ve Bab el-Mendeb gibi stratejik geçiş noktalarını kontrol ederek dünya ticaret yolları ve enerji akışları üzerinde hâkimiyet kurmaktadır.
 

ABD’nin askeri gücü, ekonomik ve stratejik çıkarlarla doğrudan bağlantılıdır. Doların küresel hâkimiyeti, finansal kurumlar üzerindeki etkisi ve teknolojik altyapı üzerindeki kontrol bu konumu güçlendirmektedir. Bununla birlikte, Çin’in yükselişi ve Rusya’nın rolü bu tek kutuplu yapıyı zorlamaktadır.
 

ABD bu konumu korumak için askeri ağını genişletmekte, ittifaklarını güçlendirmekte ve jeopolitik gerilimleri artırmaktadır. Bu süreçte dünya, askeri üslerin, nükleer silahların ve stratejik kontrolün merkezde olduğu bir yapıya dönüşmüştür.
 

ABD, sahip olduğu askeri kapasite, hegemonya eğilimi, savaşçı yaklaşımı ve tek boyutlu ekonomik çıkar anlayışıyla doğa, insanlık ve dünya için en büyük tehdit haline gelmiştir. Dünya barışı ve barış mücadelesi, öncelikle ABD’nin askeri, ekonomik, jeostratejik ve politik hâkimiyetine karşı duruşla başlamaktadır.
 

ÜÇ BÖLÜMDEN OLUŞAN BU YAZI DİZİSİNİN İKİNCİ BÖLÜMÜNDE ABD'NİN DÜNYA GENELİNDEKİ ASKERİ DURUMUNU OKUYACAKSINIZ.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!