Atak Logo

Atak Menü

Mihrac Ural

Mihrac Ural

12 Aralık 2025, 01:07 | Ülke

ZAGROS HİWA DOĞRU SÖZÜ SÖYLÜYOR (Mihrac Ural)

ZAGROS HİWA DOĞRU SÖZÜ SÖYLÜYOR (Mihrac Ural)

 

 

Zagros Hiwa son röportajında çok önemli açılımlar yaptı. Kişi olarak benim zaman zaman yaptığım açıklamalara da önemli bir destek sundu. Türkiye tek uluslu bir ülke değildir; çok uluslu ve çok kültürlü bir ülkedir. Bu nedenle tek ulus algısını reddeden, mevcut nesnel yapısı içinde yaşamaya devam edecekse, ulusların ve toplulukların haklarını anayasal zeminde almaları gerekmektedir. Zagros Hiwa meseleyi özetle şöyle dile getirmiştir:

 

“Mevcut Anayasa Kürtlerin varlığını inkâr etmekte ve yalnızca Kürtleri değil, Türkiye’deki tüm etnik grupları Türk olarak kabul etmektedir. Kürtler Türk olarak değil, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür ve eşit vatandaşları olarak görülmelidir. Anayasa Kürtleri kapsamalıdır; onları ötekileştirmemeli ve haklarından mahrum bırakmamalıdır.”

 

Doğru söz budur; birlikte yaşamın kapısı burada açılmaktadır. Ben Mihrac Ural olarak etnik yapım itibarıyla Arabım, inanç geleneğim ise Aleviliktir. Türkiye için demokrasi ve özgürlükler kapsamında, etnik yapım kadar inancımın da hakları vardır. Benim gibi Türkiye sınırları içinde 8 milyon Arap olduğunu biliyoruz; bazı söylemlere göre bu sayı 14 milyona kadar çıkmaktadır. Aynı şekilde kendi ana topraklarında yaşayan Kürtlerin sayısının 25 milyon olduğu bilinmektedir. Türkiye’de bu azınlıklar haklarını almadan, eziyet görerek, yüz binlerce insanı kaybederek ve zindanlarda yüz bini aşkın evladını çürütülerek yaşamaktadır. Kürtler bu sürecin en önemli dinamikleri olarak haklı bir direniş göstermiş ve bu günlere gelmişlerdir. Dünyada nüfusu çok daha az olan birçok devlet varken, geniş topraklara ve nüfusa sahip Kürtlerin ve Arapların kapalı bir kutu gibi Türk egemenliği altında yaşamaya mahkûm edilmesi kabul edilemez. Bu açıdan bakıldığında, Zagros Hiwa anayasal çerçevede yaşamı belirlenen birer halk topluluğu olmamız gerektiğine dikkat çekmektedir.

 

Başkan Öcalan, zindan koşullarına rağmen dört önemli kararı aldırmıştır. Birincisi, 12 Mayıs 2025’te PKK’yı fesheden kongreyi toplatmak. İkincisi, 11 Temmuz 2025’te silahları yakmak. Üçüncüsü, 26 Ekim 2025’te Türkiye sathında bulunan gerillaları geri çekmek. Dördüncüsü ise 16 Kasım 2025’te Zap’tan çekildiğini açıklamaktır. Bu kararların alınması sıradan bir olay değildir; bir ulusun kaderi üzerinde oyun oynanamaz. Başkan Öcalan bu kararları güçlü bir iradeyle aldırmıştır. Bu kararlar barış için gerekli adımlardır. Barışa inanan bu güçlü lider, yoldaşlarını, halkını ve halka ait tüm kuruluşları etkileyerek süreci başlatmıştır. Buna rağmen, benim gibi bu devlete güvenmeyen ve devletin haksız oyalamalar yapacağına inanan insanlar bile Başkan’ın aldığı kararları desteklemiştir.

 

AKP’nin 2015’te çöken ilk çözüm süreci döneminde Türk devletinin “çöktürme planı” hazırladığını, bu planın MGK’da kabul edilerek hayata geçirildiğini söyleyen Hiwa, böylece “Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türk devleti karşısında diz çökmesinin hedeflendiğini”, ancak Türkiye’nin bu hedefine ulaşamadığını ifade etmiştir. Hiwa, “Bu yüzden yeni yollar denemeye başladılar. Kürtlere karşı zihniyetlerini ve politikalarını gerçekten değiştirdiler mi, yoksa yeni bir saldırı dalgası için hazırlık mı yapıyorlar, henüz belli değil” demiştir.

 

Doğru söz burada da kendini göstermektedir. Bu devlete güvenen yoktur; ancak koşullar gereği barış için adım atılmalıydı ve atıldı. Şimdi hepimiz devletin alacağı kararlara bakıyoruz. Devleti doğrulayacak hiçbir veri yoktur; devlet yine oyalamaktadır. Bir Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi gerekiyordu, onu bile yapmadılar. Üstelik bu kendilerine ait bir yükümlülük de değil; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı bir karardır. Bunu dahi yerine getirmemektedirler. Böylece uluslararası kararları uygulama yükümlülüğünü de çiğneyerek barış için adım atmaktan uzak durmaktadırlar. Yüz binlerce insanı tutuklayan, hâlâ bombalarla adım adım PKK gerillalarını avlamaya çalışan bu devletin, Başkan Öcalan’ın 27 yıldır zindanda kalmasına rağmen “umut hakkı”nı tanımaması demokrasiye taraf olmadığını göstermektedir.

 

PKK sözcüsü, “Müzakereler daha başlamadı” diyerek İmralı’da yürütülen görüşmelerin bir diyalog süreci olduğunu belirtmiştir. “Müzakerelerin başlayabilmesi için iki tarafın eşit şartlarda bir araya gelmesi gerekiyor” diyen Hiwa, PKK’nın baş müzakerecisi olarak nitelendirdiği Öcalan’ın hâlâ ağırlaştırılmış tecrit koşullarında tutulduğuna dikkat çekmiştir.

 

Barış süreci olarak anılan bu görüşmelerde tarafların birbirine saygılı olması gerekir; ancak devlet buna yanaşmamaktadır. Düğünlerde Kürtçe şarkı söyleyenlere ağır cezalar verilmekte, okullarda Kürtçe yasaklanmakta, konuşanlar tutuklanmaktadır. Siyaset sahnesinde ise önüne gelen tutuklanmakta; belediye başkanları kayyumla görevden uzaklaştırılmakta; iddia edilen suçlamalar beraatle sonuçlansa bile yeniden görevlerine dönmeleri engellenmektedir.

 

Kürtlerin yaşadığı bu acımasız durum, biz Araplar için de ses çıkmadığı için hasıraltı edilmektedir. Arapların önemli bir kısmı Türkleştirildiği için ses çıkarmamaktadır; fakat bu böyle gitmeyecek, Araplar da seslerini yükseltecektir. O zaman nasıl biçileceklerini hep birlikte göreceğiz. Bu nedenle Kürtlerin uğradığı haksızlıklara karşı dayanışmamız zorunludur. Bugün Kürtlere, yarın Araplara saldıracak güçler hazır beklemektedir.

 

Devletin zihniyetini ve politikalarını değiştirdiği takdirde toplumda da aynı değişimlerin yaşanacağını dile getiren Hiwa, “En çok acı çekenler barışı en çok destekleyenlerdir. Türkiye’de barışı en çok isteyen Kürt tarafıdır ve bu yüzden barışa doğru bu kadar çok tek taraflı adım atmışlardır. Barış herkesin yaralarını saracaktır” demiştir.

 

Bizler hepimiz acıları en ağır şekilde çekiyoruz. Bu yüzden barışa en gönüllü şekilde koşuyoruz. Tüm ezilen uluslar ve kültürel dokular yeni anayasada haklarını almalıdır. Ortak yaşam için gerekli tüm adımlar barış ortamında atılmalıdır. Ben, bu ortak ülkede federasyon değil, konfederasyon temelinde yeni bir siyasal yapılanmanın oluşturulması gerektiğini savunuyorum. Bunun mücadelesi verilmelidir. Kürdistan bir tarafta, Hatay (Liva İskenderun) diğer tarafta konfederatif yapılarla ortak vatanda yaşamalıdır. Bunun için meydanlar dolmalı, bunun için çaba gösterilmelidir.

 

__________________________________________________________________________________________________________________________

 

Atak Dergisi Notu:

 

1- Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi'nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

2- Bu yazı 5 Aralık 2025 tarihinde Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!