Mihrac Ural
03 Aralık 2025, 19:45 | Ülke
SELAHATTİN DEMİRTAŞ’IN TAHLİYESİ (Mihrac Ural)
Selahattin Demirtaş’ın tutsaklığı sürüyor. Tam anlamıyla 10. yılına girdi tutsaklığı. Dile kolay, bu süreçte birçok yenilik ve dönüşüm yaşandı; bir ömür değişti. Zindanda olmak, bu değişimlerde etkin olmadan seyirci olarak kalabilmek kolay değildir. Aynı davadan tutuklu bulunmak ve mahkeme yüzü görmeden bu dönüşümleri gözlemek, etkin bir yer alışı yaşamadan donuk kalmak oldukça zordur. Bu acılı günler, bir dizi yoldaşla birlikte çekilmesi ise ayrı bir çaresizliktir. Selahattin Demirtaş ile birlikte tutuklanan diğer mahkûmlar, bu ülkenin adalet sistemine vurulmuş bir darbe gibidir.
Yargısız İnfazlar
Osman Kavala ve Can Atalay gibi isimler de yargısız infaz altında bulunmaktadır. Haksız bir intikam davasıyla yargılandılar. “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” gibi komik suçlamalarla zindana atıldılar. Osman Kavala, bu organize işlerin başı olarak gösterildi; oysa demokratik bir harekete omuz vermekten başka bir yükümlülüğü yoktu. Gezi Parkı mücadelesi, bu ülkenin demokratlarının birleştiği ve demokratik bir hak uğruna mücadele ettiği bir davaydı. Aradan geçen zaman diliminde bu insanların tutuklanması ve mahkum edilmesi, adaletsiz ve hukuksuz bir ülkeyi anlatmaktadır.
Adnan Selçuk Mızraklı Olayı
Adnan Selçuk Mızraklı olayı ise ayrı bir mahiyet taşımaktadır. “Örgütten ayrıldığını beyan etmeyen, hâlâ örgütlü olan” denilerek tahliye edilememe gerekçesi sunulmaktadır. Bu kararı verenler, mahkeme değil, ceza ve infaz kurumu olarak hukukla ilgisi olmayan, adaletle ilişiği bulunmayan kişilerdir.
Zindandaki İnsanlar
On binlerce insan, acımasız koşullarda hukuk ve adalet yoksunları olarak zindanda yatmaktadır. Bizler genellikle Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarıyla ilgili yazdıkça, aslında aynı nedenlerle tutsak edilenleri güncelliyoruz; zira tümü aynı koşullarda acımasızca çile çekmektedirler. Son bir yılda ülkenin temel demokratik yeniden yapılandırılması için çok şeyler söylendi, ancak bu söylenenlerin hiçbiri yürürlüğe girmedi.
Başkan Öcalan ve Devletin Tavrı
Başkan Öcalan’ın, 27 Şubat 2025 tarihli çağrısıyla 12. PKK Kongresi’nin partiyi feshetme kararının ardından başlayan sürecin tüm önermeleri boşa çıkarılmaya başlandı. Öcalan, çok dikkatli ve özverili çabalarıyla ikna edilmesi zor olan kadroları da ikna ederek aldırdığı kararlar karşılığında devlet, oyalamaktan başka bir şey yapmadı. Basit bir kararla Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğünü bile vermedi. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) aldığı kararlar sonucunda serbest kalması gerekirken bunu bile yapmadı. İnsanlar, her gün, her hafta, her ay ve yıllar boyunca Demirtaş’ın serbest kalması için gösteriler düzenledi. Bu, üçüncü kez AİHM kararıyla tahliyesi beklenen Demirtaş’ın tahliye edilmemesi, insanlarda hukukun ve adaletin bir hiç olduğu, şahsi davranışların, intikam algılarının egemen olduğu kanaatini oluşturdu. Bu kanaat, sıradan insanların değil, Cumhurbaşkanı’yla ilgili olduğu açığa çıktıkça ülke vatandaşı olmaktan nefret edilecek duyguların körüklenmesine yol açmaktadır.
Selahattin Demirtaş’ın Karakteri
Selahattin Demirtaş, saygın bir siyasi figürdür. Hoşgörülü, esprili ve arkadaş canlısı bir insandır. Partisinin yükselişi ve barajları aşması, bu insanın tutumuyla doğrudan ilişkilidir. Demirtaş, her zaman disiplinlidir. Başkan Öcalan’a sıkıca bağlı olan, ortak çizgiden hiç şaşmayan bir liderdi. Öcalan ile karşı karşıya getirmek isteyen medya cambazları hep yanılmıştır. Özellikle bu son tahliye tartışmaları gündeme gelince, iki lider hakkında çok saçma sapan söylemler geliştirildi. Oysa Demirtaş’ın, Başkan Öcalan’ın önermelerine destek olmaktan başka hiçbir yönelimi olmamıştır. Demirtaş’ın tahliyesi konusunda “Başkan Öcalan, tahliyesini istemediği için çıkarılmıyor” şeklindeki söylemler yalan ve manipülasyondur. Bu tür medya hokkabazlığı artık geçersizdir. Bizler PKK ve yandaşlarının nasıl disiplinli olduğunu çok yakından tanıyoruz.
Adaletin Ayaklar Altında Olması
Son bir yıldır Başkan Öcalan’ın aldığı kararlar ve bu kararlara uyum gösteren Kürt halkının nasıl disiplinli davrandığını görmek yeterlidir. İmralı’ya gidiş gelişler bile, 27 yıldır zindanda tutulan bir kişi için akıl almaz zorluklarla engellenmeye çalışılmaktadır. Kayyım meselesi hâlâ en acımasız, en hukuk dışı yollarla dayatılmakta; mahkemeler özgürlük hakkını vermesine rağmen kayyım oturduğu koltuktan bir adım geri çekilmemektedir. Kayyım, bu devletin faşist niteliğinin açık halidir. Bu engellemeler, hak ihlalleri ve anti demokratik yaptırımlar olarak yürürlüğe sokulmaktadır. Bu ülke, akıl almaz tek adam tutumların hegemonyasıyla baskılanmaktadır.
İki önemli olaya baktığımızda, bu ülkede Anayasa Mahkemesi kararlarının ayaklar altına alındığını görmekteyiz. Bunlardan biri, Tayfun Kahraman’ın Anayasa Mahkemesi’nin aldığı yeniden yargılanma kararına karşı, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin reddidir. Bu utanmaz, ahlak dışı, kural dışı red olayı hâlâ devam etmekte ve yargıya açık olanların hak ihlali nedeniyle düştükleri acımasız durumlara işaret etmektedir. İkinci örnekte ise, Akın Gürlek olayı, utanmazlığın hayasızlığın daniskası olduğunu göstermektedir. Akın Gürlek hakkında şu iddialar kamuoyuna açıklandı.
Gürlek’in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı görevine getirildikten sonra da dış kamu/şirket görevinde bulunduğu ve bu görevden maaş aldığı. Söz konusu görev, Eti Maden İşletmeleri’nin Lüksemburg’daki iştiraki olan Eti Maden Anonim Şirketi yönetim kurulu üyeliğidir. Yönetim kurulu üyeliği süresince yurtdışı şirketten huzur hakkı ya da maaş adı altında gelir elde edilmiştir. Üstelik, bu durumun yargı mensubunun görev yapması açısından hukuka aykırı olabileceği vurgulanmıştır. Örneğin “hakim ve savcılar, kanunlarda belirlenenden başka resmi ve özel hiçbir görev alamaz, kazanç getirici faaliyette bulunamazlar.” Burada anlaşılıyor ki, iktidara hizmet eden insanlar kayırılmakta; hukuk ve adalet şahıstan şahsa değişmektedir.
Sonuç
Bu örneklerin binlercesi, ülkenin hukuk ve adalet sisteminin niteliğini göstermektedir. Cumhurbaşkanı istediği kadar “ülkede hukuk vardır, o ne derse o olur” desin, sonuçta bu hukuk da bu adalet de doğru işlemiyor, doğru kararlar vermiyor. Akın Gürlek, CHP düşmanlığıyla bilinen tüm dosyaları oluşturmaktadır; İBB dosyasını hazırlayıp kural dışı bir şekilde gazetecilere açıklaması ve Ekrem İmamoğlu için ayrıca “casusluk” iddianamesinin hazırlanacağını dile getirmesi, bunun en somut örneklerindendir.
İşte böylesi bir ortamda bizler Selahattin Demirtaş için özgürlük istiyoruz. Bu devletin acımasızlığını iyi biliyoruz; tahliye hakkı olan ve bu hakkı defalarca AİHM kararıyla tescil edilmiş olduğu halde bu kararı devlet yerine getirmemektedir. Bu günlerde kimilerinin gün içinde ya da hafta sonuna doğru tahliye olacağına ilişkin tahmin yapanların aksine, bu devlet tarafından sonuç alamayacaklarını iyi biliyoruz. Ancak bu koşullarda bile bizler tahliyenin kesinlikle verilmesi gerektiğini dile getiriyoruz. Tahliyenin derhal, hiçbir koşul ileri sürmeden verilmesini istiyoruz.
_______________________________________________________________________________
Atak Dergisi Notu:
1: Yazarların makalelerde ifade ettikleri fikirler kendilerini bağlar. Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabilir de yansıtmayabilir de.
2: Bu makale 14 Kasım 2025 tarihinde Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
