Atak Logo

Atak Menü

Mihrac Ural

Mihrac Ural

16 Şubat 2026, 23:34 | Ortadoğu

ROJAVA’DA ANAYASAL MÜCADELE (Mihrac Ural)

ROJAVA’DA ANAYASAL MÜCADELE (Mihrac Ural)

 

Her şeyden önce bugünün önemine binaen kısa bir açıklama yapmak istiyorum:

 

Alevi halkının Ramazan günleri başladı. Bugün itibarıyla başlayan oruç tutma eyleminin hayırlara vesile olmasını dilerim. Halkım bu günleri düzenli olarak tutmakta ve gerekli ibadetlerini yapmaktadır. Bu halk, kendi gelenek ve göreneklerini sürdürmekte tereddütsüzdür. Laik bir toplum olarak bu tür gelenekleri de birlikte sürdürmektedir. Hayırlı olsun, tebrik ediyorum. (16 Şubat 2026)

 

Şimdi konumuza geçelim:

 

Mücadele artan oranda devam edecektir. Dünü değil, bugünü ve yarını şekillendirecek mücadele, Rojava için anayasal normların belirlenmesine ilişkin olacaktır. Dün, elde edilen kazanımlardan yola çıkarak, artan oranda nelerin olduğu ve nelerin daha fazla olması gerektiği değerlendirilmiştir. Dün kazanılan değerler federasyon tanımına çok uygundur. Askerî, güvenlik ve idari açılımlarla belirlenen dünün mücadelesi önemli kazanımlar sunmuştur. Ancak bunlar istenilen kazanımlar değildir. Merkeze bağlılık hâlâ kabaca devam etmektedir. Bunun törpülenmesi gereklidir. Bu da anayasal mücadelede kendini gösterecektir. Bugünün ve yarının mücadelesi hukuk mücadelesi olacaktır. Askerî ve güvenlik mücadelesi ihmal edilmeden yürütülecek hukuk mücadelesi, Rojava’nın önünde duran temel mücadele olacaktır.

 

Rojava bugün tüm Kürtlerin anayurdu, yüreği ve bilinci olarak Kürt gerçeğinin ortaya çıkışını temsil etmektedir. Kürtler ilk kez söz birliği içinde bir davayı savunmuştur. Bu savunu, Kürt özgürlüğünün dünyanın her yerinde bir arada savunulmasını sağlamıştır. Bu savunu boğulmak istendi; özellikle Türk devleti ve başında bulunan Erdoğan yönetimi tarafından ezilmek istendi. Ancak Rojava büyük bir direnç gösterdi. Dünya ölçeğinde Kürt olan ve Kürt’ün dostu olan insanlar karşı direnişe geçtiler. 24 Ocak 2026 tarihi itibarıyla başlayan ve bugüne kadar devam eden görkemli duruşlar, protestolar ve yürüyüşler düşmanlarına karşı bir direniş ortaya koymuştur. Tehlike henüz geçmedi; ancak ana eksende boğma hareketi felç oldu. Düşmanları direniş karşısında boyun eğdi.

 

Rojava bu gücü nereden getirdi? Bu güç, Ortadoğu’da oynanmak istenen tarihsel oyunlara karşı durmak gibi önemli bir nedene dayanır. Bu oyunlara karşı direnmek için, dünyanın neresinde olursa olsun insanların topluca haykırması gerekir. Bu iki unsur Rojava gerçeğini ifade eder. Alan itibarıyla dar olsa da bu direniş, kaçınılmaz olarak dünyanın tüm emperyalist ülkeleri ve bölge ülkelerinin yapmaya çalıştıkları oyunlara karşı bir çizgide tutunması anlamına gelir. Rojava, bu küçük toprak parçası, direnen insanlarıyla kendini ifade etmiştir.

 

Bu noktada dün kazanılanlara takılmadan, bugünü ve yarını düşünmek gereklidir. Yani insanlığın desteklediği bu gücün, yarın gerçekleşecek kazanımlarının peşine düşmek gereklidir. Bu da anayasal ve hukuksal boyutta olacaktır.

 

Rojava, Kürt gerçekliğinin en somut ifadesidir. Altı milyonu aşmış Suriyeli Kürtlerin merkezidir. Bu kitle hareketi Ortadoğu alanında belirginleşmiştir. İŞİD’le mücadelesini kahramanca, 15.000 şehit vererek göstermiştir. Bir daha gerekirse aynı mücadeleyi verebilecek güçtedir. Bu topraklara destek veren güçlü ülkeler ve emperyalistler bu gerçeği atlayamazlar. Kendi halklarına bu gerçeği gizleyemezler. Avrupa ülkeleri bu gerçeği görerek yasalar ve kararlar almak zorunda kalmışlardır. ABD bile bu konuda aktif davranarak Kürtleri korumaya yönelik kararlar almaktadır. Dünya çapında böylesine görkemli sonuçlar üretebilen Rojava, yarınları için uğraşacak ve yeni kazanımlar elde edecektir.

 

SDG’nin kaybettiği toprakların %80 olduğu söylenebilir. Ancak Rojava bu toprakların tümü değildir. Gerileyen kısmıyla birlikte gelinen noktada Rojava gerçek kimliğine kavuşmuştur. Ben uzun zamandır Arap aşiretlerinin bu süreçten çekileceklerini yazdım. Buna dikkat edilmesi gerektiğini açıkladım. Ancak koşullar nereye kadar varırsa, o noktaya kadar bu topraklar üzerinde hüküm sürülecekti. Tarih bu açıdan açık ve net çizgiler çizer. Şimdi dünde kalan bu yaklaşımların bugün ve yarın için uzunca anlatımına gerek yoktur. Artık bulunulan yerde, kendi halk kitlesinin egemen olduğu yerde mücadeleye başlamak gereklidir.

 

Kobani’nin hâlâ kuşatma altında olduğunu unutmadan, irili ufaklı sürtüşmeler devam edecektir. Dört başlık altında, on dört maddeden oluşan 29 Ocak anlaşması bitip tükenmez tartışmalara konu olacaktır. Yerinden edilen sivil halkın yeniden onurlu biçimde kendi mülklerine dönüşü ve anadilde eğitim meselesi gibi tartışmalar, anlaşmanın kırmızı hatlarını oluşturmaktadır.

 

Haseki valisi olarak atanan Nureddin İsa Ahmed ve Savunma Bakan Yardımcısı olarak atanan Çiya Kobani ile sınırlı kalınmayacak; yarının mücadelesiyle daha özgün bir çerçevede haklar kazanılacaktır. Hukuk ve anayasa mücadelesi diye dile getirilen noktaların en önemlisi şu şekilde ifade edilecektir: “Suriye devleti, federal yapıların devleti olarak Araplardan, Kürtlerden, Alevilerden ve Dürzilerden oluşan bir devlettir. Bu devlette adlarıyla belirlenecek azınlıkların hakları da koruma altındadır.” Bu ifadeler kaçınılmaz şekilde, ister barışçıl yollarla ister şiddetle olsun, Suriye’nin bütününü kapsayacaktır.

 

Suriye, bölgelerin Suriye’si olarak yaşamaktadır. Kuzeyde Türkiye ve onun denetiminde olan silahlı gruplar; güneyde İsrail ve Dürzilerin kenti Suveyda; Hama yöresinde Hamşa güçleri; Fırat’ın doğusunda Der el Zor aşiretleri ile karşıtı olan HTŞ kuvvetlerinin çatışması; Rojava’da Kürt güçleri; batıda ise yeterince açık olmayan Alevi güçleri bulunmaktadır. Şu an Suriye fiilen bölünmüş durumdadır. Federasyon istemiyorlar, ancak kendi aralarında bölünmüş olarak yaşıyorlar. Bu sürecin sonunda gerçek anlamda bir bölünme yaşanacaktır.

 

Aleviler ve Dürziler, kendi haklarını almak üzere yarın için çok çaba sarf etmek zorundadır. Rojava’nın 29 Ocak itibarıyla yaptığı anlaşma sarsılacak ve yerine yeniden olanaklar kazanılmış olarak federasyona gidilecektir. Bu açıdan hukuk mücadelesinde dikkat edilecek ve önlem alınacak noktalar olacaktır.

 

Ancak Ortadoğu’da ABD misyonunu yürüten Tom Barrak ciddi hatalar işlemekte; Türkiye’nin sözcüsü olmak bir yana, Şam’a konuşlandırılan Colani grubunun da sözcülüğünü yapmaktadır. Ortaya çıkan Epstein belgelerinde, çocuk istismarcısı olduğu ve toplumsal açıdan da ağır suçlara karıştığı iddialarının yer aldığını hatırlatmak gerekir. Bu kişinin yaptıklarını anlamak için, Kürt tarafını imha eden ve tek taraflı olarak imzalanan 18 Ocak 2026 anlaşması ile 29 Ocak 2026 anlaşmasını karşılaştırmak yeterli olacaktır.

 

Gelişmeler her alanda Rojava için aydınlık bir geleceği işaret etmektedir. Hukuk mücadelesi ve anayasa mücadelesi güçlü bir şekilde yürütülerek sonuca bağlanacaktır. Bu mücadele Aleviler ve Dürziler için de çok önemlidir. Bu güçler de Rojava tarafından belirlenecek dengeler doğrultusunda kendi çıkarlarını düzenleyeceklerdir. (7 Şubat 2026)

 

______________________________________________________________________________

 

Atak Dergisi Notu 1: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Atak Dergisi Notu 2: Bu yazı 10 Şubat 2026 tarihinde Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!