Mihrac Ural
09 Şubat 2026, 00:20 | Ortadoğu
ROJAVA ANLAŞMASI VE MÜCADELEYE DEVAM (Mihrac Ural)
Zorlu bir süreç devam etmektedir. Rojava, ağır bir sorumluluk altında mücadelesini sürdürmektedir. Suriye sahasında verdiği direniş, uzun zamandır farklı aşamalardan geçerek bugüne ulaşmıştır. IŞİD güçlerine karşı yürüttüğü mücadele, yalnızca bölgemiz açısından değil, insanlık açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Baas rejiminin yıkılmasının ardından karşı karşıya kalınan önemli görevler, bu aşamada son derece anlamlı hâle gelmiştir. Halep davasının ön plana çıktığı dönemlerde dahi Rojava, önemli sorumluluklar üstlenmiş; kendi özgün yapısıyla tutum almayı başarmıştır.
Ancak uluslararası güçler kararlarını çoktan vermiştir. Paris’te 5–6 Ocak 2026 tarihlerinde yapılan toplantılarda alınan kararlar ve bu tarihten bugüne uzanan tutumlar, Rojava’nın direnişine yeni safhalar eklemiştir. Bugün gelinen noktada, alınan tüm kararlar Rojava’nın başından beri sürdürdüğü direnci yenilemeye ve sürdürmeye mahkûm kalmıştır. Bu durum, Rojava’nın karakteristik özelliğini açıkça ortaya koymaktadır. Başlangıçtan bu yana direnen bir topluluk olarak Rojava, bugün ilan edilen anlaşma çerçevesinde de tutumunu bu direniş hattı üzerinden belirleyecektir.
Rojava, dünyanın tüm mazlumlarının temsilcisi olarak ortaya çıkmıştır. Dünyanın dört bir yanından gelen Kürtlerin temsilcisi olarak, 24 Ocak 2026 tarihi itibarıyla gerçekleştirilen yürüyüş ve protesto eylemleri, içinde bulunduğumuz tarihsel kesitin özgün niteliğini yansıtmaktadır. Avrupa’nın tüm başkentlerinde ve birçok kentinde Rojava’ya destek yürüyüşleri düzenlenmiştir. Ortadoğu’da da hem başkentlerde hem de sıradan şehirlerde benzer destek eylemleri gündeme gelmiştir. Hâlen devam eden bu destek, Rojava’nın taşıdığı anlamı ve önemi yeterince ortaya koymaktadır.
21. yüzyılın en anlamlı yürüyüşleri Rojava için gerçekleştirilmiştir. Bu kitlesel gösteriler, dünyanın birçok parlamentosunda Kürtleri korumaya yönelik kararların alınmasına kadar uzanmıştır. Böylesine görkemli ve bir o kadar da anlamlı bir destekle Rojava, direnişini sürdürmektedir. Buna karşın Colani ve çevresindeki terörist grupların, Erdoğan ve Bahçeli çizgisindeki politikalar tarafından desteklenmesi devam etmektedir. Dünya ölçeğinde desteklenen ve parlamentolarda karşılık bulan Rojava karşısında, bu çevrelerin ezilerek yok olmaya mahkûm olduğu açıktır. İnsanlık Rojava’ya destek verirken, bu dar çıkar çevreleri sürece çözümsüzlük katan bir yaklaşımla yaklaşmaktadır. Buna rağmen anlaşmaya varılmış olması, Rojava’nın uluslararası alanda kazandığı olumlu konum açısından da doğru okunmalıdır.
Rojava heyeti ile Şam heyeti arasındaki görüşmeler bir sonuca bağlanmıştır. Bu anlaşmanın ana ekseni, silahlı birliklerin konumlandırılmasıdır. Öncelikle ateşkese uyulması ve temas hatlarından güçlerin çekilmesi kararlaştırılmıştır. Yerinden edilmiş kişilerin onurlu bir şekilde kendi yerlerine dönmeleri sağlanacaktır. Halep iline bağlı 1. Tümen’de yer alınması, üç tugaydan oluşan bir birliğin ise Rojava’da konuşlandırılması planlanmıştır. Bu yapılanma, Rojava’nın korunmasını amaçlamaktadır.
İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin Rojava’ya entegrasyonu konusunda da çalışmalar yürütülecektir. Ayrıca Haseke iline bir Kürt valinin, Savunma Bakanlığı yardımcılığına ise bir Kürt’ün atanması öngörülmektedir. Bu düzenlemeler dikkat çekici nitelikler taşımaktadır. Dil, eğitim ve kamu görevlilerinin düzenlenmesi gibi konularda da karşılıklı anlayış temelinde uzlaşmaya varılmıştır. Detaylarda farklı yaklaşımlar bulunsa da, Kürt güçlerinin birliklerin düzenlenişi açısından olumlu adımlar attığı söylenebilir. Tüm bu gelişmeler, direniş hattının ne denli güçlü olduğunu göstermektedir.
Rojava için alınacak kararlar, Suriye’nin geneli açısından da belirleyici olacaktır. Bu süreçte Aleviler ve Dürziler de kendi konumlarını buna göre şekillendirecektir. Bu anlamda direniş, yeni dönemin tüm unsurları için geçerli ve ilkeli bir düzeni ifade etmektedir. Rojava heyeti, adeta bir ülkenin tüm sorunlarını sırtlanmış olarak yoluna devam etmektedir.
Türk devleti, kendi desteklediği güçlerle Halep savaşında olduğu gibi, sonrasında gelişen tüm süreçlerde Rojava güçlerine diz çöktürmeye çalışmıştır. Dünyanın dört bir yanından toplanan paralı askerler ve terörist gruplar aracılığıyla Rojava’yı yıkmayı hedeflemiştir. Özbekler, Çeçenler, Türkmenler, Uygurlar, Afganlar, Faslılar, Cezayirliler ve Suudiler dâhil birçok unsur uzun süredir Türk ordusu tarafından eğitilmiş ve bu savaş için hazırlanmıştır. Ancak Kürt güçleri, kendi iradeleriyle çekildikleri Rojava hattına kadar bu grupların sonuç almasına izin vermemiştir.
Erdoğan Türkiyesi’nin Rojava’yı yok etme hedefi sonuçsuz kalmıştır. Bunun üzerine Türkiye, sınır hattı boyunca top ve obüs konuşlandırmak için yoğun hazırlıklara girişmiştir. Bu durum, sorunlara hangi akılla yaklaşıldığını açıkça göstermektedir. Diplomasi yerine yok etmeyi hedefleyen bu yaklaşım, savaş politikalarını öne çıkarmaktadır. Oysa savaş, sorunları çözmenin en kaba ve anlamsız yoludur. Haklı bir mücadele yürüten Rojava karşısında, zor yoluyla sonuç almaya çalışan bu politikalar yenilgiye mahkûmdur. Dünya halkları bu gerçeği görerek Rojava’ya destek vermektedir. Son olarak imzalanan anlaşma da Türkiye’nin yanlışta ısrarının anlamsızlığını ortaya koymuştur.
Bugün itibarıyla Kürt güçleri, kendi tabanlarına dayanarak mücadeleye devam edecektir. Bu, direniş açısından önemli bir aşamadır. Kendi toprakları üzerinde, kendi halkıyla birlikte mücadele eden bir güç yenilmezdir. Rojava, bundan sonra kendi topraklarında geliştireceği her kazanımı kalıcı hâle getirecektir. Savaş politikaları dayatılır ve görüşmeler çözüm üretmezse, Rojava halkı ülkedeki diğer halklarla omuz omuza duracaktır. Aleviler, Dürziler, ılımlı İslamcılar, Sufiler, Eş’ariler ve Maturidiler dâhil olmak üzere geniş bir toplumsal desteğin oluştuğu görülmektedir. Elektrik faturalarına karşı yapılan son protestolar, bu hoşnutsuzluğun giderek arttığını göstermektedir. Böyle bir tabloda, ülkenin ezici çoğunluğu Rojava ile yan yana duracaktır.
Rojava mücadelesine devam edecektir. Haklı talepleri için dünyanın birçok gücünün desteğini arkasına almış olarak, Suriye’de çoğunluğun temsilcisi konumunda bu savaş politikalarına karşı duracaktır. Zafer, er ya da geç, haklı bir davayı haklı mevzilerden yürütenlerin olacaktır.
______________________________________________________________________________
Atak Dergisi Notu 1: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Atak Dergisi Notu 2: Bu yazı 31 Ocak 2026 tarihinde Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
