Rıza Aydın
28 Mart 2026, 13:50 | Dünya
HEM ATEİST HEM DE ALEVİ OLUNABİLİNİR Mİ? (Rıza Aydın)
Bir dostum, Hüseyin Akkuş’un, “Ateist bir Alevi mümkün müdür?” başlıklı yazısı hakkında düşüncemi sormuştu, kısaca arz edeyim. Hüseyin Akkuş, geçtiğimiz günlerde “Cem ibadet değildir” diye bir yazı yazmıştı; bu yazısını eleştirdim. Burada cem konusunda biraz daha ihtiyatlı davranmış.
Alevilikte Allah kavramına yakın olan kavram “HAKK” kavramıdır.
Kaygusuz ABDAL, Dil Guşa adlı meşhur kitabında “Hakkı inkâr eden düşmanımızdır” diyor. Ateistler Hakk kavramını kabul ederler mi? Bence edemezler.
Aleviler bu dünyadan göçenler için “Hakka yürüdü” diyorlar, Ateistlerde böyle diyebilirler mi?
Hakk kavramı Materyalist ya da bilimsel bir kavram değildir; Bilimin Hakk kavramı ya da Hakk olgusunu kabul edip etmediğini bilmiyorum ama etmeyeceğini tahmin ediyorum. Buradan bakarsanız Ateistler Alevi olamazlar.
Peki Alevilikteki HAKK inancı nedir, bunu iyi düşünmek gerek. Ben “Kudred Kandili” kitabımda bu konuyu inceledim- anlattım.
Aleviler, Vahiye dayanan dinlerin dediği gibi yoktan var olmadıklarını, vardan var olduklarını söylerler.
Bunun içi Aşık Veysel: “Aynı vardan var olmuşuz” derken Nesimi: “Eğer sival edersen sırrımdan / Cümlemizi var eyledi varından” der.
Peki.
Burada sormamız gereken soru şu olmalı: Alevi aşıkların varından var olduk dedikleri Var, nasıl bir varlıktır? Ben bu sorunun cevabını Kudred Kandili kitabında inceledim.
Kısaca söylersem Alevi inancı şöyle diyor.
Daha dünya, ay, güneş, yıldızlar, yer, gök yok iken Kudred Kandilinde balkıyan Hakk dediğimiz bir ışık- bir nur vardı. Evrendeki- dünyadaki her şey Hakk dediğimiz bu Nurdan hakk olduğu için her nereye bakarsak bakalım Hakkın bir zerresini görürüz, bu anlamda Hakk her yeri kapsamıştır; kendimize bakınca, kendimizde de Hakkın bir zerresini gördüğümüz için de “Enel Hak” deriz diyorlar. Kaygusuz ABDAL, bir tahta parçası da Enel Hak diyebilir diyor.
Aşıkların daha çok “devriye” denilen deyişlerinde anlatıldığına göre durum şöyle: Tenleri yokken canlar Hak ile beraberler. Can anasırdan bir libas giyinip, ete kemiğe bürünerek mesela Yunus olarak görünüyor.
Canın içine girdiği ten, libas ya da kafes, tıpkı bir süvarinin ata binip onu sürmesi gibi bir hal alıyor. Canın içine girdiği ten, tıpkı yorulan atın süvariyi taşıyamayacak bir hale gelince, tıpkı bir kuşun kafesinden çıkıp, uçtuğu gibi, can kafesinden uçup geri Hakka gidip, başka bir kalıpla tekrar dünyaya geliyor; Alevi aşıklar bu döngüye “devriye” diyorlar.
Bunun için ölen yani Alevi diliyle söylersem bu dünyadan göçen kişiye, “Ruhu revan devri âsan olsun” deniyor yani ruhu yürüsün devri de kolay olsun diye temennide bulunuluyor.
Peki can kalıbından ya da kafesinden uçup Hakka gidince, tekrar hangi kalıpla gelecek? Bütün sorun bu işte: Hacı Bektaş Postnişini Şiri meşhur devriyesinde bu döngüyü anlatırken: “Nice bun dünyaya çok geldim gittim/ Yağmur olup yağdım ot olup bittim” dedikten sonra bir yerde de “insan sıfatında çok gelip gittim kimse bilmez sırrım … ben” diyor.
Aşıkların devriye deyişlerinde anlattığı devriye inancına göre bu dünyadan göçüp, Hakka yürüyen can tekrar dünyaya gelirken herhangi bir mahluk kalıbı içinde de gelebilir; bunun için bütün marifet kişinin işleğine göre her defasında insan kalıbında- insan suretinde gelmeye çalışmaktır. Bu inancı böyle algılarsak bunun materyalistçe bir kavrayış değil, idealistçe, dini bir kavrayış, dini bir inanç olduğunu kavrarız. Yazının altına Yunus Emre ile Hatayi’nin birer deyişini koyacağım bu bilgiler ışığında deyişleri düşünün derim.
Alevi inancına göre Hakk Kudred Kandilinde balkıyan iki renkten oluşan bir ışıktır; bu ışığın ağ olan kısmı Ali’nin nurudur, yeşil kısmı da Muhammed’in nurudur. Bu anlamda “Hakk Muhammed Ali” üç ayrı nesne değil birdir. Aleviler bundan dolayı kendi kendilerine “Işıkçı- ışık ehli” demişler. Alevilere bundan dolayı da “Işıkçı- Siraç” denmiş.
Bu anlayıştan dolayı Kul Himmet, Zeki Müren’in söyleyerek meşhur ettiği deyişinde, “sabahın Seher vaktinde Ali’yi gördüm Ali’yi”, “Musa ile Tur Dağında Ali’yi gördüm Ali’yi” diyor. Hilmi Ziya Dede Baba da bu anlayıştan dolayı, “Aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme” diyor.
Ancak vardan var olduk diyen bu yazarlar bu Hakk olgusunu kavrayamamışlar; bu konuyu Kudred Kandili kitabımda yeteri kadar anlattığım için burada daha fazla uzatmak doğru olmaz.
Yazıda Alevilik için Anadolu ile Mezopotamya’da var denmiş, bence Balkanlardan Herat’a kadar geniş bir coğrafyada Aleviliğin çeşitli versiyonları var.
Alevilik din midir?
Alevilik kendine özgü, dört kapı kırk makamı, yüz altmış menzili temel alan kendine özgü bir din, kendine özgü bir inançtır.
Hüseyün Akkuş’un bu yazdıkları için şimdilik bu kadar yazmam yeter diye düşünüyorum.
Aşk ile .
*
Can bir ulu kimsedir beden onun atıdır
Her ne lokma yer ise bedenin kuvvetidir
Ne denli yer isen çok ol denli yürürsün tok
Cana hiç assı yok hep sûret maslahatıdır
Bu can ni’meti hani gelin bulalım onu
Asayiş kılan canı evlîyâ sohbetidir
Sohbet canı semirdir hem âşıkın ömrüdür
Hak Çalab’ın emriyle erenin himmetidir
Erenin yüzü sulu himmeti arştan ulu
Kimi görsen bu hulu eren inayetidir
İnâyet onun işi anlamaz değme kişi
Bilgil bu hümâ kuşu âşıklar devletidir
Yunus’un yanar içi kamudan gönlü kiçi
Suya sayılmaz suçu erenin himmetidir.
…
Abdülbaki Gölpınarlı’nın hazırlayıp İş Bankasınca yayımlanan Yunus Emre kitabı, Sayfa: 308
Sözlük:
Asayış: düzgün düzen
Assı: kar, fayda
Suret: şekil, yüz, güzellik
Maslahat: yerine göre icap eden iş, söz, hareket.
Himmet: Çalışmak, gayret göstermek. Birinin manevi bakımdan iyi bir hale gelmesi için gönül etmek
Hulu:
Kiçi: küçük
*
YER YOH İKEN GÖK YOH İKEN TA EZEKDEN VAR İDİM
HATAYİ
Yer yoh iken gök yoh iken tâ ezelden var idim
Gevherin yekdânesinden ileri pergâr idim
Gevheri âb eyledim dutdı cihanı ser be ser
Yeri göği arş ü kürsi Yaradan Settar idim
Kâh Hüseyin’len bile postımı soy di kadılar
Kâh o Mansur donma girdim “Enel Hakk” dâr idim
Girdim âdem cismine kimse ne bilmez sırrımı
Men o Beytullâh içinde tâ ezelden var idim
On sekiz min âleme men gerdiş ile gelmişem
Ol sebebden Hakk ile serdar idim serdâr idim
Dünyasından meh anın sırrın bilürdim ol menem
Deryanın altındaki sac kızdıran al nâr idim
Men Hatayi’yem Hakk’ı Hakk tanımişem bîgümân
Ânın içün ol yaratdı men ana derkâr idim
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
