Atak Logo

Atak Menü

Mehmet Güzel

Mehmet Güzel

15 Mart 2026, 17:28 | Ortadoğu

ABD–İsrail’in Uluslararası Medya Manipülasyonuna Rağmen (Mehmet Güzel)

ABD–İsrail’in Uluslararası Medya Manipülasyonuna …
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
ABD–İsrail’in Uluslararası Medya Manipülasyonuna Rağmen (Mehmet Güzel)

 

ABD ve İsrail’in dünya çapında medya üzerindeki büyük etkisine, küresel iletişim ağlarındaki hegemonik konumlarına ve çoğu zaman gerçeği çarpıtan yayınlarına rağmen dünya kamuoyu yaşananları giderek daha net görmeye başlıyor. Uzun yıllardır uluslararası medya düzeni, güçlü devletlerin anlatılarını merkezine alan bir çerçeve içerisinde şekillendi. Bu düzen içinde birçok olay, gerçek boyutundan koparılarak sunuldu; kimi zaman yenilgiler zafer gibi, kimi zaman saldırganlık “savunma hakkı” gibi gösterildi. 

 

Ancak savaşın gerçekliği çoğu zaman propaganda perdesini yırtıp ortaya çıkma eğilimindedir. Bugün de benzer bir durum yaşanıyor. 

 

Tüm medya manipülasyonlarına, algı operasyonlarına ve propaganda çabalarına rağmen dünyanın farklı bölgelerinde insanlar şu gerçekleri giderek daha açık biçimde fark ediyor: 

 

Her şeyden önce İran’ın bu savaşta beklenenden çok daha güçlü bir pozisyon aldığı görülüyor. Savaşın başlangıcında birçok çevre İran’ın kısa sürede geri adım atacağını, ağır askeri baskı karşısında direnemeyeceğini öngörüyordu. Ancak gelişmeler bu öngörülerin büyük ölçüde yanlış olduğunu gösterdi. 

 

İran, ABD ve İsrail’in hesaplamadığı ölçüde güçlü bir direniş sergiledi. Sadece savunma pozisyonunda kalmakla yetinmeyen İran, aynı zamanda karşı hamleler geliştirerek savaşın seyrini belirleyen bir aktör hâline geldi. Bu durum, çatışmanın psikolojik ve stratejik dengelerini önemli ölçüde değiştirdi.

 

Sahadaki gelişmeler, İran’ın İsrail ve ABD’nin bölgedeki askeri varlıklarına ciddi zararlar verdiğini gösteriyor. Bölgedeki üsler, lojistik hatlar ve askeri unsurlar büyük bir baskı altında kalmış durumda. Bu tablo, savaşın tek taraflı bir güç gösterisi olarak planlandığı iddialarını da ciddi biçimde zayıflatıyor. 

 

Daha da önemlisi, İran’ın yürüttüğü savaşın yalnızca anlık askeri hamlelerden ibaret olmadığı görülüyor. İran, uzun vadeli bir strateji doğrultusunda hareket ediyor. Bu strateji, sadece kısa vadeli askeri başarıları değil, aynı zamanda siyasi, psikolojik ve bölgesel dengeleri de hedefleyen kapsamlı bir yaklaşım içeriyor. İran’ın söyleminde sık sık vurgulanan “uzun soluklu direniş” fikri, bu stratejinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. 

 

Bu durum, savaşın kısa sürede sonuçlanacağına dair beklentileri de boşa çıkarıyor. 

 

Giderek daha fazla gözlemci, İran’ın bu süreçte ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki stratejik üstünlüğünü ciddi biçimde zorladığını dile getiriyor. Uzun yıllardır bölgesel güç dengelerini belirleyen bu iki aktörün, ilk kez bu kadar sert bir dirençle karşılaştığı yönünde yorumlar yapılıyor. 

 

Öte yandan İran’ın diplomatik tavrı da dikkat çekici bir özellik gösteriyor. İran, köşeye sıkışmış bir ülke görüntüsü vermekten ziyade, kendisini avantajlı konumda gören bir aktör gibi davranıyor. ABD’nin dolaylı kanallar aracılığıyla uzlaşma arayışına girdiğine dair iddialar ortaya atılırken, İran bu tür girişimlere son derece temkinli yaklaşıyor. 

 

Dahası, İran’ın ortaya koyduğu koşulların ABD açısından ciddi bir prestij kaybı anlamına gelebileceği yorumları da yapılıyor. Bu nedenle İran yönetimi müzakere ihtiyacını acil bir zorunluluk olarak görmediğini ima eden bir tavır sergiliyor. 

 

Belki de bu savaşın en önemli sonuçlarından biri, uzun yıllardır uluslararası siyasette dolaşan “yenilmezlik” mitinin ciddi biçimde sarsılmasıdır. ABD ve İsrail’in askeri gücünün mutlak üstünlük sağlayacağı yönündeki yaygın inanç, sahadaki gelişmeler karşısında ciddi şekilde tartışılmaya başlanmıştır. 

 

Bu durum yalnızca askeri bir mesele değildir. Aynı zamanda güç kavramının uluslararası siyasette nasıl algılandığıyla da ilgilidir. Bugüne kadar birçok çevre askeri ve teknolojik üstünlüğün her durumda belirleyici olacağını düşünüyordu. Ancak yaşananlar, bu varsayımın her zaman geçerli olmadığını gösteriyor. 

 

Bir başka ifadeyle, “güç uygarlığı” olarak adlandırılan ve askeri kapasiteyi her şeyin üzerinde gören anlayışın sınırları ortaya çıkmaya başlamıştır.

 

Buna rağmen ABD ve İsrail’in kendi kamuoylarına ve dünya kamuoyuna farklı bir tablo sunmaya çalıştıkları görülüyor. Kayıpların gizlenmesi, başarısızlıkların küçültülmesi ve karşı tarafın küçümsenmesi bu propaganda stratejisinin temel unsurlarından biri olarak kullanılıyor. 

 

Algı yönetimi ve propaganda faaliyetleri, modern savaşların önemli araçlarıdır. Ancak sahadaki gerçeklik uzun süre gizlenemez. Savaşın gidişatı, er ya da geç propaganda perdesinin arkasındaki tabloyu ortaya çıkarır. 

 

Bugün yaşanan süreç de tam olarak bunu gösteriyor. 

 

ABD ve İsrail istedikleri kadar kayıplarını gizlemeye çalışsın, istedikleri kadar propaganda mekanizmalarını devreye soksun; savaşın gerçek dinamikleri giderek daha görünür hâle geliyor. Uluslararası kamuoyu, resmi anlatılar ile sahadaki gelişmeler arasındaki farkı fark etmeye başlıyor. 

 

Bu süreçte dikkat çeken bir başka tutum da bazı çevrelerin benimsediği “üçüncü yol” yaklaşımıdır. Bu yaklaşımı savunanlar, açık bir tavır almaktan kaçınarak gelişmeleri uzaktan izlemeyi tercih ediyorlar. Daha çok “bu savaşın sonunda bize ne çıkar?” sorusuna odaklanan pragmatik bir bekleyiş içindeler. 

 

Ancak savaşın gidişatı bu hesapların da pek tutmadığını gösteriyor. 

 

Bekle-gör politikasıyla hareket eden ve gelişmelerden kendi payına düşecek fırsatı kollayan çevreler, ortaya çıkan tablo karşısında giderek daha fazla hayal kırıklığı yaşıyor. Çünkü tarihsel kırılma anlarında tarafsızlık çoğu zaman bir avantaj değil, aksine siyasi ve ahlaki bir çıkmaz hâline dönüşebiliyor. 

 

Bugün yaşananlar da böyle bir kırılma anına işaret ediyor olabilir. 

 

Ve görünen o ki, gelişmeleri uzaktan izleyerek kazanç elde etmeyi bekleyenler giderek daha fazla avuçlarını yalamak zorunda kalıyorlar. 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!