Atak Menü

ZORBALIĞA ENTEGRE! (Mehmet Güzel)

ZORBALIĞA ENTEGRE! (Mehmet Güzel)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
28 Ağustos 2026, 23:09 | Yazar: Mehmet Güzel | Kategori: Ortadoğu
ZORBALIĞA ENTEGRE! (Mehmet Güzel)

Mazlum Abdi SDG’nin feshini Colani’nin sarayında açıklarken

 

“Tarihi” Entegrasyon 

 

Suriye’de 25 Ağustos 2026 tarihinde yine “tarihi” olarak nitelenen bir açıklama ile Mazlum Abdi, SDG ve Kürt Özerk Yönetimi’nin feshedildiğini açıkladı. 

 

Mevcut Kürt askerî güçlerinin ve idari yapıların bağımsız niteliğinin sona erdiğini ve Suriye devletine —siz bunu HTŞ yönetimi olarak okuyun— entegrasyonunun tamamlandığını açıkladı. Mazlum Abdi bu açıklamayı Colani’nin sarayında yaptı. 

 

Bu entegrasyon üzerine herkes kendince bir başarı hikâyesi anlatmaya başladı zaten. Taraflar, kendi açılarından meseleyi yansıtmaya ve varılan noktayı “tarihi kazanım” olarak sunmaya başladılar bile. Ayrıntılara hiç girmeden, varılan sonuca kısaca değinecek olursam; 

 

Mazlum Abdi, kravat takılmış katil Colani’nin danışmanı oluyor. İlham Ahmed, yine katil Colani tarafından milletvekili olarak tayin ediliyor. Kürt askerî birlikleri, HTŞ ordusunun hiyerarşisi ve emri altında dört tugay olarak Kuzey Suriye’de görev üstleniyor. YPJ kendini feshederek HTŞ yönetiminin İçişleri Bakanlığı kapsamında antiterör birimi olarak görev üstleniyor. Kürtçe, Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı bölgelerde haftada iki saat seçmeli dil olarak okullarda okutulabilecek. 

 

Bir de bunların içerisine, sansasyon olarak yerleştirilmiş bir kararla sanki HTŞ yönetimi tarafından çözülmüş gibi gösterilen “kimliksiz Kürtler” sorununun çözüldüğü ifade ediliyor ki, bu koca bir yalan. 

 

“Kimliksiz Kürtler” Yalanı 

 

Burada kısa bir parantez açalım: 2011’de Esat yönetimi tarafından resmî olarak çözümlenmiş bir sorundu bu. Ama Kürt Hareketi liderliği, tutturmuş olduğu kara propaganda ile bu koca yalanı savaş boyunca kullanmaya devam etti. 

 

Defalarca yazmıştık: Bunu kullanan Kürt Hareketi de bu gerçeği çok iyi biliyor. Ama bu konuyu ajitasyon ve çarpıtma olarak bilerek şimdiye kadar kullanmaya devam etti ve bir ezbere dönüştürdü. 

 

Söz konusu “kimliksiz Kürtler”, Türkiye ve Irak’taki katliamlardan kaçarak gelen ve Suriye’nin kucak açmış olduğu Kürtlerden oluşuyor. Şimdiki sayıları 300 bin civarındadır. Eski Suriye yönetiminin politikası gereği, zulümden kaçan kesimlere kapısını açıp himaye eden Suriye, bu toplumsal kesime vatandaşlık vermiyordu. Filistinliler, Hataylılar ve Kürtler buna dahildir. 

 

Buradaki maksat, bu halkların kendi davalarından vazgeçmelerinin önünü almaktı. Kürtler içerisinde bu kapsamda yaklaşık 300 bin kişiyi ilgilendiren bu sorun, Esat yönetiminin 2011’deki bir Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle resmî olarak çözümlendi. 

 

Ama gerek Türkiye medyası gerekse de “Üçüncü Yol” safsatası tutturan Kürt Hareketi, bu yalanı ve ajitasyonu günümüze kadar kullanmaya devam etti. Ve sözüm ona HTŞ yönetimi bu sorunu çözmüş olarak gösteriliyor.

 

Çakallar aslanların tarihini yazmaya kalkınca böyle oluyor! 

 

Çakalların Yazdığı Tarih 

 

Mazlum Abdi, kravatlı terörist Colani’nin önünde, yani kendi ifadesiyle “Sayın Cumhurbaşkanı”nın önünde, “tarihi” diye atfettiği konuşmasını yaparken; Esat zamanında önce Kürt yerleşim alanlarını Esat yönetiminden kurtardıkları yalanını atarak bir böbürlenme içine girdi. 

 

Yine düşene gelip geçenin tekme attığı ve “çakalların aslanların tarihini yazması” misali çarpıtmaları bize yutturma çabalarını görüyoruz burada. 

 

Oysa neler olmuştu? 

 

Dünyanın bütün çakalları Suriye’yi yıkmak ve parçalamak amacıyla Suriye’ye saldırdığı 2011 yılında, Suriye devleti genel seferberlik ilan ederek ülke genelinde bütün halkları silahlandırmış ve vatan savunmasına çekmişti. Kürt bölgelerinde de Kürt halkını ağır ve hafif silahlarla silahlandırarak kendi vatanlarını dış saldırılara karşı, bütün Suriye halklarının yaptığı gibi, savunmakla görevlendirmişti. 

 

Savaşçılara ve bütün görevli bürokratlara aylıklarını savaş boyunca aksatmadan ödemeye devam etmişti. 

 

Kürt Hareketi liderliği ise 2015’te, vatanı savunmakla mükellef olduğu ABD ve İsrail’e karşı duracağına, bu güçlerle işbirliği yaparak Suriye vatanına bu düşmanların postal basmalarına alan açmış; üsler kurmalarını sağlamış, ülkenin petrol rafinelerini ve zengin tahıl sahalarını işgal etmelerine olanak sunmuş, ABD adına bu alanların askerliğini yapmıştı. 

 

Suriye’den aldığı silahları Suriye’ye karşı çevirmiş, ABD’den de ağır silahlar edinmiş; askerî eğitim ve ortak koordinasyon komutanlıkları kurmuş, savaşçılarının aylıklarını ABD’den de almaya başlamıştı. 

 

Savaş boyunca Suriye’nin geri kalan bölümlerine yakıt, tahıl ve elektrik gitmesini engellemiş, Suriye’nin açlıkla kavrulmasına hizmet etmişti. Suriye’nin petrolü, bizzat İlham Ahmed’in imzaladığı bir anlaşma ile Türkiye üzerinden İsrail’e aktarılmıştı. Parasını da ABD ile kırışmıştı. 

 

ABD bu işbirliğinden sadece bu şekilde yararlanmakla kalmamış, kendi eliyle yarattığı IŞİD’i Kürt Hareketi eliyle ve Kürtlerin canlarıyla dengeleme yoluna gitmişti. Yaşanan bu rezaletleri de dünyaya “Rojava Devrimi” diye efsaneleştirip yutturmuştu. 

 

Entegrasyon Değil, Tahkimat 

 

Konumuzdan fazla sapmadan devam edersek, Suriye’de yaşanan entegrasyon süreci; mazlum bir halkın bütün gücünün zalim bir terör yönetiminin arkasına tahkim edilmesi demektir.

 

HTŞ’nin katliamcı yönetiminin meşrulaştırılması, tahkim edilmesi ve ABD-Türkiye politikaları ile uyumlu olarak Ortadoğu’da yeni bir zulüm sisteminin taşlarının döşenme çabasıdır. 

 

Yaşanan şey, Türkiye’de yapılanın uzantısı ve aynı programın bir parçasıdır. Türkiye’de de Kürt halkının bütün siyasal potansiyeli AKP İslamcı faşizminin arkasına tahkim ediliyor ve Ortadoğu’da yayılmacı Yeni Osmanlı’nın kapıları açılmaya çalışılıyor.

 

Bütün bunlar “Türkiye’nin Demokratikleştirilmesi” safsatası adı altında yapılıyor. Oysa hem Türkiye hem de Ortadoğu, mezhepçi ve katı Sünni eksenli bir zeminde, bölgenin bütün direniş güçlerine karşı bir mevzilenmenin aparatı hâline getiriliyor. 

 

Ulusun Çıkarı Zorbalığa Sığınmak Değildir 

 

Bunun Kürt ulusunun nesnel çıkarlarıyla da alakası yoktur. Kürt ulusunun çıkarları, zorbalığın arkasına güç tahkim etmekte yatmıyor. Tarih boyunca kendisini katleden bir zorbalığın bacakları arasına sığınmaktan da geçmiyor. 

 

Tam tersine, mazlum olan bölgenin diğer halklarıyla dayanışma içerisinde, zorba güçlere karşı direniş sergileyen eksende yer almaktır bu ulusun nesnel çıkarı; zillet içinde bir teslimiyette değildir. 

 

Daha önce de ifade etmiştim: Güce elini teslim ettiğin zaman, kolunu kaptırırsın. 

 

Suriye’de Kürt Hareketi bunu 2015’te yaptı. Kolunu da, iradesini de yitirmiş oldu. 

 

O süreçte Suriye, İran ve Rusya, Kürt Hareketi’nin bu eksene kaymasını engellemek için çabalar içerisine girdi. Ancak Kürt Hareketi, ABD’nin etkisinden iradesini kurtaramadı. Ve geri dönüşü olmayan bir bağımlılığa girdi. 

 

M16’dan Zillete 

 

2015’te ABD ile Türkiye’nin danışıklı politikasıyla Afrin’den çekilmek zorunda kaldılar. 

 

Suriye yönetimi yıkıldıktan ve HTŞ yönetime getirilip Colani’ye kravat takıldıktan sonra, bizzat ABD eliyle kurulan SDG’nin işinin bittiğini yine bizzat Tom Barrack ilan etmişti. 

 

Halep’ten atıldılar önce. Ardından Fırat’ın gerisine. 

 

 

Mazlum Abdi o zaman anlamlı bir poz vermişti; eline M16 alarak poz vermiş ve direneceklerini söylemişti. Ancak M16 tercihi bilinçliydi ve bu silahın üreticisi olan İsrail’e bir mesajdı. 

 

Bunu ifade eden bir paylaşım yaptığım için lince maruz kalmıştım. Oysa direniş iradesini selamlamış ve “M16’yı bırak, Kaleşnikof’u kap!” diye yazmıştım. 

 

ABD buna izin verir miydi? 

 

Vermedi. 

 

Bizzat kendisinin kurmuş olduğu SDG’nin askerî gücünü, Arap aşiretlerini çekerek üç günde 130 binden 10 bine indirdi. Kürt Hareketi Haseke ve Kamışlo’ya sıkıştırıldı. Ve zaten fiilen SDG o zaman dağılmış oldu. 

 

Şimdiki durumda yaklaşık 8 bin civarında savaşçısıyla YPG ve YPJ’nin HTŞ yönetiminin arkasına hizalanması gerçekleşiyor. 

 

Yani Sünni ve katliamcı IŞİD artığı HTŞ yönetimine, Kürt Hareketi’nin tahkimat ve meşruiyet sağlaması gerçekleşiyor. 

 

İşin Arapçası da, Kürtçesi de, Türkçesi de budur.

 

“Demokratikleşme”, “devlete ortak olma”, “entegrasyon”, “komünalizm” söylemleri birer zırvadan ibaret soslamalardır. Yapılan zillet sürecini bâtınî zorlama yorumlarla şirinleştirip teorize etmeye çalışan müritlerden geçilmiyor zaten. 

 

Ama bu sosun altındaki yalın gerçek hiçbir şekilde değişmiyor ve değişmeyecek. 

 

Kürt Hareketi liderliği artık bu saatten sonra istese de bu zilletten geri dönemeyecek. 

 

Tek Umut: Yeni Bir Direniş Ekseni 

 

Tek umut, uzun vadede bu ulusun yeni bir liderlik ile bu zilletten kurtulma mücadelesi ve direniş eksenindeki yerine dönme çabası olacaktır. Bu da ancak çok uzun vadede mümkün hâle gelebilecektir. 

 

Lakin olanaksız olmadığı da ortadadır. İran ve müttefiklerinin dünyanın zorbalık imparatorluğu ABD’ye ve yavrusu İsrail’e bölgede diz çöktürmüş, burnunu sürtmüş ve kepazeye çevirmiş olan direnci; Kürt ulusuna esas yerini gösteren bir umut ve çok güçlü bir alternatif sunmaktadır. 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!