Atak Menü

YALÇIN KÜÇÜK’ÜN VEFATI ÜZERİNE (Mihrac Ural)

YALÇIN KÜÇÜK’ÜN VEFATI ÜZERİNE (Mihrac Ural)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
07 Nisan 2026, 21:25 | Yazar: Mihrac Ural | Kategori: Ülke
YALÇIN KÜÇÜK’ÜN VEFATI ÜZERİNE (Mihrac Ural)

 

 

Yalçın Küçük, Türkiye’de özellikle 1970’lerden itibaren sol düşünce, ekonomi politik ve devlet tartışmaları üzerinde etkili olmuş, yazdığı tezlerle bir dönemin siyasal tartışmalarına yön vermiş önemli bir aydındı. 1 Tummuz 1938’de İskenderun’da doğdu, 6 Nisan 2026’da Ankara’da öldü.

 


Yalçın Hoca ile Paris’te görüşmüştük (1988 ). O dönemler mücadelenin en yoğun ve en sert zamanlarıydı. Kendisini kaldığım eve davet ettim. Bu davette, PKK’dan bir temsilci, kendi arkadaşlarından Alper Yalman, “Toplumsal Kurtuluş” Av. Temsilcisi Haluk Yurtsever  hazır bulunuyordu. Bizden de, Kemal Bayram ( rahmetli olan), Şerif yoldaş, Zafer yoldaş ve diğerleri mevcuttu. Uzun ve derin siyasi sohbetler gerçekleştirdik. Genellikle beni dinler, zaman zaman önerilerde bulunurdu. En çok yoğunlaştığı alan ise iktisadi yaklaşımlar ve çözümlemelerdi.

 

Ben kendi görüşlerimi aktardığımda özellikle “devletçi sosyalizm” meselesi üzerinde durdu. Bu konu, aslında Türkiye solunun uzun yıllardır tartıştığı temel ayrımlardan biriydi. Bizler devlet konusunda temkinliydik; devletle bir yere varılamayacağını düşünüyorduk. Yalçın Hoca ise devletin belirli koşullarda dönüştürücü bir araç olabileceğini savunuyordu.

 

Bunun üzerine bana, “Bu görüşlerini Başkan Öcalan’la paylaştın mı?” diye sordu. Ben de Abdullah Öcalan ile sık sık görüştüğümü ve benzer görüşler taşıdığımızı ifade ettim. Bu durum ilgisini çekti ve konu üzerinde uzun uzun durduk.

 

Daha sonra yürüttüğümüz mücadelenin geldiği noktayı sordu. Biz de örgütsel yapımızı, sahadaki faaliyetlerimizi ve yaşadıklarımızı ayrıntılı biçimde anlattık.

 

Yalçın Hoca, Abdullah Öcalan ile görüştüğünü ve yürütülen mücadelenin haklı bir mücadele olduğunu düşündüğünü ifade etti. Kürtlerin tarih boyunca Türklerle birlikte yaşadığını, ancak son yüzyılda yürütülen politikaların yanlış olduğunu; özellikle Türkleştirme çabalarının bu birlikteliğe zarar verdiğini dile getirdi. Kürtlerin kendi dili ve kimliğiyle varlık mücadelesi verdiğini söyledi.

 

Ben ise bazı görüşlerinde milliyetçi bir ton bulunduğunu ifade ettim. Buna itiraz etti. Ancak kendi eserlerinden verdiğim örneklerle bu yöndeki izlenimimi paylaştım. Yalçın Hoca ise kendisini “Türkiye sosyalisti” olarak tanımladı ve belirli bir coğrafyada konumlanmanın zaman zaman ulusçuluk gibi algılanabileceğini söyledi. Bu noktada aramızdaki temel ayrım, devletin rolü ve ulusal meseleye yaklaşım konusunda belirginleşiyordu.
Yalçın Hoca samimi bir devrimciydi. Bize yaklaşımı da bu samimiyet çerçevesindeydi. Bizler ülke genelinde örgütlü bir mücadele yürütüyor, eylemler gerçekleştiriyorduk. Hedefimiz, faşist olarak tanımladığımız yapılara karşı mücadele etmekti. Bu kararlı duruşumuz onun da dikkatini çekmişti. Kendisini de bir “mücadele insanı” olarak tanımlıyordu.

 

Belirgin ve geniş bir örgütsel yapıya sahip değildi. Daha çok dergiler ve yayınlar etrafında oluşan küçük gruplarla hareket ediyordu. Ancak son derece kararlı, inatçı ve tavizsizdi. Hiçbir otoriteye boyun eğmemiş, ilkelerinden ödün vermemişti. Bir aydın sorumluluğuyla dimdik durmayı başarmıştı. Zindanlar ve yargı süreçleri onun mücadelesini zayıflatmamış, aksine güçlendirmişti.

 

Yalçın Hoca, yeni bir cumhuriyetin kurulması gerektiğini savunuyordu. Mevcut cumhuriyetin tarihsel rolünü tamamladığını, yerine yeni bir yapılanmanın gelmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu doğrultuda çok sayıda eser kaleme aldı. Bunlardan bazıları şunlardır:

 

·       100 Soruda Planlama Kalkınma ve Türkiye (1971)
·       Endüstrileşmenin Temel Sorunları: Sovyet Deneyimi (1975)
·       Türkiye Üzerine Tezler ( 7 cilt)
·       Bir Yeni Cumhuriyet İçin (1980)
·       Aydın Üzerine Tezler (5 cilt)
·       Kürtler Üzerine Tezler (1990)
·       Dirilişin Öyküsü (1993)( Öcalanla söyleyişi)

 

Karşılıklı saygı çerçevesinde birbirimizi dinlediğimiz bir görüşme oldu. Sohbetimizin sonunda yemek masasına geçtiğimizde konu bu kez humusa geldi. Yalçın Hoca, humusu çok sevdiğini, uzun yıllar sonra böyle bir sofrada yeniden tatmaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.
Bu an, onun yalnızca siyasi kimliğiyle değil, insani yönüyle de hatırlanması gerektiğini gösteriyordu.

 

Yalçın Küçük, fikirleriyle tartışılan ama görmezden gelinemeyen bir aydındı. Onunla yaptığımız bu görüşme, sadece bir dönemin değil, bugün hâlâ süren tartışmaların da bir yansımasıydı. Devlet-toplum ilişkisi, ulusal mesele ve sol hareketin yönü gibi başlıklarda bıraktığı izler bugün de tartışılmaya devam ediyor. Farklı düşündüğümüz noktalar olsa da, düşünce üretme cesareti ve mücadeleci kişiliğiyle hafızalarda kalacaktır.
Yalçın Küçük hocayı rahmetle anıyor, sevenlerine baş sağlığı diliyorum.
 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!