Türkiye’nin Dış Politikasında Barış ve Tarihsel Gerçeklik: Kürtler ve Demokrasi Sorunu (Meral Dersim)
Bu ülkede dış politikanın temelinin “barış” olduğu sıkça söylenir. Oysa bu temel, Rumların denize dökülmesinden Kürtlerin 1924 Anayasası’nda buharlaştırılmasına kadar uzanan tarihsel bir sürecin ürünüdür. Cumhuriyet’in kurucu kadroları, Osmanlı devlet geleneği içinde yetişmiş askerler olarak, modernizmin cilasıyla süsledikleri eski devlet anlayışını yeniden üretmiş; Rumları sürgün ettikten sonra ise 1930’larda aynı halkla “barışacak kadar barışsever” bir hız göstermişlerdir. Devletin kuruluş mantığı, temelde çakıl taşlarını ayıklayıp çevreyi kendince zararsız hâle getirme arzusuna dayanmıştır. Bu başarıda kurucu kadroların yeteneğinden çok, bağlı oldukları dış güçlerin “barış” düzeni belirleyici olmuştur. Dolayısıyla CHP’nin “tam bağımsızlıkçı” mandasız devlet görüntüsü tarihsel olarak hamasetten öteye geçmemiştir.
Bu “tam bağımsızlıkçı” temel atılalı yüz yıl oldu ve bugün devlet yeniden “kararlı” bir dönüşüm evresinden geçiyor. Orta Doğu’da taşların her yeniden oturuşunda olduğu gibi, bu tür dönüşümler Türkiye’de de yeni iktidarları mümkün kılıyor. Dün CHP, sonra Demokrat Parti, bugün ise AKP… Bu bağlamda AKP’yi tümüyle “antivatansever bir şebeke” gibi görmek yanıltıcıdır; AKP, devletlerin büyük ölçekli dönüşümlerinde kullanılan bir aparattır. Görünen aktör AKP’dir, ancak düzeni organize eden güçler çok daha karmaşıktır.
Bu ülkede gerçek demokrasi sorunu, kimin iktidarda kaldığından ziyade, anayasal olarak tanımlanan halk ile bu tanımın dışında bırakılan halk arasındaki derin yarığın bu bölgesel dönüşüm içinde nasıl şekilleneceğidir.
Eğer CHP, bugün üzerine düşen tarihsel rolü oynayabilseydi, büyük ihtimalle AKP çoktan dağılmış ve geriye sadece siyasi harfiyatı kalmış olurdu. Fakat mevcut süreçte ilkesiz, pragmatik ve bilinçli bir belirsizlik tercih ediliyor. Eski devletlerde işler çıkmaza girdiğinde geçici bir diktatör atanır; işi bitince senato tarafından görevden alınırdı. Diktatör, hukuku uygulamak için değil, hukuk dışı alanı devlet lehine düzenlemek için getirilirdi. Bugün yaşanan da farklı değil; önemli olan aktörler değil, sistemin ihtiyaçlarıdır. Şimdilik sistemin ve sözüm ona demokrasinin ruhsatını elinde tutan parti AKP’dir.
Bu nedenle AKP ve CHP’ye şu ortak sorular sorulmalıdır:
Kürtleri tekrar aldatacak mısınız?
Dil politikalarındaki asimilasyon yaklaşımını sürdürmeye devam edecek misiniz?
İsyan adı altında kıydığınız insanlar konusunda özür dilemeyi düşünüyor musunuz?
Göç ettirdiğiniz, dağıttığınız ailelerin sosyal düzenine dair iyi bir niyetiniz var mı?
Hapsettiğiniz ve ölümden beter cezalarla yaşamlarını zindana çevirdiğiniz Kürtler için özgürlük yasaları çıkaracak mısınız?
Ortak eylem planınız nedir? Danışıklı dövüşle yıllardır iktidarda tuttuğunuz AKP karşısında, siz bugün İstanbul’un padişahı ve damadı rolündeyken, AKP 1920 Meclisinin rolünü mü oynuyor?
Dün “Kürdistan Ermenistan olmayacak” diyerek korkutarak sisteme bağladığınız Kürtleri, bugün danışıklı dövüşle iktidarda tuttuğunuz AKP’nin demokrasisizliği üzerinden zayıflatmaya çalışıyorsunuz. Karşınızda artık bir avuç milis Kürt yok; Kürtler sizden af istemeyecek kadar güçlü. Demokrasiyi kamusal bir sorun hâline getiren, onun önünde durmak istemeyendir. Yukarıda sayılan koşullar oluşmadığı müddetçe ve hatta oluşsa bile Kürtlerin kendi partilerinden başka bir tercihte bulunmayacağını gerçekten bilmiyor musunuz?
Kürtler sizden af dilemiyor; af dileyecek olan bu sistemin danışıklı aparatları ve onların ufak versiyonlarıdır.
_______________________________________________________________________________
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabilir de yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
