TRUMP’IN MİZAHI KARA MİZAHA DÖNECEK GİBİ (Meral Dersim)
Bitmek bilmeyen Ortadoğu’daki dizayn savaşlarına bu kez daha büyük bir halka eklendi. Saldırılarla başlayıp Hamaney’in öldürülmesiyle devam eden ve Trump’ın kara mizah zevkiyle süslenen bu ölüm coğrafyasında, yakında mefta olacak olanın kim olacağı henüz net değil. Ancak görünen o ki Trump’ın mizahı giderek kara mizaha dönüşecek gibi. Zira savaşın gelişimine dair kendisinin de pek bilgisi yok gibi; daha çok nokta atışlarına ve silahlarına güvenen iki ruh hastasının kara düzeni sergileniyor.
İnsanlığın güzel bir dünyada yaşama arzusu, rüyaları ve hayalleri; hep ABD ve benzerlerinin, onların kuklalarının ellerinde çürüdü.
Ölüm ve yaşam olgusu tuhaf şeylerdir. Yaşatmak istediğimiz insanlar için gösterdiğimiz çaba, insanlık adına örnek teşkil eder ve yaşamın kutsallığından daha değerli bir kutsallık olduğuna inanmayız şüphesiz. Ancak ölüm; Netanyahu ve ABD’nin kalın kafalı, kibirli “trumpeti” için oldukça olağan bir “yaratım” hâline gelmiştir. Bu durum hepimiz için alışıldık bir film senaryosuna dönüştü. İzliyoruz, tüketiyoruz ve maalesef yaşamaya devam ediyoruz.
Kötü de olsa bir sistem, kötülük üretmek için bile akılcı çareler bulur. Zira hepimiz için İran’daki muhaliflerin durumu ve İran yönetiminin bağnazlığı kabul edilemez. Ama eğri oturup doğru konuşalım: Aynı ve benzeri büyük kötülükler, coğrafyanın tamamındaki yönetimlerde de mevcuttur. Ortadoğu bütünüyle yaşamsızlık ve özgürlükler sorunu içinde kıvranıp duruyor. Elbette bu anomalinin en büyük nedeni, emperyalist devletlerin köksüz bacaklarını sürekli bu coğrafyada sallayıp durmasıdır. ABD’nin propaganda gücü bu gerçeğin üstünü örtemez. Kız çocuklarının olduğu bir okulu bombalayarak kadın hakları savunuculuğu yapmak, akıllı bir liderin ve sistemin yapacağı bir şey değildir.
Şu güne dek çok kabul görmese de, demokrasi havarisi ABD’nin; gökte olmasa bile yerde de sürünmeyen bir prestiji vardı. Bu prestij elbette ahlakından değil, siyasi ve ekonomik gücünden geliyordu. Velhasıl, Trump denen şaklaban sayesinde ABD de bir krize girmiş sayılır. Trump’ın gösteri yaparken patlattığı rezil şakalar, daha önce planlanmış sistem politikasının kötü uygulanmasından başka bir şey değildir. Yani kötülüğü çıplak hâlde üretiyor. Oysa onun yaklaşım ve tutumundan bağımsız, iki asırlık bir kötülükler tarihi mevcuttur. Esasen Trump, ABD’dir; farkı ise kötülüğü iğrenç bir mizansen ve mizahla yürütmesidir.
Savaşın ahlakı, kazanımından daha mühimdir halklar için. Bu yazıda amacım savaşın analizini yapmak değil; bu elbette uzmanların işidir. Ancak ahlaki bir sorgulamayla barışın ve savaşın hangi yolda ilerleyeceğimizi gösterebiliriz. Bu savaş, öve öve bitiremediğimiz bilimin de bir sınavıdır; teknolojinin kime hizmet ettiğinin açık bir göstergesidir. Nispet yapar gibi her gün “nokta atışıyla insan öldürdük” diye böbürlenen emperyalist rezilliğin, teknolojik üstünlüğünden başka bir başarısı yoktur; çünkü ikna kabiliyeti yoktur. Demek ki yönetim liderlerini öldürmek, onları yok etmek bir ülkeyi işgal etmek için yeterli olmuyor.
Sanırım savaşa başlamadan önceki “Hamaney ölürse sistem çöker” görüşü de bugün çökmüş durumda. Klasik anlayış işte: “Kafa giderse beden düşer” mantığıyla hareket edildi. Liderlik fanatizmi o derece ileri taşındı ki Trump, havada uçan kuştan bile sorumlu olduklarını ima edercesine, gelecek yönetimi de kendisinin belirleyeceğini söyledi. Gelin görün ki ortada bir ayaklanma yok ve durum ABD açısından içler acısı. İran’daki içsel rahatsızlık, ABD tarafından olduğundan fazla büyütülmüş olmalı; bunun kendisi lehine bir sempatiye dönüşmediği ortada.
Zira kendini “tasmacı” gören bir zihniyete kimse güvenerek yol almaz. Trump iyi bir madenci değil; eşelediği yerden büyük bir Amerika çıkaramıyor. Çünkü silahın gücünü, nüfusun ve coğrafyanın büyüklüğünden üstün görmek gibi bir gaflete saplanmış durumda.
Bu savaş fazla sürmez; döne döne yuvarlanan taşlar misali zamanın akışında hafifler ve bir süre sonra unutulur. Vinçlerle adam kaldıran İran yönetimi ile nokta atışıyla insan öldüren ABD arasındaki fark, emperyalist işgalde İran’ın mazlumlar kümesine düşmesinden kaynaklanıyor. Ortadoğu’da değiştirilebilecek tek olumlu şey, denklem dışında kalanların zaferi olacaktır. Ancak bunun yolu da dizayn edilen bir dünyada ilkeli bir duruş sergilemekten geçer.
Savaşa “rejim” gözüyle bakmanın, İran’ın gözüyle bakmakla aynı şey olduğunu düşünmüyorum. Eğer İran dönüşecekse —ki daha önce dönüşmeliydi— bunun tek bir yolu vardır: içeride, İran rejimiyle muhaliflerin hesaplaşması. İşgalcilere karşı bir kabuk olmak, ancak içeride de kendi hesabını görmekle mümkündür. Bu feraseti gösterecek olan halklardır.
İran’daki ABD’nin sözde “başarı” hikâyesi, aslında İran rejiminin kendi yapısıyla yazılmıştır. İran ordusu ile rejim ordusu arasındaki bölünme ve rejimin devletten ziyade kendi iktidarını ayakta tutma çabasıyla yarattığı ikili yapı, ciddi zaaflara yol açmıştır. Bu durum, işgalcilerin istihbarat gücünü artırmıştır. Dolayısıyla bu güçler için rejim, mutlaka düşürülmesi gereken bir yapı değildir. Aksine, yıllardır süren dış müdahale riski, halkın rejim karşıtı gücünü zayıflatmış olabilir. Çünkü dışarıdan bir müdahaleyle ülkeyi açık hâle getirmenin yükünü kimse üstlenmek istemez; bu da mücadeleyi zayıf bırakır.
Kimse, bölgeyle kültürel ve tarihî bağı olmayan devletlerin ince dalına kolay kolay binmez. Bu savaş, İran devletinin çıkarından ziyade rejimin kendi çıkarı için ülkeyi tehlikeye attığı bir savaş ile siyonist güçlerin savaşının birleşimidir.
Özgürlük sorunu yalnızca bir halkın değil, bütün bölgenin sorunudur. İstikrarsızlığı yaratanlar da yine bu güçlerdir. Kürtlere gelince; bulundukları devletlerle masa başında anlaşma kabiliyetine sahiptirler. Yeter ki bölge devletleri, gerçekten demokratik olmanın gerekliliklerini yerine getirmeyi amaçlasın.
Ancak görünen o ki gerici yönetim anlayışı bugüne kadar bunu başaramamış ve İran halkını tehlikeye atmıştır. Emperyalizmin kılıcının bölgeye girmesine de bu durum neden olmuştur.
Sadece İran’da değil, Kürtlerin bulunduğu her yerde özgürlük gereklidir. Ancak bu özgürlük, ABD’nin ya da İsrail’in istediği yer ve zamanda olmamalıdır.
Özetle, bu hareketlilik birkaç hafta içinde sona erecektir. Kürtler kendilerini İran rejiminin gazabına terk etmemeli; süreci dikkatle takip ederek güvenliklerini güçlendirmelidir. Eğer ABD’ye asker gerekiyorsa, buna bölgedeki kalıcı müttefikleri öncülük etmelidir. Kürtlerin, genel olarak Ortadoğu’da, özelde ise İran’daki rolü sadece hak sahibi olmaktır ve bunu da mutlaka başaracaklardır.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
