TARTIŞILAN CHP Mİ, İKTİDARIN İÇİNDEN ÇIKAMADIĞI KRİZ Mİ? (Fikri Günay)
Dijital basındaki sitelerde yazan her konuda ‘uzmanlar’; herhangi bir oturumda konuşma fırsatı bulanlar, bugünlerde CHP'den bahsetmeden konuşmaya başlayamıyorlar.
Ama ben böyle yapmayacağım. Bu profesyonel ‘uzmanların’ hiç değinmedikleri, ‘önce bütünü görmeden parçalarıyla uğraşmak, doğru bir sonuca götürmez bizi’ çıkarımını, bildiğim kadarıyla Hegel’e borçluyuz. Bu diyalektik düşünme ilkesini ya bilmiyorlar ya da işlerine öyle geliyor.
O zaman Kapitalist sistemin, bilhassa 1990'dan sonra Sovyet Bloku’nun Kapitalist Blok’a katılmasıyla geldiği bugünkü Ulus-Devlet = sürekli ve şiddetli kriz dönemini iyi kavramadan, parçalarını tahlil etmek eksik olur.
Kapitalist Emperyalist sistemin -yani bütünün- bir parçası olan TCD'nin, bugüne kadarki yönetimleri ve 23 senedir iktidar olan AKP-İslam Faşizmi masaya yatırılırsa belki olumlu çıkarımlara ulaşabiliriz.
Özetle şunu belirtmem yeterli; TCD, kurulduğundan beri, kuruluş koşullarından dolayı emperyalizme bağımlı olduğundan, hiçbir kurumunda demokrasi pratiğe geçirilmemiştir.
Bugün Türkiye yönetiminin yönetemez duruma gelmesiyle, Emperyalist-Kapitalist sistemin Ortadoğu’daki krizinden ayrı düşünmek olası mı?
Çok daha gerilerden alınabilir ama Suriye’den başlamanın yeterli olacağını düşünüyorum.
Ne oldu Suriye’de, diye sorulabilir. İktidara gelirken, “komşularla sıfır sorun” diyen Erdoğan, yüz yıllık Kürt Sorunu’nu belki çözerim diye, Kürt ulusunun hem coğrafi olarak hem nüfus olarak diğer üç parçasının (Suriye, İran, Irak) toplamı kadar olan Türkiye’deki Kürt halkını kendi yönetimine payanda edip, iktidarının ömrünü uzatmak için, önce “kardeşim Esat”, sonra “Esed yönetimi” demesiyle bugünlere gelmedik mi?
Suriye Kürtlerinin kendilerince doğru olan Rojava yapılanması, bugünkü iktidarda olan Colani (Ahmet-i el Şara) çetesinin bir uzantısı olan IŞİD saldırısını durdurunca, Tek Adam iyice bunalıma girip, o günlerde göstermelik olarak bozuk olan -sürekli bozuk olamaz- ABD ile arasını düzeltmeye başlayıp, bugünlere değin gelmiştir. Zira kurulduğundan beri ABD’de de iktidara ya demokratlar ya da milliyetçiler gelmektedir. Dört yılda yapılan seçimlere, komünist parti dâhil elliye yakın parti katılmasına karşın, sanki iki partili bir rejim var gibidir. Adnan Menderes’in 10 yıllık iktidarını 1960 darbesiyle önleyebilen “derin” devlet, küçük Amerika hayalini; 5 kere ünlü şapkasını giyip çıkaran Süleyman Demirel sürdürdü ama Tek Adam, dünya emperyalist bunalımının Ortadoğu’ya sıkışmasının etkisiyle, TCD'nin ‘beka’ sorununu yeni ayak oyunları ile çözerse, gerçekleştirebilir!
Bayram öncesinde başlayıp, bayram tatili boyunca süren “mutlak mutlan” adını verdikleri, özünde herhangi bir kararı yok saymak olan bu uygulamayı -yeni ayak oyunu- CHP’yi, en kötü 13 yıllık Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’na teslim eden Tek Adam, konu hakkında daha ağzını açmadı. Ve hiç sıkılmadan, her fırsatta; “Yaşadığımız toplum sorunlarının merkezinde olan CHP iç sorunudur, bizimle uzaktan yakından hiç ilgisi yoktur.” demez mi?
Neden?
Bana göre en büyük neden, Tek Adam’ın da çok iyi bildiği, rahmetli Deniz Baykal’ın kasetlerle uzaklaştırılıp, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu günler için CHP'nin başına getirilmesidir. Ve kaç defa söyledi bilinmiyor ama “Kılıçdaroğlu, bize Allah’ın bir lütfudur” sözünü boşuna söylememiştir.
Birçok kişi biliyor artık; Tek Adam, CHP parçalanmadan ve Kürt halkının örgütlü gücünün desteğini almadan, iktidarda adım atamıyor ve artık ülkeyi yönetemiyor.
Bundan dolayı, bugünlerde olumsuz bir durum olursa (CHP'nin bölünmesi gibi), Önder Apo başta olmak üzere, DEM Parti çevresini musalla taşına yatıranlar çoğalacaktır. Bilhassa eli kalem tutan ve bedel ödemiş birçok devrimci, “AKP'nin Tek Adamı, bütün geleceğini barış sürecine bağlamıştır” anlamında çıkarımlar yapmadan yazı yazamıyorlar neredeyse.
Bana göre gerçekten de makalenin başlangıç satırlarında belirtmiştim; Hegel’in bütün-parça ilişkisini. 24 yıldır Türkiye halklarına yapmadığı zulüm kalmayan İslami-milliyetçi faşizmine muhalefet etmeyen, sağlı sollu ne parti kaldı ne de bir avuç burjuvazinin dışında kurum ve kişi kalmamışken, yarım asırdır mücadele eden, Birinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra başını İngiltere ve Fransa’nın çektiği emperyalistlerin gizli olarak yaptıkları Sykes-Picot Anlaşması ile dört ülkeye (Türkiye, Suriye, İran ve Irak) adeta hibe edilen Kürt Ulusu’nun hiç mücadelesi yokmuş gibi davranmak kime yarar? Sorusu yanlış olmaz kanısındayım.
Bugünlerde CHP’ye dayatılan MUTLAK MUTLAN yaptırımı ile etkisiz hâle getirilmeye çalışılan tüm muhalefet, yeni bir anayasaya razı edilmek isteniyor.
Son bir “reformla” projeyi tamamlayarak, Devlet Bahçeli’nin başrolde oynadığı bir oyunu, sahne olarak TBMM’yi seçen 24 yıllık AKP-MHP faşist iktidarı, ikinci kez tezgâhladıkları “Kürt açılımı” veya “Barış Süreci” dedikleri aldatmacayla, Kürt sorununu “Terörsüz Türkiye”ye indirgeyerek, özünde güvenlikçi yöntem düşündükleri tüm ayrıntılarıyla açığa çıkmıştır.
Gerçek amaçlarının iç muhalefeti etkisizleştirip, Kürt halkının hem sandıktaki oyunu alıp, TBMM’de de parlamenter desteğini alarak, 400 milletvekiline ulaşmak suretiyle, tüm yöneticilerinin, yeni katılanlar da dâhil, ölünceye değin Tek Adam sisteminin devamını garanti etmeyi düşündükleri her yönüyle açığa çıkmıştır.
En radikalinden en edilgen karşı duruşa sahip olan muhalefetin, Bileşik Halk (Devrimci) Muhalefeti’ni örgütlemekten başka çaresi kalmamıştır. Bu süreçte, bırakın gizli kapaklı desteği, “tarafsız” kalmak bile kabul edilemez.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
