Suriye’de Post Kavgası (Mehmet Güzel)
Devlet Yıkıldı, Yerine Bir Şey Konulamadı
Suriye devleti 13 ay önce yıkıldı. Ancak aradan geçen zamana rağmen yeni bir devlet kurulamadığı gibi, işleyen ve meşru bir yönetim de ortaya çıkmadı. Bu gidişle yeni bir devletin inşası da kolay görünmüyor. Çünkü eski devletin yıkımı iç dinamiklere dayanmadığı gibi, yeni bir düzen kurma girişimleri de dış müdahaleler ekseninde şekilleniyor.
Suriye’yi dış dinamiklerle yıkan güçler, bugün çakallar misali ülkeye üşüşmüş durumda. Her biri en büyük payı kapma telaşında. Başta “büyük patron” ABD olmak üzere Türkiye, İsrail, İngiltere, Batı Avrupa devletleri ve Körfez ülkeleri bu paylaşım kavgasının başlıca aktörleri konumunda.
Kürt Hareketi ve Tartışmalı Tercihler
Suriye devletinin yıkım sürecinde Kürt hareketinin “üçüncü yol” olarak adlandırdığı tutumun etkili olduğu görülüyor. Ancak bu çizgi, fiiliyatta saldırgan muktedirler safında konumlanan, pragmatist bir yaklaşım olarak ortaya çıktı. “Ben kendi çıkarıma bakarım” anlayışıyla hareket eden Kürt siyaseti, bugün kurtlar sofrasında küresel güçlerle dans etmeye çalışıyor.
10 Mart 2025’te SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile HTŞ lideri Colani arasında bir mutabakat imzalandı. Bu mutabakatın imzalandığı günlerde Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar sürüyordu. Kürt hareketi bu adımın katliamları durdurma sonucunu yaratacağını iddia etse de, özellikle mutabakatın 6. maddesi—“Esad artıklarıyla mücadelede iş birliği”—fiilen katliamların onaylandığı izlenimini yarattığı gibi zulme uğrayan halkları yaraladı.
Halep Anlaşmaları ve Geçici Dengeler
10 Mart mutabakatının ardından Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri için 1 Nisan 2025’te yeni bir anlaşma yapıldı. Bu çerçevede SDG güçleri mahallelerden çekildi, yerel Asayiş güçleri konuşlandırıldı ve Mahalle Meclisleri yönetimi oluşturuldu.
Hem 10 Mart hem de 1 Nisan mutabakatları, taraflar açısından geçici rahatlama anlaşmalarıydı. HTŞ yönetimi henüz kurumsal bir devlet aygıtına sahip değildi; Alevi ve Dürzilere yönelik saldırılar sürüyordu. Kürt hareketi ise ABD desteğiyle Suriye’nin enerji ve stratejik kaynaklarının önemli bir bölümünü kontrol ediyor, bu kazanımları resmileştirmeye çalışıyordu.
Ancak tarafların mutabakatları yorumlama biçimi taban tabana zıttı. HTŞ ve Türkiye bu süreci tasfiye olarak görürken, Rojava yönetimi özerkliğin tesisi olarak değerlendirdi ve ABD ile İsrail’in güvencelerine bel bağladı.
Paris Girişimi, Şam Görüşmesi ve Türkiye Faktörü
Mutabakatların ayrıntılarını netleştirmek amacıyla 14 Ağustos 2025’te Paris’te, ABD ve Fransa’nın garantörlüğünde bir toplantı planlandı. Ancak Türkiye’nin müdahalesiyle bu girişim engellendi; HTŞ heyetinin Paris’e gitmesine izin verilmedi.
3 Ocak 2026’da Şam’da HTŞ yönetimi ile Rojava heyeti arasında bir toplantı gerçekleştirildi. Rojava heyetinde Mazlum Abdi, Sipan Hamo ve Sozdar Derik yer aldı. ABD temsilcisi gözlemci sıfatıyla toplantıya katıldı; Fransa temsilcisinin varlığı ise kesinlik kazanmadı. Görüşmeler yazılı anlaşma aşamasına gelmişken, aniden sonlandırıldı. Bu durum, Türkiye’nin ABD ile yeni bir anlaşmaya vardığı ve sürece yön verdiğini gösterdi.
Halep ve Fırat Hattında Saldırılar
Şam görüşmesinin hemen ardından, 6 Ocak 2026’da Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine saldırılar başladı. Saldırılar, Sultan Murat Tugayı, Süleyman Şah Tugayı ve Hamza Tümeni gibi Türkiye destekli cihatçı gruplar eliyle gerçekleştirildi. Operasyonlar “Suriye Ordusu” adı altında yürütülse de organizasyon ve askeri destek açık biçimde Türkiye’ye aitti.
Resmî açıklamalara göre saldırılarda 24 kişi hayatını kaybetti, 120 kişi yaralandı. Kürt kaynakları ise bilançosunun daha ağır olduğunu ifade ediyor. En az yüz binlerce kişi de evlerini terk ederek göçe zorlandı.
SDG, ABD’nin telkiniyle Halep’ten çekildiğini açıkladı. Ancak bu geri çekilmenin Fırat hattıyla sınırlı kalmayacağı kısa sürede anlaşıldı. 13 Ocak’tan itibaren Deyr Hafir–Meskene hattında askeri yığınaklar başladı ve 16 Ocak 2026 akşamı bu bölgelere saldırılar düzenlendi. Mazlum Abdi, 17 Ocak sabahı SDG güçlerinin Fırat’ın doğusuna çekileceğini duyurdu.
ABD–Türkiye Uzlaşısı ve “Terbiye” Süreci
Bu gelişmelerin ardından Türkiye ve HTŞ yönetimi zafer görüntüleri sergilerken, perde arkasında ABD–Türkiye anlaşmasının belirleyici olduğu görüldü. Bu anlaşmanın koşulları ABD eliyle SDG’ye dayatıldı.
17 Ocak 2026’da (bu gün) ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack ile Mazlum Abdi Erbil’de bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeden çıkan mesaj nettir: SDG’ye direnmemesi ve istenilen bölgelerden çekilmesi talimatı verilmiştir. Bu geri adımlar, kamuoyuna “çatışmayı önleme” ve “gerilimi düşürme” söylemleriyle sunulmaktadır.
Emperyal Dengeler ve Halkların Çıkmazı
Bugün Suriye’de SDG, ABD ve İsrail’in onayıyla; Türkiye ve HTŞ eliyle adım adım “terbiye” edilmektedir. SDG’nin askeri kapasitesi HTŞ’den üstün olsa da, kullandığı kılıç ABD’nindir ve onun izni olmadan sallanamaz. Dahası, bu gücün yarın İran’a karşı kullanılma ihtimali dahi göz ardı edilmemelidir.
Suriye’de yaşananların özü açıktır: ABD, Türkiye, İsrail ve müttefikleri 14 yıldır işlenen insanlık suçlarının baş aktörleridir. Bugün yaşanan “post kavgası”, bu güçlerin Suriye’yi paylaşma mücadelesidir ve bu paylaşımda halklara yer yoktur.
Sonuç: Halkların Gerçek Seçeneği
Kürt halkına, Alevilere ve Dürzilere yönelik saldırılara karşı çıkmak tarihsel bir sorumluluktur. Ancak emperyal güçlerle kurulan iş birlikleri hiçbir halka özgürlük getirmez. Aksine, daha derin bir bağımlılık ve kölelik üretir.
Halkların gerçek seçeneği emperyalist güçler değil, ezilen halklar arasındaki dayanışmadır. SDG açısından bu yolun hâlâ mümkün olup olmadığı tartışmalıdır. 2015’te ABD’ye elini verdi; bugün kolunu kurtarmak neredeyse imkânsızdır. Bu tablo, yalnızca Kürt halkı için değil, tüm devrimci ve demokratik güçler için ağır ama öğretici bir ders niteliği taşımaktadır.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
