Atak Logo

Atak Menü

Suriye’de HTŞ Yönetimi: Kaçınılmaz Sonun Eşiğinde Bir Yapı (Mehmet Güzel)

Suriye’de HTŞ Yönetimi: Kaçınılmaz Sonun Eşiğinde…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
19 Mart 2026, 08:52 | Yazar: Mehmet Güzel | Kategori: Ortadoğu
Suriye’de HTŞ Yönetimi: Kaçınılmaz Sonun Eşiğinde Bir Yapı  (Mehmet Güzel)

 

Suriye sahasında şekillenen güç dengeleri artık tartışmaya açık değil; tablo nettir ve roller belirlenmiştir. Bu denklemde HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam), bağımsız bir aktör değil, bölgesel ve küresel güçlerin sahaya sürdüğü bir aparattır. Bugün Suriye’nin yönetiminde söz sahibi olduğu iddia edilen bu yapı, gerçekte kendi iradesiyle değil, onu konumlandıran güçlerin çıkarları doğrultusunda hareket eden bir araçtan ibarettir.

 

ABD, İsrail ve Türkiye’nin Suriye sahasındaki hesapları, HTŞ’yi bu oyunun merkezine yerleştirmiştir. Ancak bu merkez, güç değil kırılganlık üretmektedir. Çünkü HTŞ’nin varlığı, doğrudan dış desteğe bağlıdır ve bu destek çekildiği anda yapının ayakta kalma ihtimali yoktur. Bu bir ihtimal değil, kesinliktir. Tarih boyunca benzer örnekler, bağımlı yapıların sonunun nasıl geldiğini açıkça göstermiştir.

 

Bugün HTŞ’nin Irak ve Lübnan sınırlarına yaptığı askeri yığınak, bir “hazırlık” değil, açık bir yönlendirilmenin sonucudur. Irak’ta Haşdi Şabi ve Lübnan’da Hizbullah’a karşı alınan bu pozisyon, HTŞ’nin kendi stratejik tercihinin değil, kendisine verilen görevin sahadaki karşılığıdır. Bu durum, HTŞ’nin artık geri dönüşü olmayan bir sürece girdiğini göstermektedir.

 

Gerçeklik şudur: Bağımlı yapılar, bağlı oldukları güçlerin çıkarlarına hizmet etmek zorundadır. Bu bir seçenek değil, zorunluluktur. Aksi bir durumda o yapının tasfiye edilmesi kaçınılmazdır. HTŞ’nin önünde de böyle bir yol ayrımı yoktur; yalnızca uygulamak zorunda olduğu bir emirler zinciri vardır.

 

Ancak bu zincirin diğer ucu, HTŞ için doğrudan yıkım anlamına gelmektedir. Eğer HTŞ, ABD ve İsrail’in yönlendirmesiyle Irak’ta Haşdi Şabi’ye ve Lübnan’da Hizbullah’a karşı saldırıya geçerse, bunun sonucu tartışmaya kapalıdır: İran ve bölgedeki direniş güçleri HTŞ’yi sistematik biçimde ortadan kaldıracaktır. Bu, bir olasılık değil, askeri ve siyasi gerçekliğin zorunlu sonucudur.

 

Böyle bir çatışmada HTŞ’nin direnme kapasitesi yok denecek kadar zayıftır. Modern savunma sistemlerinden yoksun bir yapı, bölgesel güçlerle doğrudan çatışmaya girdiğinde sonuç değişmez: hızlı ve yıkıcı bir çöküş. Bu tablo, herhangi bir askeri analiz gerektirmeyecek kadar açıktır.

 

Dahası, dış cephede yaşanacak bu tür bir yıkım, iç cephede de zincirleme bir çöküşü tetikleyecektir. Suriye içinde HTŞ yönetiminden rahatsız olan topluluklar zaten mevcuttur ve bu rahatsızlık bastırılmış bir gerilim olarak varlığını sürdürmektedir. Dış baskının artmasıyla birlikte bu gerilim, doğrudan bir iç kalkışmaya dönüşecektir. Bu da HTŞ’nin yalnızca dışarıdan değil, içeriden de çözüleceği anlamına gelir.

 

Bu noktada ortaya çıkacak sonuç açıktır: HTŞ, hem dış askeri müdahale hem de iç isyanla aynı anda karşı karşıya kalacak ve bu baskıya dayanamayacaktır. Bu, teorik bir senaryo değil; mevcut dinamiklerin doğal sonucudur.

 

Bugün HTŞ yönetimi, attığı adımlarla kendi sonunu hızlandırmaktadır. Girdiği yol, geri dönüşü olmayan bir yoldur. Askeri yığınak ve agresif konumlanma, bir güç gösterisi değil, yaklaşan sonun habercisidir. Bu süreç tamamlandığında, HTŞ için “geri çekilme” ya da “yeniden konumlanma” gibi seçenekler ortadan kalkacaktır.

 

Asıl mesele, bu sürecin nasıl sonuçlanacağı değil, ne zaman tamamlanacağıdır.

 

HTŞ’nin bu kadar açık bir yıkım sürecine rağmen bu adımları atıp atmayacağı sorusu ise anlamsızdır. Çünkü HTŞ’nin iradesi kendisine ait değildir. Karar mekanizması dışarıdadır ve bu tür yapılar, rasyonel olup olmadığına bakılmaksızın verilen talimatları uygular. Bu nedenle “yapar mı?” sorusunun cevabı nettir: Evet, yapar.

 

ABD ve İsrail’in bu süreci nereye kadar götüreceği de ayrı bir tartışma konusu değildir. Bu aktörler, geçmişte defalarca sahadaki unsurları kendi stratejik hesapları uğruna gözden çıkarmıştır. HTŞ’nin de bu kaderden muaf olması için hiçbir neden yoktur. Aksine, mevcut tablo bu sonun kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.

 

Sonuç olarak, Suriye’de HTŞ’nin içinde bulunduğu durum bir kriz değil, bir tasfiye sürecidir. Bu süreç başlamıştır ve geri dönüşü yoktur. Atılan her adım, HTŞ’yi nihai sona biraz daha yaklaştırmaktadır. Bu son, yavaş ilerleyen bir çöküş değil; ani ve sert bir kırılma ile gelecektir.

 

Ve o kırılma anı geldiğinde, sahada HTŞ diye bir yapı kalmayacaktır.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!