ŞU ANDA TÜRKİYE’DE UYGULANAN YÖNETİM BİÇİMİNE HANGİ SIFAT DENK GELİR? TÜRK TİPİ DİKTATÖRLÜK MÜ, TÜRK TİPİ FAŞİZM Mİ? (Fikri Günay)
Neden bu başlığı aldım? Belki kuşak olarak bir nostalji yapmak veya “çocuğun adı olursa, çağırması kolay olur” diye düşündüm. Hemen hemen 30-40 senedir ve son 24 yıldır da Türk Tipi Başkanlık Sistemi ile mücadele edenler olarak bir ad/sıfat bulamadık. Oysa herkes biliyor ki, 1980 öncesi her siyasi yapı, mücadele ettiği yönetime ayrı ayrı sıfatlar/adlar (faşist diktatörlük, sürekli faşizm, tırmanan faşizm, burjuva diktatörlüğü vb.) vererek birbirlerine üstünlük sağladıklarını sanıyorlardı.
Sanıyorlardı diyorum; çünkü 1980 12 Eylül faşist darbesi hepsini eşitledi. Herkes çocuğun adını öğrenmişti: FAŞİZM. Artık kimse “hangi faşizm?” sorusunu bile soramadı bu güne değin. Bundan dolayı da kendini var olan iktidara karşı mücadele etmek isteyenler, ne 1980 öncesinde olduğu gibi ayrı ayrı faşizm tespitleri yaparak mücadeleye başlayabildiler ne de herkes “askeri müştereklerde birleşmekten başka çare yok” dediği hâlde “sandık demokrasisinde” anlaşamadıklarından yine herkesin bir burjuva partisi olduğunu kabul ettikleri CHP’nin peşine takıldılar.
24 senedir iktidar olan AKP yönetimine karşı radikal bir çıkış yapamayan demokrasi (devrim) güçleri, potansiyel enerji gibi varlar ama kinetik enerjiyi yaratacak öncüsünü çıkaramadı.
Elbette hep böyle gitmeyecek; özünü anti-kapitalist ideolojinin oluşturduğu, işçi sınıfı ideolojisinin belirlediği mücadele öncülüğünde, ezilen ve sömürülen yoksul halklar toplumsal bir güç hâline gelecektir.
Bu toplumsal güç kendiliğinden oluşmayacağına göre, eğer ülkede FAŞİZM var deyip de ona göre mücadele edilmiyorsa —şimdilik öyle gözüküyor— bütün demokrasi güçleri CHP’nin peşine takılmak zorundadır.
Kürt siyasi hareketinin de “süreç” denilen dönemin derin dondurucuya konularak bekletme, oyalama dönemi olduğu anlaşılmıştır.
-
yüzyıla girilirken hegemonya çoktan Marksist ve devrimci süreçten çıkmış, liberallere ve post-Marksistlere geçmiş bulunmaktadır.
Büyük anlatıları reddetmek veya Marksist dogmaları yıkma adına ileri sürdükleri pozitivist “üçüncü yolcu”, ahlaki-kültürel “teori”ler, günümüzdeki FAŞİZMİ kavramak ve ona karşı mücadele etmek bakımından bir anlam ifade etmediği anlaşılmıştır.
Günümüz dünya siyasetinde aşırı sağla birlikte yükselen FAŞİZMİN geri dönüşü ve emperyalist odaklar arasında gitgide şiddetlenen çelişkiler yön veriyor.
İkisinin de aynı kaynaktan beslenerek büyümeleri, I. Paylaşım Savaşı yıllarını hatırlatıyor.
Komünistler, 1930’larda FAŞİZMİN yükselişini ve iktidara gelişini yeni bir paylaşım savaşına hazırlık arasında bağ kurarak, “FAŞİZM SAVAŞTIR” sloganını atmışlardı.
Bugün uluslararası sermaye, kapitalizmin bütünsel krizini aşırı sağı arkasına alarak aşmaya çalışırken, bir yandan da ideolojik ve psikolojik uyuşturucu işlevi görecek manipülasyonlar yayıyor.
Acil tehlikeyi gözlerden saklayarak —siz buna olmayan toplumsal denge yerine “SUNİ DENGE” diyebilirsiniz— anti-faşist, anti-kapitalist uyanışı geciktirmek için Marksist FAŞİZM analizine alternatif; “sağ popülizm”, “otoriter demokrasi”, “liberal demokrasi”, “rekabetçi otoriterizm”, “seçime dayalı demokrasi” gibi zıtları birleştiren (oksimoron) yeni kavramlar icat ediyor.
Bu yolla FAŞİZM kavramını adeta kitlelerden saklıyor. Yani bütün diktatörleri koruma altına alıyor.
Son zamanlarda emperyalist sistem savunucularının, FAŞİZM ile ilgili kafa bulandıracak hiçbir yatırımdan vazgeçmediğini görmek için biraz yakından gözlemek bile yeter.
Buna karşın hâlâ bunları referans alıp her birinden övgü ile bahseden sosyalist çevrelere rastlanıyor maalesef.
FAŞİZM, mazide kalmış uzak bir tehlike değil; bir asrı geçmiş tarihî, küresel bir geçmişi olan, bizzat üzerinde yaşadığımız ülkeyi dev bir ahtapot gibi dört bir yandan sarmış somut bir olgudur.
Cumhuriyet kurulalı beri bazen muhalefet, bazen iktidar olarak; bazen yukarıdan, bazen aşağıdan tazyik yaparak hep karşımıza çıkmıştır FAŞİZM.
Kökünden sökmeyi —devrim yapmayı— başaramadığımız sürece çıkmaya devam edecektir.
O zaman durmak yok, mücadeleye devam!..
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
