Atak Logo

Atak Menü

Savaşın Boyutları Genişliyor (Mihrac Ural)

Savaşın Boyutları Genişliyor (Mihrac Ural)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
29 Mart 2026, 13:49 | Yazar: Mihrac Ural | Kategori: Dünya
Savaşın Boyutları Genişliyor (Mihrac Ural)

 

 
Savaşa Karşı Duruşun Gerekliliği

 
Savaş alçakça insan öldürmekte, haklı haksız önüne kim gelirse ölüm saçmaktadır. Sonuçta hiç kimsenin kazanamayacağı savaş girdabından çıkmak, onurlu insanların işidir. Demokrasi ve özgürlük için barış tesis edilmelidir. Bu açıdan savaşa karşı ciddi tutumlar geliştirmemiz gerekmektedir. Savaşa karşı cepheden mücadele edilmelidir. Gevşek davranmak, arada kalmak savaşları besler. Kararlı şekilde savaşa karşı duruş sergilemek gereklidir. Bu açıdan, nerede olursak olalım, barış için duruşlarımızı ayarlamamız gerekmektedir.
 
 

Savaşın Ekonomik Yıkımı
 

Sürmekte olan bu korkunç savaş 30’uncu gününü tamamladı. Medya bizlere doğru bilgi sunmamaktadır. Ancak buna rağmen günlük 2 milyar dolarlık harcamalara bakılırsa elli milyar dolarlık harcama yapıldığını görmekteyiz. Bu rakam öylesine korkunçtur ki; insanlık adına, eğitim adına, sağlık adına, kültür ve diğer veriler adına sarf edilseydi tüm insanlık kazanırdı. Savaş, kahredici yaptırımları nedeniyle ölüm kusmaktadır.Türkiye açısından Merkez Bankası rezervleri 23 milyar dolar ermiş. Bu, savaşa girmemiş ülke için yıkımdır başka anlamı olamaz.
 
 

Türkiye’nin Savaş Politikası ve Çelişkiler
 

Bu savaşa karşı durmak, kararlı ve dürüst siyaseti gerektirir. Türkiye bu açıdan tehlikenin içine sürüklenmektedir. Erdoğan yönetiminin ikiyüzlü politikası, bu savaşta taraf olmaya ülkeyi sokmaktadır. İki yüzlü siyaset Türkiye’yi savaşta tavır alan ülke hâline sokmaktadır. Başlangıçta arada davranıyor gibi görülmede bu iki yüzlü yönetim, alttan alta ABD ile İsrail lehine çabalar içindeydi. Zaman geçtikçe de NATO’nun füzelerinin Türkiye üzerinden karşılanması, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İslam ve Arap ülkeleri toplantısında açık tutumla İran’ı telin ederek, ABD’ye zerre kadar bir söz söylemeden, İsrail’i Lübnan’a müdahalesi dolayısıyla eleştirmesi (18 Mart 2026), savaştan yana yerini tayin etmeye başladı. Trump’un şu sözleri ise oldukça dikkat çekiciydi, “bence Türkiye harikaydı, o harika bir liderdir, ama son derecede destekçiydiler ve ondan girmemelerini istediğimiz şeylerin dışında kaldılar”.  Bu cümleler Türkiye’nin nasıl da bir oyuncak haline getirildiğini açıkça izah ediyor; Erdoğan rejimi her haliyle ikiyüzlü ahlaksız bir rejimdir, bunu Trump açıkça dile getiriyor. Diğer yandan eski İçişleri Bakanı, şimdi AKPh milletvekili olan Süleyman Soylu’nun “Eğer zulmün bir benzeri Türkiye’ye yönelirse; 300‑400 bin şehit veririz ama Allah’ın izniyle İsrail diye bir memleket kalmaz” diye tehdit etmesi, Erdoğan rejiminin ikiyüzlülüğünü açıkça göstermektedir. adam ya sayı saymasını bilmiyor ya da ikiyüzlülük onun değişmez karakteridir; onu buna sürükleyen.
 
 

Savaşın Sahadaki Gidişatı

 
Kara savaşı henüz tüm anlamıyla başlamadı; ancak kimi gazetecilerin belirlediğine göre bu savaş da başlamıştır. Türkiye’nin ABD ve İsrail’e alttan alta destek verdiği açıktır. Türkiye bu konuda beklenti hâlinde gibi dursa da İran’a karşı savaşa girecek ve ülke halklarının başını belaya sokacaktır. Kara savaşı bütün yönleriyle başlamamış olsa da Amerikan özel birlikleri, İran’daki ortaklarıyla karada savaş yürütmektedir.
 
 

Sibel Edmonds İddiaları

 
Ünlü gazeteci Sibel Edmonds, Amerika özel kuvvetlerinden bir ekibin Irak üzerinden İran’a geçtiklerini ve orada bulunan İran kara kuvvetlerinin bulunduğu merkezleri sinyallerle paylaştığını söylemektedir. Verilen sinyallere bağlı olarak havadan bombardıman yapıldığı söylenmektedir; İran’da Kürt ve Arapların (Ahvaz bölgesi) bulunduğu alanlarda temizlik harekâtı yapıldığı iddia edilmektedir. Sibel Edmonds’un uzun yıllar FBI’da çevirmen ve muhbir olarak çalıştığı bilinmektedir. Son olarak yaptığı ifşaatlar nedeniyle işine son verilmiştir. Türk asıllı Amerikalı bir isimdir. Daha çok FBI çevirmeni ve muhbir (whistleblower) olarak tanınır. National Security Whistleblowers Coalition adlı oluşumu kurduğu ve bağımsız çalışmaya başladığı bilinmektedir.
 
 

Ortadoğu’nun Bitmeyen Savaş Döngüsü

 
Türkiye, Erdoğan rejiminin etkisiyle bu savaşa ABD-İsrail taraflısı olarak açık tutum takınacaktır.


Bölgemiz Ortadoğu, savaşların bitip tükenmediği bir alandır. Bu alan, yer altı ve yer üstü zengin kaynakları nedeniyle emperyal güçler tarafından birbirine kırdırılarak kaos ortamları oluşturulmaktadır. Bu savaşların acısını çeken halklar, sahtekâr yöneticilerinin şu ya da bu emperyal güce boyun eğmesiyle savaşlara sürüklenmektedir. Türkiye, Osmanlı’dan bu Cumhuriyet dönemine kadar bu bölgenin en fazla zarar görenlerinden biri olarak savaşlarda tükenmiştir. Cumhuriyet, Osmanlı deneyimlerine dayanarak savaşlara girmeme durumunda olmuştur. İç politikasında Kürt düşmanlığı yapmasına karşılık, uluslararası büyük savaş olan İkinci Dünya Savaşı’na katılmamıştır. O dönemde karmaşık ve net olmayan tutumlar sergilemesine rağmen savaşta tarafsız kalmıştır. Ancak bölge savaşlarında hep müdahil tutumlar sergilemiştir. Irak savaşlarında, Suriye savaşlarında ise tam ikiyüzlü davranışlar içinde olmuş, Kürt düşmanı olarak tutum sergilemiştir. Şimdi sürmekte olan savaşta da aynı ikiyüzlülükle savaşa katılacaktır. Bekleyip göreceği şey ise kimin galip geleceğidir. Galipten yana tutum takınacak ve savaşta aktif yer alacaktır.

 
Kararnameler ve Fiilî Destek

 
İkiyüzlü Erdoğan yönetimi, savaşla ilgili yayınladığı kararnamelerle ortak olmaktadır. 16 Mart 2026 tarihi itibarıyla imzalanmış, 17 Mart 2026 tarihi itibarıyla da Resmî Gazete’de yayımlanan “Karar Sayısı 11068” numaralı kararname, temel olarak Türkiye üzerinden askerî nitelikli malzemelerin transit geçişi ve yeniden ihracatıyla ilgili usul ve esasları düzenler. Bu düzenleme doğrudan İran’a ilişkin dronlarla ilgili parçalar üzerinedir. Daha önce serbestçe geçen bazı parçalar artık sınır engeliyle karşı karşıyadır. Adım adım savaş taraflısı olunacağına ilişkin adımlar atılmaktadır.

 
Kasr-ı Şirin ve Bölgesel Hesaplar

 
Kasr-ı Şirin Antlaşması (17 Mayıs 1639) üzerinden 400 yıl geçti. Şimdi ise bu anlaşmanın zamanı dolmuştur. Savaşa katılacak olan Erdoğan, bu anlaşmanın bozulacağını ve Kürtlerin özgürlüğe uzanacağını biliyordur. Bu açıdan ikili oynamaya, hem İran’ın bütünlüğünü hem de ABD-İsrail’in galibiyetini istemektedir. Yani olması mümkün olmayan şeyler istemektedir. Kürtler kendi bağımsız politikalarıyla Kasr-ı Şirin Antlaşması’nı lağvedecektir. Bununla da kalmayıp Erdoğan’ın ikiyüzlü politikalarını ayaklar altına alacaktır. Savaşa katılmanın öylesine zorlu bir süreç olacağı da açıktır. Kürtler, Amerika’nın planladığı süreçlere katılmayacaktır. Bölge düzeninde üç ayaklı çözüme uymayacaktır; Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail merkezli tüm devletleri organize etmek başarılmayacaktır. Kürtler, er ya da geç bağımsız bir devlet olarak sağlıklı bir mücadeleyle bu amaca ulaşacaktır. Türklerin eli altında bir uydu olmayacaktır. Bağımsızlığını kendi çabasıyla başaracak, bölgemizde haklı ve bağımsız bir devlet olacaktır. Kasr-ı Şirin Antlaşması, Kürtlerin öncülüğünde tarihe karışacaktır. Türkiye’nin bu konuda yapacağı hiçbir şey kalmamıştır. Ne İrandostluğu ne de Amerikan uşaklığı ikiyüzlü Erdoğan rejimine fayda getirmeyecektir.
 
 

Savaşın Galibi Yoktur

 
Savaşın galibi yoktur. Savaş ahlaksızca ölüm saçarken hiç kimse “galibim” diye ortaya çıkamaz. Türkiye gibi iki yüzlü siyasetçilerin egemenliği altında, galip diye arkasından koşacağı güçler esasında mağlup olan güçlerdir. Bu ister ABD-İsrail olsun isterse İran olsun, savaşın galibi yoktur. Bu arada kişi öldürmede ustaleşmiş olan İsrail, İran deniz kuvvetleri komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin katledildiği açıklandı (26 Mart 2026). İran’ın Bender Abbas bölgesine yapılan bir hava saldırısında hedef alınarak öldürüldü. Ancak bu öldürmeler hangi düzeyde olursa olsun sonuç alamayacaktır. Savaşın en kepaze olduğu yer de burasıdır. Yöneticileri ölşdünerek sonuç alma çabası kepazeliğin görüldüğü yerdir. Savaş çirkindir ama bu kadarı da berbat olan davranışların sergilendiğini görmekteyiz.
 

 

NATO ve Küresel Risk
 

NATO ülkeleri, Trump gibi birinin ısrarlı çağrılarına ve tehditlerine rağmen “Bu savaşta yokuz” diyerek tarafsızlığını belirttiler. Bu güçlerde de ahlaksızlık diz boyu sürmektedir.
 

Alttan alta askerî yardımlarıyla bu savaşın taraftarı olduklarını göstermektedirler. Açık olarak savaşın içine girmeseler de geri planda yardımlarını esirgememektedirler. Ancak Trump’ın megaloman hallerini sarsacak açıklamalar yapmaları, tarafsız kalmak isteyen güçlere de moral kaynağı olmaktadır. Buna rağmen NATO Tüzüğü’nün 5. maddesi gereği, “bir NATO üyesine yapılan silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır.” Bir NATO üyesi ülkeye saldırı olursa diğer ülkeler yardım etmek zorundadır. İşte bu nedenle savaş ilerledikçe dünya ölçeğinde dev bir savaş hâline gelecektir. NATO, utangaçlığını aşarak bu savaşta aktif rol alacaktır. Türkiye’ye atılan İran füzeleri dolayısıyla NATO bu füzeleri düşürmüş ve İran’ı uyarmıştır. Burada düşürülen füzelerin kim tarafından Türkiye’ye gönderildiği, İran’daki üslerde İsrail casuslarının mı yoksa İranlıların mı rol oynadığı belli değildir. Anlatılmak istenirse bahane bulmak çok kolaydır. Hakan Fidan’ın “Suriye’de Türkiye’ye birkaç füze attırırız, bunu da savaş nedeni sayabiliriz” demesi gibi bir şeydir bu.
 
 

Trump’ın Savaş Ekonomisi
 


Trump, ahlaksız aklıyla her şeyden olduğu gibi bu savaştan da nasıl para kazanırız diye düşünüp duruyor. Kongre’den 200 milyar dolarlık bir ek yapılmasını istiyor. Böylece savunma bütçesi 1 trilyon 200 milyar dolar düzeyine çıkacaktır. Ama o yine doymaz haliyle Körfez Emirliklerinden ve Arap devletlerinden 2,5 trilyon para vermeleri gerektiğini, savaş uzarsa 5 trilyon ödeme yapmaları gerektiğini dile getiriyor. Bu isteği de mutlaka yerine getirecektir. Var olma savaşı içinde bulunan Körfez emirliklerinin savaş sonucunda var olmaları çok güç olacaktır. Bu açıdan Trump, bu küçük emirliklerden ne koparırsa kârdır mantığıyla yaklaşmaktadır. Bunlar da egemenliklerinin kalıcı olması için ne imkân varsa ödeyeceklerdir. Son olarak (25 Mart 2026) Trump “çok önemli bir hediye sundu İranlılar, çok büyük paralar eden bir hediye” diye övündüğü hediyeden söz etti. Sonra bu hediyenin ne olduğunu açıkladı(26 Mart 2026); “8 adet petrol yüklü dev gemi”. Trump, bu konuda yalan söylüyor gibidir. Çünkü Marinetraffic.com verilerine bakılacak olursa, boğazdan 8 geminin geçmediği görülür. Bu söylem ne kadar anlamlıdır, ne kadar yalandır bilinmez, bilinen tek şey büyük paraların döndüğüdür. Savaş öyle alçakça işlere en yatkın olandır. Savaşa son vermek, bu tür oyunlara da son vermek demektir.
 
 

Hürmüz Boğazı Gerilimi
 

Trump’ın dengesiz açıklamaları çoktur ama ciddiye alınmalıdır. Çevresinde bulunan danışmanlar işin gerçek yanını temsil etmektedir. Son olarak Hürmüz Boğazı ile ilgili yaptığı tehdit vardı: “Hürmüz Boğazı serbest olmazsa 48 saat sonra İran diye bir şey kalmayacaktır, onların tüm enerji merkezlerini vuracağız” diyerek tehditlerini savurdu. Buna karşılık İran, “bizler de bölgemizdeki tüm şirketlerin etkinliklerini, su kaynaklarını ve enerji merkezlerini vururuz” diye tehdit etti. Karşılıklı süren bu tehditler ortamında bugün, 23 Mart itibarıyla çok farklı bir gelişme oldu. Trump, Mısır-Türkiye-Pakistan üçlüsünün her iki tarafın bilgisiyle yürüttüğü ateşkes çabalarına dayanarak 48 saatlik tehdidi 5 güne uzattığını ilan etti. Aynı  Trump 27 Martında bu kez, İran’ın enerji alt yapısını 10 günlüğüne,    yani 6 Nisana kadar vurmayacağını ilan etti. Bu ikili davranışlar dünyadaki herkesi etkilemektedir. Sonuçta zarar gören halklar olmaktadır. Fiyat artışları savaş gerekçe gösterilerek fahiş düzeylere yükselmiştir. Sonra bu düşmanlar bir masaya oturacak ve sorunları belli biçimlerde çözeceklerdir. Savaş haindir, savaş gaspçı ve öldürücüdür. Savaşa karşı olmak insanca yeryüzünde yaşamaktır. Savaşa karşı olmamız gerekmektedir.
 
 

Ateşkes Önerileri: ABD ve İran
 

Trump’un ateşkes önerisi, 1.Füze programının 5 yıllık ertelenmesi. 2. Uranyum zenginleştirme durdurulması. 3. Natanz, İsfahan ve Fordo reaktörlerinin kapatılması. 4. Nükleer teknoloji üzerinde dış müdahale kabulü. 5. Bölgesel füze envanteri bin adetle sınırlandırılması. 6.Hizbullah, Husiler ve Hamas’a verilen desteğin sonlandırılması. Amerika bu beş maddeye son olarak 10 made daha ekledi.
 

Bu madeler yine nükleer ve füzelerle ilgiliydi. Böylece 15 maddeye çıkardıkları taleplerle baskı yapmaya çalıyor.

 
İran’ın önerisi: 1.Bir daha savaş olmamalı, garanti verilmesi. 2.ABD üslerinin kapatılması. 3.Saldırıların telafi edilmesi ve tazminat ödenmesi. 4.Bölgedeki tüm savaşların sona erdirilmesi. 5.Hürmüz Boğazı’na hukuki statü kazandırılması. 6.İran karşıtı medya gruplarının yargılanması. Savaşan taraflar asla kabul etmeyecekleri bu maddeler barış masasında eriyip gidecektir.  Savaş böylece bu satırların içinde yok olacaktır. Barış insan hayatının en nemli verisidir. Hiçbir güç ne kadar güçlü olursa olsun sonuçta barışa boyun eğecektir.

 
Barış Umudu ve Gerçeklik

 
İran’ın bu istekleri de kabul görmemiştir. Her iki tarafın galipler olarak karşı tarafa ilettiği maddeler doğal olarak kabul görmeyecektir. Ama görüşmeler ara unsurlar üzerinden de olsa başladığına göre bu savaş bitmek üzeredir denilebilir. Bunca servetin heder olması insanlık adına yapılmış en vahşi şeydir. Savaşa karşı çıkmak gerekir. İmkânlar ne kadar olanaklıysa o kadar. Acaba karşı çıkmamız gerekiyor.
 
 

Vietnam ve Afganistan ve İwo Jima Dersleri
 

ABD, Vietnam ve Afganistan savaşlarından çok şey çıkarmış olmalıydı. Vietnam’a 54.300 asker indirmişti. Bu askerlerin 58.000’i öldü. Vietnamlılardan ise üç milyon insan öldürüldü. Afganistan’da 20 yıl süren savaşta 3.000 askeri öldü, 20.000 yaralısı oldu; kaybolanlar hâlâ belli değildir. Buna 2 trilyon dolarlık maliyeti de eklediğimizde savaşın nasıl bir canavar olduğunu görmüş oluruz. Bir de İwo Jima (Japonya) hadisesini hatırlatmak gereklidir. 7 bin ölü 20 000 yaralı verilmiştir. Adayı Japon’lar açtıkları tünellerle savunmuş, bu kadar ağır kayıp verdirmişti. Bu anıları sürekli hatırlatmak gereklidir. Çünkü bugünlerde ileri sürdüğü tehditler kara savaşını gerektiriyor. Bunun için de adımlar attığı biliniyor. Kürt bölgesiyle Ahvaz Arap bölgelerinde kara çalışmaları sürmektedir. Ama Trump piyasa adamıdır. Kesin kazanacağı bir şey olmadan girişim yapmaz. Bu açıdan 48 saati 5 güne çıkarmıştır. Bunda da kara savaşı için gerekli elemanlar henüz tam anlamıyla bölgeye yetişmemiştir. Belki bunun için zaman ayarlaması yapıyor. Ancak İran açık ve net söyledi: bölgemizde var olan tüm ABD-İsrail şirketlerinin etkinliklerini yok edeceğini ifade etti. Böylece iki taraf savaşa hazır oldukları kadar barış için görüşmelerden de kaçınmıyor. Burada oturup düşünmek gerekir: Savaşanlar barışa gidebiliyorsa o zaman savaş neden yapılıyor? Bu lanet girişimi neden yapıyorlar? Savaşa karşı olmak onurlu insanların işidir; bu böyle bilinmelidir. Vietnam ve Afganistan örnekleri açıktır; bu savaşta ne kara, ne hava ne de deniz yoluyla kazanılacak bir şey yoktur.
 
 

Harg adası ve kara harekatı
 

 
Belli sürüden bu yana kara harekatı yapılacağı üzerine söylentiler yoğunlaştı. Kara harekatı en uygun yer olarak Harg adası tahmin ediliyordu, bu amaçla deniz küvetlerinden 5 bin askerin bölgeye yığılacağı söyleniyordu, bu sayının yarısı bölgeye ulaştı. Diğer yarısı ise  yolda geliyor. Ayrıca 3000 askeri, havadan indirmek üzere bölgeye sevk ettiği gözlemlenmektedir. Adaya çıkmak mümkündür ama sonuçta Iwo Jima (Japon) adasını hatırlamak gereklidir. Binlerce insan katledildi bu adada. İranlılar adalarını öyle kolay giriş yapılsa bile boş bırakmayacaklardır. Akılsızlık yapan Trump, belki de akılıca  tehdit zamanlamasını 5 günlüğe çevirmesinin altındaki nedende budur; deniz kuvvetlerinin tamamlanması için gerekli zaman böylece dolmuş olacaktır. Savaş böyle hilelerin mekanıdır. Alçaklıktır, onursuzluktur her düzenin içinde savaş vardır. Bunlara karşı durmak zorunludur.
 
 

Silahların Denendiği Bir Savaş
 

Silahlar her iki tarafta da deneniyor. Kimisi “Demir Kubbe” diye arkasına saklanıyor, diğeri ise 4000 km uzakta Diego Garcia adasına saldırarak elindeki güçlü füzeleri ortaya koyuyor. Diğer yanda ise Trump, İran’ı haritadan silebilirim diyor. Verilere bakılırsa İran hedeflerine 25000 vuruş  gerçekleştirmiştir (ABD 10 bin, İsrail 15000 noktayı vurmuştur).
 

Kimi gözlemciler savaş süreci uzarsa, nükleer silahların da bir biçimde deneneceğini söylüyorlar. Böylece savaş, araçların tümünün kullanılmasına kapı aralamış oluyor. Bu korkunç hengâmede kimse kazanamıyor; yalnızca halktan insanlar ölüyor.
 
 

Mezhep Siyaseti ve Gerçek Nedenler
 

Şimdilik Şii öbeğini yok etmek gerektiği iddiasında olanlar, savaştan sonra Sünni bloğa yönelerek bölgeyi temizleyecektir. Şii mezhep tutkunlarını anladık; ya başı sonu belli olmayan Sünni mezhep bolluğuna ne diyeceğiz? Geçenlerde toplanan (18 Mart 2026) Sünni kesim kendi arasında bir birlik kuramamışken, kimi nasıl öldürecekler belli olmuyor. Hakan Fidan’ın da katıldığı Sünni bloğu, çıkardıkları sonuç bildirisinde Amerika’ya tek bir söz söylememiştir; bu korkaklar sürüsünü ne diye yok edeceksiniz? Hemen hemen tümü Amerikan uşağı olan bu Sünni blok, Körfez’de ölüm kalım savaşı veriyor ve bunu ABD-İsrail yanlısı olarak yürütüyor. Şiiler de “Körfez Fars’tır” diyerek bölgede yer alan tüm emirlikleri Şii tebaya geçirebileceğini iddia ediyor. Dikkat edilirse olay ne din ne de mezhep olayıdır. Defalarca yazdım; olay güvenlik ve ekonomiktir. Bu iki yönüyle dünyanın tüm savaşlarını izah edebiliriz. Kimse kimseyi aldatmasın; din adına mehdi ya da mesih gelecek diye kimse kandırılmasın. Savaş insanlık tarihinin en çirkin yanıdır. Bunu gizlemek için ekonomi ve güvenlik kaygısında olaynlar her türden aracı kullanacaktır. Bunlara karşı mutlaka mücadele edilmelidir.
 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: 1. Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Atak Dergisi Notu: 2Bu yazı, 27 Mart 2026 tarihli Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!