Atak Logo

Atak Menü

SAVAŞ ÖLÜM KUSUYOR (Mihrac Ural)

SAVAŞ ÖLÜM KUSUYOR (Mihrac Ural)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
20 Mart 2026, 15:22 | Yazar: Mihrac Ural | Kategori: Dünya
SAVAŞ ÖLÜM KUSUYOR (Mihrac Ural)

 

Savaşın Yıkıcı Gerçeği

 

Savaş sadece yıkar. Her türden ilişki, savaşla farklı boyut alır. İnsan ilişkileri savaşla cehenneme döner. Kazananı olmayan savaş, büyükten çok küçükten az olanakları yiyip bitirerek son bulur. Bu cehennem kapısı, sonuçta ortak masada oturulup anlaşmaya yönelir. Bugün sürmekte olan savaş, sonuçta gönüllü veya gönülsüz olarak ABD-İsrail’in İran’la anlaşma masasına oturacaktır. Bizler savaşa karşıt güçler olarak, insanlık adına savaşların tahrip ediciliğini anlatmaya devam edeceğiz. 20’inci gününde savaş berbat ne varsa sergiledi; bununla da kalmayıp, dünya çapında ağırlaşan ekonomik krizlere kapısını aralayıp durdu.

 

Savaşta Medya ve Gerçekler

 

Medya yalan üretip duruyor. Her tarafta aynı şekilde süren bu durum, doğruları alabilmek için sonuçları beklemeyi gerektiriyor. ABD medyası, aynıyla İran medyasıyla yarış yaparcasına yalan haberleri pompalamaya devam ediyor. Medyadan kimisi, ister istemez gerçekleri arada bir söyleyip duruyor. Bizler de arada kalan haberlerden sonuçlar çıkarmak durumunda kalıyoruz. Bunlar arasında günlük 2 milyar doların harcandığını söylüyoruz. 40 milyar doların savaşın 20 gününde harcandığını, bunun ise ABD ekonomisi için hiç de kolay bir rakam olmadığını söyleyebiliriz; verilen resmî rakama göre 13 asker ölü, 200 yaralı olduğu açıklandı. İran’a gelince, uğradığı zararın 100 milyara yakın olduğu belirtilmektedir. Sonuçta söylenmesi gerekeni başta söyledik: savaş sadece yıkım getirir; bu rakamlardan da anlaşılacağı gibi yıkılmayan ülke yoktur.

 

Amerika’nın İntikam Politikası

 

Amerika inatçı ve intikamcı bir ruha sahiptir. En yakın dostlarına karşı davranışı değişmez. İşlenen herhangi bir hata sonucunda intikamı çok feci olur. 4 Temmuz 2003 tarihinde Irak’ın Süleymaniye kentinde yapılan operasyonda, operasyonu gerçekleştiren birlikler United States Army güçleriydi; gözaltına alınan askerler ise Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Özel Kuvvet personeliydi. 11 Türk askeri, Guantanamo Protokolü usulünce kolları arkadan bağlı, kafalarına torba geçirilmiş hâlde Amerikan üssüne götürüldü. Üç gün boyunca sorguda kaldılar. Kürt liderlerine operasyon yapmaya yönelmişlerdi. Haksızdılar; ancak Amerika’nın buna karşılık yaptığı da kabul edilebilir bir durum değildi.

 

Müttefiklere Baskı ve Savaşın Genişlemesi

 

Bu örnek, Amerikan intikamının dostlara karşı bile ne kadar onur kırıcı olabileceğini göstermektedir. Bugün tüm dostlarını savaşa çağırmakta, gelmeyenler için ise yine ağır baskı ve yaptırımlar gibi planlar hazırlamaktadır. NATO üyesi ülkeleri bu savaşa davet etmekte ve onları tehdit ederek, gelmemeleri halinde ağır yaptırımlara baş vuracağını bildirmektedir. Bu çağrıda da görüldüğü gibi, dostlarına karşı en acımasız operasyonları dayatabilmektedir; bu savaşta da aynen böyle davranacaktır. Bunu bilen dostlar, Amerika’nın taleplerine karşı tercih edilebilir bir konumda değildir. Bu savaşta birçok müttefik katılmaya zorlanmaktadır. “Hürmüz koalisyonu” adı altında İran’a karşı oluşacak bir savaş cephesini kurmaya çalışması, katılıma davet ettiği kimi ülkelerin kabul görmemesi sonucu oluşmasa da, Amerika’nın niyetlerini anlama açısından önemlidir. Bir de sıklıkla dile getirdiği Küba meselesi var; “Küba’yı almanın onuruna sahip olacağıma inanıyorum. Bu büyük bir onur olur” diye tanımlaması, utanç verici bir densizlik anlamına geliyor. Savaş karşıtı olan üst düzey yöneticisi Joe Kent istifa etti (17 Mart 2026). Kent, ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) direktörüydü. Bu nedenle savaşın uzaması, inanılmaz tepkilerin doğuşuna yol açacaktır. Savaş, dostları bile düşmanca ilişkilere sevk etmektedir. Savaş yıkıcıdır; inatçıdır ve dostu düşman yapandır. Savaş sona ermelidir; kazananı olmayan savaşlar dünyada kalmamalıdır.

 

Küresel Cepheleşme: Büyük Güçler Sahada

 

ABD tüm dünyayı bu savaşa katılmaya davet etti. İspanya gibi tarafsız kaldığını iddia eden ülkeler bile askeri yardımlarıyla savaşın içinde yoğun olarak yer almaktadır. Fransa ve İngiltere savaşın içinde askerlerini kaybetmektedir.

 

Karşı tarafta da saflar yerini almaktadır. İran’a Rusya ve Çin etkin olarak destek vermektedir. Bir üçüncü dünya savaşı gibi ortam karman çorman olmaktadır. Çin, üç yıllık petrol ihtiyacını karşılayacak stoklara sahiptir. Bu açıdan savaş ne kadar sürerse sürsün, Çin’in kaygısı olmayacaktır. Ruslar ise biraz daha zaman geçsin, onlar da desteklerini açıkça vermeye devam edecektir.

 

Rusya’nın Olası Arabuluculuğu

 

Ruslar, Trump’ın verdiği referansla savaşın son bulması için barış çağrıları yapacağını tahmin ediyorum. Rus petrolünün dünya pazarına inmesine fırsat tanıyan Trump, petrol girdileriyle etkin kazançlar sağlayan Rusların yeni dönemde barış elçiliğini üstlenecek gibi durmasını sağlıyor.

 

Savaşın Stratejik Mantığı: Saldıran ve Direnen

 

Savaşın bir gerçeği vardır: Saldıran taraf ilk sonuçları elde edebilir; fakat saldırıya uğrayan taraf savaşın sonuna kadar direnirse koşullar farklı olur. Amerika ve İsrail saldıran güçlerdir. Bu saldırılarının sonucunda İran dağılırsa galip olurlar; dağılmayıp direncine devam ederse savaş farklı bir mahiyet kazanır. Bu belirtilere göre İran direncine devam etmektedir; ancak başında olduğumuz savaşın gerçek çehresini zaman belirleyecektir. Savaş sonuçlanır ve anlaşma masasına oturulursa, savaşın ne galibi ne de mağlubu olarak her tarafta ciddi yıkımlar alarak sonuca ulaşacaktır. Gözlemimiz, İran’ın ağır mahiyette zarar göreceğini; diğer tarafta da Amerika ve İsrail’in ciddi ekonomik zararlara maruz kalacağını göstermektedir. Bu açıdan savaşın genel kuralı olan saldıran güç ve direnen güç, eski ölçütlerle savaşın galibini belirlemeyecektir. Her iki taraf da ağır kayıplarla masaya oturacaktır.

 

Yıkımın Belirleyici Gücü

 

Tahrip gücü fazla olanın sonuç alacağı savaş döneminde değiliz. Bombalar her ne kadar ağırlıklı olsa da direnme güçlü ise ve savaşın sonuna kadar durabiliyorsa, savaşın sonucu farklı yazılmış olur. Savaşın yıkıcı etkisi öylesine sorunlar yaratıyor ki, sonuna kadar direnmek kâr getirmiyor. Yıkım, savaşın sonucunda belirleyici güç oluyor.

 

İran’da Rejim, Mezhep ve Direniş

 

Trump yıkıcı gücüyle İran devletini yerle bir edebilir. Ama İran’da kurulu bulunan molla rejimini düşürmesi öyle kolay olmayacaktır. Şii mezhebinde olay, insan aklıyla ilgilidir. Atılacak bombaların türü ne olursa olsun, akıllarda özgürlüğünü koruyan Şiiliği geriletmeye yeterli değildir. İran devletini yıkmak, parçalamak, ayrıntılara götürüp yerle bir etmek mümkündür. Ama Şiiliği özgür akıllarında barındıran kitleleri yenilgiye uğratmak mümkün değildir. Bu açıdan sorun devletin siyasal yapısını değiştirmek olmalıdır. Olay siyasi boyutuyla başarılabilecek bir olaydır; mezhepsel olaylara batacak bir savaş sonuç almayacaktır. Bu açıdan ele alındığında bizler ne ABD-İsrail taraflısı ne de İran taraflısı değiliz. Bizler İran devletinin demokrasi yönünde değişmesinden yanayız; sorunumuz içsel sorundur. Bu açıdan “ne şah rejimi ne de molla rejimi” tercihlerimiz olmayacaktır.

 

Hürmüz ve Harg Adaları: Savaşın Kritik Noktaları

 

ABD, Hürmüz ve Harg adalarını vurmaya başladığını ilan etti. Hürmüz Adası boğazın geçidini kollayan bir adadır. Bu ada tarih boyunca ünlü bir adadır. Kanuni Süleyman döneminde Piri Reis komutasında kuşatılmış ama düşürülmemişti. Bu yüzden Piri Reis’in kellesi koparılmıştı. Bu ünlü ada, boğazı denetim altına alabilecek bir adadır.

 

Harg Adası’na gelince, daha anlamlı yanları vardır. İran petrolünün %90’ı bu ada üzerinden gönderilir. Anakaradan 30 km, Buşehr Limanı’na ise 55 km uzağında, yaklaşık 9000 nüfusu aşmayan bu ada, derin suları nedeniyle büyük tankerlerin yanaşabildiği bir yerdir. Normal koşullarda yılda yaklaşık 950 milyon varil petrol sevkiyatı gerçekleştirilebilen bu ada 22 kilometrekaredir. Adaya ulaşan petrol, büyük depolama tanklarında muhafaza edilmekte ve ardından dev tankerler aracılığıyla uluslararası pazarlara sevk edilmektedir. Çevresinin derin sularla çevrili olması, dünyanın en büyük tankerlerinin yanaşabilmesini sağlamaktadır. Ada üzerinde terminaller, boru hatları ve depolama tesislerinden oluşan yoğun bir enerji altyapısı bulunmaktadır.

 

Enerji Savaşı ve Petrol Krizi Riski

 

Bu yoğun altyapı, Harg Adası’nı küresel enerji ağının önemli düğüm noktalarından biri hâline getirmiştir. Trump, bu adanın petrol rezervlerine değil de askeri birliklerine darbe vurdu. Ama uyardı; petrol rezervlerine saldırabileceğini açıkladı. Bu durumda ciddi sonuçları olacak saldırının vahametini ve dünya petrol krizlerine uzanacak etkilerini hesap etmek gereklidir. Bu iki ada, savaşın kaderinde en önemli iki mevzidir. Savaş sadece yıkar, öldürür; başka sonuçları yoktur.

 

Savaşın 20. Gününde Yıkımın Boyutu

 

Savaşın 20’nci gününde İran’a 30 000 ton bomba yağdırıldı ( bu bombaların 20 bin tonu ABD, 10 bin tonunu da İsrail attı). 2000’i aşkın insan öldü, 15.000 insan ise yaralandı. 40.000 bina yıkıldı. Savaş buna rağmen devam ediyor. Yıkımdan başka hiçbir değeri olmayan bu kıyım hareketinin artık devam etmemesi gerekmektedir.

 

İran Liderliği ve Barış Şartları

 

Mücahit 88 din adamınca oluşan meclis (Meclis-i Hubregân) tarafından göreve getirilen Ali Hamaney, İran’ın lideridir. İlk açıklamasında savaşa devam edeceğini ilan etmiştir. Bu açıklama bir yanıyla direnme açısından anlamlı olsa da, savaşın sonucunda taşınması zor yıkımlara neden olacaktır. İran direnerek bu savaşı bir süre daha ilerletebilir. Barış için ileri sürdüğü üç maddelik koşul olan, İran’ın BM tarafından tanınan haklarını tanımak, savaş zararlarının tazmini ve gelecekte saldırı olmayacağına dair uluslararası garanti. ABD bu önerileri kabul etmemiş görülüyor. Ancak değişik kanallardan İran’la ilgili buluşma, anlaşma gibi birçok konuda çaba sarfetmektedir. Buna rağmen, savaştan ciddi ekonomik krizler nedeniyle, ABD’de barıştan yana tutum takınmaya götürebilir. Sonuçta barış olsa da yıkım olacaktır; savaşa daha çok bel bağlamak bu açıdan yanlıştır. Bu sıralarda Besic komutanı Tuğgeneral Gulamrıza Süleyman’ı ve Ali Larjani, İran’ın stratejik beyninin de katledildiğini görüyoruz (17 Mart 2026). Ertesi günde (18 Mart 2026) İsmail Hatib, İran’da İstihbarat Bakanı olarak görev yapan bir din adamı ve siyasetçiyi de katletiler. Şahıs katletmek sonucu değiştirmeyecektir. 12 günlük savaşta ve bu savaşta önder sayılabilecek onlarca şahsiyeti katletmesine rağmen İran direnmeye devam etmektedir. Savaş insanlık dışı bir eylemdir. Doğru tutum, bu savaşı sona erdirmekten geçer. İnsanlık adına yıkımdan başka hiçbir yararı olmayacak olan savaşa son vermektir.

 

Şirazlı Şadi ve İnsanlık Mesajı

 

Şirazlı Şadi, 13. yüzyılın en büyük İranlı şairlerinden biridir; özellikle insanlık, adalet, tevazu ve merhamet üzerine söylediği sözlerle anılır. Onun “Beni Âdem” (Gülistan / İnsanoğulları) adlı şiirinden bir bölüm, dünya barışı ve insan dayanışmasını simgelediği için Birleşmiş Milletler binasının girişinde yazılıdır: “…Başkalarının acısına kayıtsız kalan kişinin / ‘İnsan’ adını taşıması doğru değildir.” Bu sözleri hem İranlılara hem de ABD-İsrailliler için söylemiş olsa gerek.

 

Lübnan Cephesi ve Hizbullah

 

Savaşın diğer boyutu Lübnan’da sürmektedir. İsrail’in Hizbullah takıntısı, tüm boyutlarıyla Lübnan üzerine kurguladığı planlarla belirginleşmektedir. Ancak kara savaşında Hizbullah’ın manevraları, İsrail’i böylesi bir savaşa girerken yoğun hesaplar yapması gerektiğini göstermektedir. Kara savaşı olmadan sonuç alınmayacağı açıktır; İsrail bu konuda ısrarcıdır ve kara savaşını başlatmış durumdadır.

 

Ateşkes İhlalleri ve Savaşın Yayılması

 

Yapılan ateşkes anlaşmalarına da önem vermeyen İsrail, barış anlaşmalarına güvenmemektedir. Karşılıklı olarak güven sorunu yaşamakta olan taraflar, bombalama ya da füze atışlarıyla savaşı sürdürmektedirler. Yapılan ateşkese rağmen İsrail tarafından binlerce kez ihlal edilen anlaşmalar, gelecek için ciddi kaygılar oluşturmaktadır. Savaş, Beyrut’un Şii bölgesi olarak bilinen güney banliyolarını da aşarak her tarafa bomba yağdırmaktadır. Barışı zorla uygulanabilir saymakta, gerçek anlamda barış imzalamaya yanaşmamaktadır. Litani bölgesini ele geçirmek ve Hizbullah’ın belini kırmak için kara operasyonuna girmesi gerekmektedir.

 

Suriye’nin başına getirilen terör örgütü Colani’nin, olası bir savaşta yer alacağını ilan etmesine rağmen, bu hayasız takımın yalanlarla dolu sözlerine İsrail bile güvenmemektedir. Bu savaşta, Hizbullah tarafından 1000’i aşkın insan öldürüldü, 1500’ü de yaralandı. 1 milyon insan yurdunu terk etti. Mahalleler boşaldı. İsrail tarafından ise 25 ölü, 3000 yaralı ve kuzey mahalle halkının tasfiyesi gündeme gelmiştir.

 

Barışın Zorunluluğu

 

Bu savaşın en doğru çözümü, karşılıklı oturup anlaşmaktır. Karşılıklı olarak ateşkes uygulamak, bunu gelecek kuşakların barış içinde yaşamı için çaba sarf etmektir. Aksi takdirde insan beynine kazılı olan inançları yok etmek mümkün değildir.

 

Sonuç: Savaş İnsanlığa Karşıdır

 

Bir kez daha açıkça ilan etmeliyiz ki, savaş ölümdür, yıkımdır. Savaştan yana tutum alacak her insan onun gazabına uğrayacaktır. Çağrılarımız sonuç almazsa bile, insanlık adına en doğru şeyi savunuyor olmak bu çağda insan olmanın ölçütüdür.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: 1. Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Atak Dergisi Notu: 2Bu yazı, 20 Mart 2026 tarihli Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmış olup aynı tarihte Dergimiz Atak'ta yer verilmiştir.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!