Atak Menü

PROSFYGIKA AÇLIK GREVİ 92. GÜNÜNDE Aristotelis Chantzis: Fikirler tahliye edilemez

PROSFYGIKA AÇLIK GREVİ 92. GÜNÜNDE Aristotelis Chantzi…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
07 Mayıs 2026, 19:35 | Yazar: Atak Dergisi | Kategori: Dünya
PROSFYGIKA AÇLIK GREVİ 92. GÜNÜNDE Aristotelis Chantzis: Fikirler tahliye edilemez

 

Yoldaşımız Aristotelis Hantzis’in 5 Şubat 2026’da başlattığı ve bugün 92. gününe ulaşan açlık grevi sürecinde kaleme aldığı bu metni Türkçe olarak paylaşıyoruz.

 

30 Nisan’da Yunanca yayımlanan metnin ardından süreçte önemli gelişmeler yaşandı: 1 Mayıs geride kaldı, Suzon Doppagne yoldaşımız Yunanistan Parlamentosu önünde açlık grevine başladığını duyurdu ve Filistin ablukasını kırmayı hedefleyen filo girişimi yeni bir evreye girdi.

 

Tüm bu gelişmelere rağmen metin güncelliğini ve politik önemini koruyor. Ortak mücadele ve dayanışma çağrısının Türkçe okurla buluşmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.

 

— Prosfygika Çeviri Yapısı

 

Topluma, Aileme ve Arkadaşlarıma

 

 

5 Şubat 2026’da başlattığım açlık grevinin daha iyi anlaşılması amacıyla, grevin başlangıcında “Topluma, aileme, arkadaşlarıma mesaj” başlıklı kısa ama kapsamlı olduğunu düşündüğüm bir mektup yazmıştım.

 

Asıl konuya geçmeden önce şunu belirtmeliyim: Açlık grevinin başlangıcından bu satırların yazıldığı ana kadar, mesajımla hitap ettiğim üç kesimden insanlar bana ulaştı. Kimisi cesaretle, kimisi pervasızlıkla, kimisi de bana olan yakınlığına dayanarak; kimi doğrudan, kimi dolaylı yollarla kararımı değiştirmeye çalıştı.

 

Açlık grevine başlamadan önce zaten biliyordum ki hem ben kişisel olarak hem de Topluluk —özellikle de politik üyeler— bu durumla yüzleşmek zorunda kalacaktık. Sağlık durumum kötüleştikçe açlık grevini bırakmam yönündeki çağrıların da artacağını biliyordum.

 

Şu ana kadar bu çağrılar düşmanlığa dönüşmediği için bunları yalnızca not ediyorum. Buradaki sınır şudur: İşgal Edilmiş Mülteci Evleri (Prosfygika) Topluluğu’nun politik bir üyesi olarak temsil ettiğim şeye karşı düşmanca bir tavır alınmaması; dar ya da geniş çevrelerde Topluluğa ya da üyelerine doğrudan veya dolaylı saldırılara başlanmaması.

 

Böyle davranan biri —içgüdülerini ya da dürtülerini kontrol edemese bile— yalnızca Prosfygika Topluluğu’na değil; topluluklar, öz örgütlenme, dayanışma ve toplumsal direniş fikrine, hatta açlık grevi mücadele aracının kendisine karşı da dolaylı olarak baskı mekanizmalarına hizmet etmiş olur.

 

Şunu açıkça söylemeliyim: Bana yaklaşan insanların hiçbirini ne bana ne Topluluğa ne de genel olarak harekete karşı “düşman” olarak görmüyorum. Aksine, bunu bana duyulan sevgiden ve yaşamım için duyulan kaygıdan hareketle yaptıklarını düşünüyorum. Bu insanların hepsi dayanışma gösteriyor; bazıları bunun da ötesine geçiyor.

 

Yine de baskı mekanizmalarının, insanların içgüdülerini, duygularını ve dürtülerini ne denli kolay manipüle edebildiğini vurgulamak istiyorum. Bu durum, zaman zaman yalnızca bireyleri ya da örgütleri değil, geniş toplumsal kesimleri yönlendirecek bir güce ulaşabiliyor.

 


 

Toplumları ve Hareketleri Manipüle Etmek İçin Özel Savaş

 

Türkiye, Kuzey Kürdistan, Filistin, ABD ve başka yerlerdeki siyasi tutsakların açlık grevlerini kırmak için devlet aygıtlarının kullandığı yöntemlerin tümüne değinmeyeceğim. Bunun yerine özellikle Kuzey İrlanda deneyimine ve Britanyalı yetkililerin “capitulation” (teslim alma) olarak adlandırdığı yönteme odaklanacağım.

 

Son on yılda Kuzey İrlanda Ulusal Arşivleri’nden sızdırılan belgelerde, açlık grevlerini bastırmanın yöntemlerinden birinin grevciyi “teslim almak” olduğu görülüyor. Buna göre ailelerin acısı, Katolik rahiplerle işbirliği içinde manipüle edilerek ya da doğrudan kullanılarak grevci açlık grevini bırakmaya ikna edilmeye çalışılıyordu.

 

Bu yöntem büyük başarı elde etmemiş olsa da, grevci ailelerinin IRA üzerinde açlık grevlerinin sona erdirilmesi yönünde ciddi baskı oluşturduğu bir gerçektir. Yine aynı süreçlerde, ailelerin onayıyla komaya giren grevcilerin açlık grevleri sona erdirildi.

 

Burada bu kararların doğruluğunu tartışmıyorum; yalnızca tarihsel gerçekliği aktarıyorum.

 

Duygusal manipülasyon yalnızca bir taktik değil; toplumları yönetmenin ve hareketleri bastırmanın temel araçlarından biridir. Çünkü içgüdüler, duygular ve dürtüler çoğu zaman mantıktan bağımsız çalışan ilkel bir hayatta kalma sistemi oluşturur.

 

Açlık, susuzluk ve üreme gibi temel içgüdüler, beynin korku ve kaygıyla ilişkili duygusal merkezi olan amigdalayı hızla harekete geçirir; bu sırada ön prefrontal korteks geri plana itilir.

 

Açlık grevinin ilk haftalarında, Leoforos Alexandras üzerindeki imza çadırındayken bir yabancı bana yaklaştı. Kendini bölgede çalışan, sol görüşlü bir sağlıkçı olarak tanıttı ve sağlığımda kalıcı hasar oluşacağını, kendi kendimi mahvetmeye değmeyeceğini söyleyerek grevi bırakmam gerektiğini anlattı.

 

“Buradaki herkes güzel güzel yemek yerken sen açlık çekiyorsun” diyerek bildiri dağıtan iki genç yoldaşı işaret etti ve onları “tok karnına dayanışma yapan sahte dayanışmacılar” olmakla suçladı.

 

Bana yaklaşmasıyla onu uzaklaşmaya çağırmam arasında geçen kısa sürede yaptığı şey; bütün bir topluluğu aşağılamak, oradaki genç yoldaşların duygularıyla oynamak ve insanlarda korku, panik ve güvensizlik yaratmaya çalışmaktı.

 

Bu örnek aşırı cüretkâr olabilir ama süreç boyunca açlık grevinin “değip değmediğini” sorgulayan pek çok insan bana yaklaştı.

 

Bazılarının iyi niyetli olduğundan eminim. Ancak burada mesele niyet değil. Çünkü niyetten bağımsız olarak şüphe ekme, güvensizlik yayma ve karalama pratiği tarih boyunca karşı-devrimci güçler tarafından hareketleri bölmek için kullanılmıştır.

 

FBI’ın Kara Panter Partisi’ne karşı yürüttüğü COINTELPRO operasyonlarında kullanılan “Bad-Jacketing” yöntemi bunun en açık örneklerinden biridir.

 

Devletler ve emperyalizm yalnızca etkili baskı yöntemlerini kullanmaz; bunları birbirlerine aktarır, geliştirir ve yeni koşullara uyarlar.

 

Teknoloji, yapay zekâ ve sosyal medya çağında iktidarın duyguları manipüle etme kapasitesi artık kitlesel, hedefli ve anlık bir hale gelmiştir.

 

Sosyal medyada sayısız troll ve bot hesap bulunuyor. Bunlar yorumlar ve paylaşımlar aracılığıyla mücadeleleri küçümsüyor, kişilik suikastları düzenliyor, anlaşmazlıkları büyütüyor ve kolektif yapıları itibarsızlaştırmaya çalışıyor.

 

Çoğu zaman bunları engelleyip geçiyoruz. Ancak sosyal medya dünyasında varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar ve insanların korku, kıskançlık ya da arzularını manipüle ederek kamuoyunu etkileyebiliyorlar.

 

Ne yazık ki sosyal medya; cinsiyetçiliği, kadın bedeninin nesneleştirilmesini, kadın düşmanlığını, tecavüz kültürünü, kıskançlığı, sahte gerçeklikleri ve yalan haberleri kitlesel biçimde yaygınlaştırarak toplumsal dokuyu parçalamaktadır.

 

Bununla birlikte toplumun büyük bölümü bu mecraları kullandığı için bu alanlara müdahil olmak da zorunludur.

 


 

Duyguları Politikleştirmek

 

Beni açlık grevini bırakmaya ikna etmeye çalışanlar bunu açıkça belirli duygular üzerinden yapıyor.

 

Kimisi kalıcı hasar göreceğim ya da öleceğim düşüncesiyle duyduğu üzüntüden; kimisi ise Topluluğun beni kullandığını düşündüğü için duyduğu öfke ya da tiksintiden hareket ediyor.

 

Kaygı, öfke, keder ve umutsuzluk gibi karmaşık duygular insan davranışlarını etkileyebilir; kimi zaman harekete geçirir, kimi zaman ise felç eder.

 

Mücadelede en tehlikeli duygu umutsuzluktur. Çünkü umutsuzluk, mücadelenin doğru yürütüleceğine ve zaferin mümkün olduğuna dair inancın kaybıdır.

 

Umut olmadan hiçbir hareket sürdürülemez.

 

En güçlü karmaşık duygulardan biri ise sevgidir. Fakat sevgi dediğimiz şeyin her zaman özgürleştirici olduğundan emin miyiz?

 

Egemenlik ilişkilerinin etkilerini yeniden üretmeyen bir sevgiden söz edebilir miyiz?

 

Kendi kişiliklerimiz bile ataerkillik, devlet, kapitalizm ve bireyselleşme sistemi tarafından şekillendirilmiyor mu?

 

Bir insan sevdiği kişinin kararlarına saygı duymadan gerçekten sevebilir mi?

 

Burada amacım duyguları şeytanlaştırmak değil. İçgüdüler ve duygular yaşamın sürmesi için vazgeçilmezdir.

 

Ancak toplumsal varlıklar ve devrimci güçler olarak, özellikle de karşı-devrimci güçlerin bu duyguları manipüle ettiğini bildiğimiz koşullarda, davranışlarımızı denetlemeyi öğrenmek zorundayız.

 

Toplulukların, dayanışma yapılarının, öz örgütlenmenin ve kolektif yaşamın inşası; devlet ve kapitalizmin yarattığı yabancılaşmaya karşı gerçek toplumsal öz savunmadır.

 

Prosfygika Topluluğu da kolektif kimliğini tam bu süreç içinde inşa etmektedir.

 


 

İnisiyatifi Refleksten Ayıran Şey

 

Bireysel inisiyatif, baskı altında verilen anlık bir refleks değildir.

 

Bir girişimin ardında onu mümkün kılan tarihsel, toplumsal ve örgütsel süreçler vardır.

 

1 Mayıs geldiğinde açlık grevimin 86. gününde olacağım. Bu satırlar yazılırken Attika Bölgesi, Atina Belediyesi, devlet, hükümet ve büyük medya kuruluşları taleplerimize ve sağlık durumuma karşı tam bir ilgisizlik sergilemektedir.

 

İlk günden itibaren bu açlık grevinin gerektiğinde Topluluğun diğer üyeleri tarafından da sürdürüleceğini ilan etmiştik.

 

1 Mayıs’ta iki açlık grevcisi el ele vererek August Spies’ın şu sözlerini haykıracağız:

 

“Bir gün gelecek, bizim sessizliğimiz bugün boğduğunuz seslerden daha güçlü olacaktır.”

 


 

Kararımdan Vazgeçirmeye Çalışanlara Yanıtım

 

Beni nasıl ikna edebilirsiniz?

 

Bu karar; amaçlara, araçlara ve risklere bilinçli biçimde odaklanmış; bedeli ve kazanımı tartmış; kolektif kimliğe derin bir inançla bağlı bir insanın kararıdır.

 

Yaklaşan şey; ölümler, toplama kampları, sürgünler, hukuki kovuşturmalar, çocukların ve ailelerin yerinden edilmesidir.

 

Bütün bunlar “yeniden düzenleme” adı altında Prosfygika’ya yönelik planlanan tahliye ve baskının doğrudan sonuçları olacaktır.

 

Bu insanların büyük bölümü dayanışma hareketi içinde tanınmıyor. Dağıldıklarında kimse peşlerinden gitmeyecek, kimse akıbetlerini sormayacak.

 

Bir mücadeleyi zirveye ulaşmadan bırakmanın bedeli vardır.

 

Bir açlık grevinin zirvesi; ya zaferdir ya da en azından zafer için mümkün olan bütün çabaların tüketilmiş olmasıdır.

 

Mücadele araçlarını anlamsızlaştırdığımızda bunun etkisi yalnızca bugünü değil gelecekteki mücadeleleri de belirler.

 


 

“Fikirler Tahliye Edilemez”

 

Geçmiş yenilgiler bizi mücadeleleri kazanmayı düşünmeden yürütmeye, başlamadan teslim olmaya ve taleplerimizi geri çekmeye alıştırdı.

 

 

Uzun yıllardır her işgal tahliyesinin ardından “Fikirler tahliye edilemez” sloganı kullanılıyor.

 

Gerçekten de fikirler tahliye edilemez.

 

Ancak fikirler yalnızca soyut bir bilinç alanında yaşamaz. Maddi bir zemine, kolektif ilişkilere ve toplumsal örgütlenmeye ihtiyaç duyar.

 

Topluluklar dağıtıldığında, insanlar sürüldüğünde ve kolektif yaşam parçalandığında fikirler de ağır darbeler alır.

 

Prosfygika örneğinde “Topluluk” fikri başlangıçta teorik bir tasarım değildi. Onu yaratan şey mekânın kendisi, ortak ihtiyaçlar ve dayanışma ilişkileriydi.

 

Zemin yok edildiğinde “fikir” ne kadar yaşayabilir?

 

İktidara ne kadar alan bırakırsak, ne kadar geri çekilirsek sonunda ya fikirlerimizi kaybederiz ya da onları yeni baskı koşullarına uyarlamak zorunda kalırız.

 


 

Açlık Grevi: Haklı ve Somut Taleplerin Son Silahı

 

Açlık grevi; yaşamı ve sağlığı riske atarak yürütülen bir mücadele aracıdır.

 

Bu aracın meşruiyeti yalnızca haklı taleplere değil, aynı zamanda kurumların açık bir haksızlık üretmesine dayanır.

 

Prosfygika’nın olası tahliyesi durumunda çok sayıda temel hak ihlal edilmektedir:

 

  • Yeterli barınma hakkı
  • Konut dokunulmazlığı hakkı
  • Adil yargılanma hakkı
  • Ayrımcılık yasağı
  • İnsan onuruna saygı hakkı
  • Aile ve çocukların korunması hakkı

 

Ayrıca yapılmak istenen müdahaleler, kültürel miras statüsündeki yapıların tarihsel karakterini değiştirmektedir.

 

Bu nedenle açlık grevi, yaklaşan bir haksızlığı durdurmak için son baskı aracına dönüşmektedir.

 

Devletin tavrı ise nettir: Geri adım atmamak, açlık grevcisini “şantaj” yapmakla suçlamak ve sorumluluğu grevcinin üzerine yıkmak.

 

Ancak mesele yalnızca devletin tavrı değildir.

 

Asıl belirleyici olan şey; toplumun yaklaşan bir ölüm karşısında duyarsızlaşıp duyarsızlaşmayacağıdır.

 


 

Güncel Durum ve Beliren Fırsatlar

 

Sistem krizi derinleştikçe bu açlık grevinin yalnızca taleplerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni olanaklar yaratan tarihsel bir momentte gerçekleştiğini daha iyi anlıyorum.

 

Prosfygika Topluluğu’nun aşağıdan yukarıya bir toplumsal öz yönetim modeli olarak öne çıkarılması bu mücadelenin temel parçalarından biri olmalıdır.

 

Bunu yalnızca Prosfygika için söylemiyorum.

 

İşgaller, özgür alanlar, taban örgütlenmeleri, dayanışma ağları ve toplumsal öz örgütlenme deneyimleri birbirinden ayrı düşünülemez.

 

Bunların tümü, insanlığın en eski kolektif yaşam kültürünün günümüzdeki biçimleridir.

 

Hedefimiz; bu yapıların birbirleriyle organik bağlar kurması, koordinasyon geliştirmesi ve ortak stratejiler üretmesidir.

 

Isaac Puente’nin sözleriyle:

 

“Yeni toplum eskinin kabuğundan çıkar.”

 

Toplumlara, toplumsal öz yönetim dışında ne önerebiliriz?

 

Tempi hareketi bize gösterdi ki; adalet talebi etrafında kurulan bir toplumsal hareket büyük toplumsal dinamikleri harekete geçirebilir.

 

Bugün Yunanistan’da derinleşen ekonomik kriz, militarizasyon, baskı politikaları ve siyasi istikrarsızlık yeni toplumsal kırılmalar yaratmaktadır.

 

Bu koşullarda görevimiz; toplumsal dokunun aktif bir parçası olmak, kolektif yapıları savunmak ve aşağıdan örgütlenen mücadele alanlarını güçlendirmektir.

 

 


 

Son Söz

 

Toplumsal reflekslere, dayanışma hareketine ve mücadelemizin haklılığına duyduğumuz inançla kazanabiliriz.

 

Açlık grevcisinin ölümünün yaratacağı bedel karşısında devleti geri adım attırabilecek olan şey, örgütlü dayanışmadır.

 

Eğer ilk ölen ben olacaksam, bunu açıkça söylüyorum:

 

 

Özgürlüğün gübresi ilk ölenlerdir.

 


 

Dayanışma Çağrıları

 

  • İşgal Edilmiş Mülteci Evleri (Prosfygika) Topluluğu ile dayanışma eylemlerinin büyütülmesi
  • Açlık greviyle dayanışma süreçlerinin güçlendirilmesi
  • Syntagma Meydanı ve Alexandras Caddesi’ndeki imza noktalarının desteklenmesi
  • Tutsak anarşist yoldaşlar Marianna Manoura ve Dimitra Zarafeta ile dayanışmanın büyütülmesi
  • Koukaki İşgal Topluluğu ile dayanışma
  • Filistin ablukasını kırmayı hedefleyen Global Sumud Filosu’nun desteklenmesi
  • Devlet baskısı sonucu yaşamını yitiren Vasileios Maggos için adalet mücadelesinin desteklenmesi

 

Açlık Grevinin Talepleri

  1. Attika Bölgesi tarafından yapılan sözleşmenin derhal iptal edilmesi.
  2. Prosfygika sakinlerinin mevcut yaşam alanlarında kalmaya devam etmesinin güvence altına alınması
  3. “Katoikoi Kai Filoi Prosfygikon L. Alexandras A.M.K.E.” tarafından Prosfygika’nın kamusal kaynak kullanılmadan yenilenmesine ilişkin somut güvencelerin verilmesi.

 


Ya kazanacağız ya kazanacağız

 

Aristotelis Hantzis

 

Leoforos Alexandras Prosfygika İşgal Topluluğu üyesi

5 Şubat 2026’dan bu yana açlık grevcisi

30 Nisan 2026

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!