Atak Menü

PİRUS ZAFERİ (Mihrac Ural)

PİRUS ZAFERİ (Mihrac Ural)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
10 Nisan 2026, 22:50 | Yazar: Mihrac Ural | Kategori: Dünya
PİRUS ZAFERİ  (Mihrac Ural)

 

 

Savaşın Doğası ve Ahlaki Boyutu

 

Savaş kirlidir. Öylesine kirlidir ki, ona bulaşan insanlar kendilerini öylesine kolayca kurtaramazlar. Her savaşın kendi hilesi vardır ve insanlar bu hilelerden birini seçerek kendilerini savunurlar. Ahlaksızlık, tüm savaşların nedenidir. Barış ise insan olmanın, dürüst olmanın tek garantisidir. Bunun dışında tüm yollar savaşa çıkar; savaşı savunmaya yönelirler. Bu ister saldıran ister müdafaa eden olsun, aynı kapıya çıkar. Bu yüzden barışı savunmak, insan olmanın ana ölçütüdür.

 

Bölgesel Savaşın Niteliği

 

Bölgemizde sürmekte olan savaş kirli bir savaştır. Amerika-İsrail bu savaşı güvenlik ve ekonomik açıdan ele almıştır. İlk saldırıyı yapan da bunlar olmuştur. Buna rağmen tarihin tüm savaşları bu iki unsur tarafından belirlenmektedir; iki unsur da haksızlığın, hayasızlığın temelidir. Saldırgan olanın bu savaşta kazanacağı zafer, Pirus zaferidir.

 

Pirus Zaferi Nedir?

 

Pirus zaferi, “kazandığın hâlde aslında kaybetmiş sayıldığın zaferdir.” Savaşı kazanırsın ama verdiğin kayıplar o kadar büyüktür ki bu zaferin sana pek faydası kalmaz. Bu terim, Pyrrhus adlı kraldan gelir. Roma savaşları (M.Ö. 280–279) sırasında savaşı kazanır ama ordusu çok büyük kayıplar verir. Bunun üzerine şöyle dediği rivayet edilir: “Bir zafer daha kazanırsam tamamen mahvolacağım.” Bugün Pirus zaferi demek; kazanmış gibi görünmek ama aslında zarar etmek, galip gelse de mağlup sayılan zafer demektir. Bu açıdan Amerika-İsrail’in kazanacakları zaferin Pirus zaferi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

İran’ın Kayıpları ve Yıkımın Boyutu

 

İran savunma hâlinde darbe üzerine darbeler aldı. 3.000 ölüsü, 30.000 yaralısı; 90.000 binası yerle bir edildi. Sivil + asker karışık. Gerçek sayı daha yüksek olabilir (ulaşım ve iletişim sorunları nedeniyle). En az 13 sağlık tesisi vuruldu. 120’ye kadar tarihî/kültürel yapı zarar gördü. Devlet binaları, televizyon merkezi, askerî tesisler hedef alındı. Köprüler, enerji tesisleri ve altyapı vuruldu. Petrol ve enerji sektörü ağır darbe aldı. Ulaşım, sanayi ve hizmet sektörü zarar gördü. Küresel petrol krizi bile oluştu. Bu durum, binlerce işletmenin dolaylı zarar gördüğünü gösteriyor.

 

Karşılıklı Kayıplar ve Savaşın Sonuçları

 

Buna rağmen İran, İsrail’e ve Körfez’deki ülkelere büyük zararlar verdi. Son olarak Amerika’nın, düşen uçağın pilotlarını kurtarmak üzere giriştiği operasyonda kaybettiği helikopter ve uçak sayısı yaklaşık olarak 400 milyon dolarlık bir kayba yol açmıştır. Bu operasyonun, uçaktan atlayan pilotları kurtarmak için değil de nükleer maddeyi alabilmek amacıyla düzenlendiği ve başarısızlıkla sonuçlandığı ifade edilmektedir. Her iki hamlede de başarısız kalan Amerika-İsrail, bu savaştan çekilmek zorunda kalmıştır. Savaşın kurallarından biri olan “direnen, savaş sonucunda ayakta kalmışsa galip sayılır” ilkesi gereği; saldıran ana amacına ulaşmamış demektir. Bu savaşta ne tam anlamıyla galip ne de mağlup vardır; her iki taraf da gücünü yitirmiştir demek daha doğrudur.

 

Husiler ve Küresel Etki Riski

 

Savaşa katılmaya başlayan Husiler, Bab el-Mendep’i kapatacaklarına ilişkin tehditleriyle savaşın küresel ölçekte hissedilmesine yol açacaktır. İran, elindeki bu kozu daha uzun süre kullanmayabilirdi; ancak savaş öyle bir mahiyet aldı ki kapatma tehdidini Husiler aracılığıyla dillendirmeye başlamıştır. Bab el-Mendep hayati önemdedir. Sadece deniz üstü petrol ve gaz taşımacılığıyla ilgili değildir. Fiber optik hatların bu kanaldan geçmesi ve bu hatlara zarar verilebileceğinin ilan edilmesi bile yeterlidir. Fiber optik hatlar; dünya ticaretini, iletişim ağlarını, bankacılık sektörünü, internet şebekesini ve en gelişmiş iletişim altyapılarını etkileyebilir. İran, bu savaşta ağır darbeler almış olsa da yenilmemiş, direnmeye devam etmektedir.

 

İran’ın Askerî Hazırlığı

 

İran ayrıca 40’ı aşmış cephe mozaiğine sahiptir. Buna “mozaik taktiği” denilmektedir. Ülke bu savaşa hazır hâle gelmiş, tam anlamıyla savaş durumuna geçmektedir. Her birlik, kendi sorumluluğu altında bir cephede savaşacak şekilde organize edilmiştir.

 

Ayrıca Muhammed Bakır Galibaf’ın çağrısına uyarak bugün vurulma ihtimali olan köprülerde, stratejik şirketlerde ve tüm altyapı alanlarında (su, elektrik vb.) nöbet tutulmaya başlanmıştır. Ülkesi için ölümüne hazır bulunan insan kayıtları 10 milyonu geçmiştir; kayıtlar otomatik olarak tescil edilmektedir. Bu da saldıran değil, direnmek zorunda kalan bir ülkenin insanlarının ne kadar yoğun bir motivasyonla savaşa katıldığını göstermektedir.

 

ABD ve İsrail’de İç Tepkiler

 

ABD ve İsrail’de ise savaşa karşı olanların sayısı ciddi bir artış göstermiş, tepkiler açıkça ifade edilmiştir. Ülkenin %68’i savaşa karşı olduğunu belirtmiştir. Gösterilere katılan ve bulunduğu görevlerden istifa eden çok sayıda insan olmuştur. Askerî mevkilerde karşı çıkan üst düzey rütbeli kişiler hakkında Trump tarafından azil işlemleri sürdürülmektedir. İsrail, savaşta oluşan yıkımı göstermemek için çeşitli yasaklar uygulamakta ve cezalar kesmektedir. Buna rağmen Tel Aviv, Kudüs, Hayfa vb. şehirler artık yıkıntılarıyla belirginleşmektedir. Bu iki aktör savaşta saldıran tarafı oluşturmaktadır. Ancak bu saldırganlık sonuç vermemişe benzemektedir. İran ise bunca yıkıma rağmen dik durmaya, halkıyla birlikte bu savaşa göğüs germeye çalışmaktadır.

 

Tarih, Din ve Siyasi Söylem

 

Bu gece verilen mühlet dolmaktadır. Trump’ın, tarihin en kadim devletlerinden biri olan ve tarihi boyunca asla işgal edilemeyen bir ülkeye karşı “medeniyetinizi yerle bir edeceğim” söylemiyle başarı elde etmesi mümkün görünmemektedir. Kaybettiklerinin, kazanacaklarından fazla olduğu bir zafer uğruna girişilen bu hareketin tarih tarafından mahkûm edileceği açıktır.

 

Bugün İsrail açısından önemli bir gündür. Kendi Tevrat yorumlarına göre bugün Firavun, İsrailoğullarını yok edememiştir. Onları öldürmek için yola çıkmış, ancak peygamber Musa İsrailoğullarını alıp Kızıldeniz’i yararak karşı tarafa geçmiştir. Firavun’un kovalamacası burada son bulmuştur. Bu günü özgürlük günü olarak kutlayan İsrail, savaşın kazanılacağını düşünmektedir. Ancak bu yaklaşım, savaşlarda dinî söylemin yanıltıcı yönünü göstermektedir.

 

Trump, bu söylemlere inanan bir evangelist olarak savaşın Tanrı tarafından kendisine armağan edildiğini düşünmektedir. Trump’ın bu süreçteki tutumu eleştirilmektedir. Netanyahu’nun da uluslararası hukuk çerçevesinde yargılanması gerektiği yönünde görüşler bulunmaktadır. Bu bir aylık savaşta yıkılan sivil kurumların, köprülerin, kütüphanelerin ve hayatını kaybeden sivillerin hesabının sorulması gerektiği ifade edilmektedir.

 

Ateşkes ve Diplomatik Süreç

 

İran, bu savaşın bitmesini istemektedir. Bu istek, on maddelik bir taleple gündeme geldi. Bu maddeler: 1- Saldırı tamamen bitsin. 2- Geçici değil, kalıcı barış. 3- Lübnan, Suriye ve Irak’ta saldırılar dursun. 4- Saldırmazlık garantisi verilsin. 5- Hürmüz Boğazı’na yeni anlaşma yapılsın. 6- Yaptırımlar kaldırılsın. 7- Yurt dışı dondurulmuş varlıklar serbest bırakılsın. 8- Savaş tazminatı verilsin. 9- İran’ın toprak bütünlüğü tanınsın. 10- Uzun vadeli barış için yol haritası belirlensin. Bu maddelere ABD onay vermedi. Ancak “tartışılabilir” diyerek, anlaşma masasına getirilebilir görülmektedir.

 

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in ve Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in “iki haftalığına iyi niyet ateşkesi uygulanması” önerisi Trump tarafından kabul edilmiştir. Çözülemeyen sorunların çözümü için görüşmeler devam edecektir. Bu süreçte iki haftalığına Hürmüz Boğazı geçişe açık olacaktır. İran’ın tartışmaya açtığı on maddelik önergesi, ABD tarafından reddedilse de yeni bir anlaşma için karşılıklı müzakereler sürecektir. Her şeye rağmen bu gece için hazırlıklar yapılmıştı. Ancak barış umudu büyük önem taşımaktadır ve bu nedenle olumlu karşılanmıştır. Bu iki haftanın savaşsız geçmesi ve bir anlaşmayla sonuçlanması umulmaktadır. Tekrar vurgulamak gerekir ki savaş ahlaksızdır; savaş her boyutta insani olanı dışlar. Barış ise insani ve haklı olandır.

 

Bu makale yazımı devam ederken, 8 Nisan 2026 günü saat 14.00’ten sonra İsrail, Beyrut’u yoğun bir şekilde bombalamaya başladı.

 

Lübnan genelinde yaklaşık 100 hedefe eş zamanlı saldırılar düzenlendi; 50 uçakla, 10 dakikada 160 ağır bomba atıldı. İlk verilere göre 303 ölü, 1165 yaralı olduğu; yıkıntılar altında çıkarılmayı bekleyen çok sayıda insanın bulunduğu açıklandı. Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin evine yapılan bombardıman da dikkat çekiciydi. Ortam son derece karışıktı. Bu kadar insanın 10 dakika içinde katledilmesi, bu savaşın ne ölçüde kirli ve ahlaksız olduğunu göstermektedir. Ayrıca 7 Nisan’da, İsrail’le aynı zaman diliminde Körfez Emirlikleri, ilk kez kendi adlarıyla savaşa katılarak İran’ı bombalamaya başladı. Bu, daha önce görülmemiş bir gelişmeydi. Eş zamanlı olarak İsrail de Tahran’ı hedef almaya başladı; belli merkezleri bombaladı. Ayrıca Lübnan’da Tellit el Hıyata mevkisine saat 22.50 civarında İsrail, ağır çaplı bir bombalama eylemi daha gerçekleştirdi. Bu bombalama, Trump’ın onayladığı ateşkese karşı muhalif bir davranıştır. İran’ın buna karşı alacak önlemleri olduğunu tahmin ediyoruz.

 

Oysa Donald Trump, ateşkesi onaylamış ve görüşmelere hazır olduğunu açıklamıştı. İsrail’in Tahran ve Beyrut’u bombalamaya başlamasının, ateşkes mutabakatından yalnızca 10 saat sonra gerçekleşmesi, durumu tamamen karmaşık hale getirdi.

 

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise ısrarla, yapılan anlaşmaya Lübnan’ın da dahil edildiğini ifade etti. Buna rağmen İsrail’in hem Lübnan’da hem de Tahran’da bombardımana devam etmesi, anlaşmaya aykırı bir tutum olarak değerlendirildi. Barış için çaba sarf eden Pakistan ve Mısır gibi ülkelerin yanı sıra görünmeyen, ancak işin temelinde Çin vardı. Çin, İran’a çıkış için çaba sarf etti. Çin, İran’ın daha fazla bu işin içinde kalmasını istemedi ve önerileriyle bu anlaşmanın ana dinamiği olduğunu gösterdi. Trump, bu gerçeği iyi biliyor ve toplantılarında dile getiriyor: “Çin’in emeği büyüktür; o olmasaydı bu adım atılmazdı,” diyerek Çin’e övgü yapıyor. Ancak İsrail’in Çin’e karşı oldukça olumsuz olduğu ve bu koşullarda “İpek Yolu” adı verilen, İran’dan geçen demir yolu şebekesine saldırıda bulunarak bombaladığı görülmektedir. Bu tutumuyla da Çin’e karşı tavrını açık etmiştir. Savaş diyoruz ya; ne Amerika ne de İsrail’in savaşta alacağı tutumlar aynı olmamaktadır. Lübnan’ın ve Tahran’ın bu ölçüde ittifak olmasına karşılık provokasyon yapılması anlaşılabilir bir şey değildir. Barış herkes için geçerli bir değerdir. Barışı savunmak gerekir; savaşı asla tasvip etmemek gereklidir.

Sorunun çözümü için diplomatik girişimler sürerken, birçok taraf İsrail’in bu saldırılarla ateşkesi bozma çabası içinde olduğunu belirterek eleştirilerini dile getirdi. İran’ın Birleşmiş Milletler’deki diplomatı da sert bir açıklama yaparak, “İsrail Beyrut’u bombalıyor. Bu aykırı davranışları durdurun; durduramazsanız İran tüm bölgeyi ateşe çevirecektir,” diyerek tepkisini ortaya kouydu.

 

Sonuç: Barışın Zorunluluğu

 

Bu savaş, karşılıklı olarak müttefiklerin savaşıydı. Amerika, kendi müttefikleriyle birlikte sahadaydı. Amerika–İsrail öncülüğünde yürütülen bu süreçte, açık biçimde katılmasalar da Avrupa ülkeleri, Türkiye, Endonezya ile (Pedro Şenses başkanlığındaki İspanya’yı kısmen ayrı tutmak gerekir) farklı düzeylerde katkı sundular. Silah sevkiyatı, lojistik destek ve gözlemci faaliyetleri bu katkılar arasında yer aldı. Fiilen ise Ürdün, Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt, Körfez Emirlikleri ve Bahreyn bu savaşta müttefik olarak yer aldı. Trump bütün bu saydığımız ülkelere teşekkürlerini ilan etti.

 

İran’ın müttefikleri ise Rusya, Çin, Yemen, Irak ve Lübnan’dan Hizbullah oldu. Böylece savaş, iki blok arasında geniş çaplı bir çatışmaya dönüştü. Ancak ne bir taraf ne de diğer taraf bu savaştan gerçek anlamda bir zaferle çıkabildi. Bu nedenle “Pirus Zaferi” kavramı, bu savaşın en doğru tanımıdır. Her iki taraf da ağır kayıplar verdi. Yine de bir taraf sonuna kadar direnmeye devam ediyorsa, bu durum elde ettiği bazı kazanımların da varlığına işaret eder.

 

Amerika bu savaşta ciddi siyasi kayıplar yaşadı. Küçük bir ülkenin kararlılığı, savaşın seyrini değiştirdi.

 

Artık Amerika eskisi gibi değildir; küresel ölçekteki saldırganlığı gerileme sürecine girmiştir. Venezuela’ya yaptığı baskınla lideri Maduro’yu kaçırabildiği dönemler geride kalmıştır; benzer hamleleri yeniden gerçekleştirmesi artık kolay olmayacaktır. Tehdit gücü zayıflamış, müdahale kapasitesi sorgulanır hale gelmiştir. Dünya dengeleri bu gelişmeler ışığında, önümüzdeki süreçte daha belirgin biçimde yeniden şekillenecektir. Amerika, bu savaşın sonucunda bu özelliğinden çok şey kaybetmiştir; bunu zamanla tüm dünya daha net görecektir.

 

Öte yandan, Trump’ın bu barış önerisini kabul etmesi beklenen bir gelişmeydi. Ticari bakış açısına sahip bir lider olarak, savaşın maliyetlerini ve zararlarını hesaplayabilmektedir. İran’ı yıpratan ancak sonuç üretmeyen bir savaşın kazanç getirmeyeceğinin farkındadır. Bu nedenle beklenen gece saldırısı iki hafta ertelenmiştir. Bu karar, barışa atılmış temkinli bir adım olarak değerlendirilebilir. Amerika, bu adımı atmak zorunda kalarak süreci bu yönde ilerletecektir.

 

 Son Haber

 

Makalemi bitirmek üzerindeyken, Trump’ın Lübnan’la ilgili tartışmalara son veren açıklaması geldi. Trump, anlaşmanın Lübnan’ı da içerdiğini kabul etti (9 Nisan, saat; 23:00). Bu İsrail için zorlayıcı bir kabuldür. Sonuçta Pakistan Başbakanı, “iki haftalığına ateşkesin içinde Lübnan’ında olduğu”nu belirten açıklaması esas alınacak. Lübnan’ın da etkileneceği bu kararla bölgede barış için bir adım daha atımış oldu. Bölgemizde savaşı hiçbir güç durduramaz, ama bizler barıştan yana tutum takınarak savaşı mağlup edeceğimize inanıyorum.

 

İran temsilcileriyle İsrail temsilcilerinin gece buluşmaları ve Lübnan olayını ele almaları yönünde haberler düştüğü söylenmektedir. Bununla, Trump’ın barış masasına Lübnan’ında sokulması gerektiğini kabul eden açıklamasının kesiştiğini anlıyoruz. Bu girişim Lübnan için önemli bir adım olacaktır. Barış her zaman savaştan daha iyidir.

 

Kirli savaştan barışa uzanan adımlar desteklenmesi gereken adımlardır. Bizler ne Amerika-İsrail’in saldırganlığını ne de İran’daki yönetimi destekledik. Her iki tarafın da haksız olduğunu ve bu mücadelenin sonunda Pirus zaferi elde edileceğini ifade ettik. Kimse bu sonuçtan kazanç beklememelidir; savaş kirlidir ve kazancı yoktur.

 

Barış ise her şeye rağmen insani ve değerli bir alandır. Barış alanını genişletmek ve güçlendirmek, insanlık adına en önemli görevdir.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: 1. Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Atak Dergisi Notu: 2. Bu yazının özeti, 09 Nisan 2026 tarihli Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!