Özgürlüğün Sınırı: Birey ve Toplum Arasında Kopmayan Bağ (Meral Dersim)
İdeal insanlık tasavvuruna varmadan epey önce, krallar ve tanrılar yemeklerini yalnız yerdi. Bu, mutlak kudretin küçük bir ritüeliydi. Fransız İhtilali yalnızca krallığı devirmedi; kilisenin ve onun ilahi otoritesinin de ocağını söndürdü. Bir toplumu bütünüyle sokaklara dökecek kadar ağırlaşmış bir düzen zaten çürümüş demektir; toplumlar kolay kolay aynı duyguda birleşmez. Büyük halk hareketleri çürümenin içinde koktuklarında ortaya çıkar ve bu yüzden meşru bir harekete dönüşür, kanlı olsa bile.
Diyalektik, her olayı çok boyutlu kavramayı ve onda iyiyle kötünün iç içe geçtiğini görmeyi öğretmişti bize. Bu yüzden ustalar, burjuva karakterine rağmen Fransız Devrimi’ni “Büyük” diye anmaktan geri durmadılar. Biz de öyle deriz; çünkü her ileri adım bir sonrakine imkân açar. Her toplumsal düzen bağrında başka bir düzenin tohumlarını taşır. Biz o tohumu kendi toplumumuzda görebilecek miyiz bilmiyorum. İçinde bulunduğumuz deneyimin nereye varacağını kestirmek güç; gelecek üzerine projeksiyon tutmak da zor.
Fransız Devrimi de Rus Devrimi de ekmek ve iş üzerinden hayat bulmuştu; sosyal adaletsizliğin biriktirdiği öfke özgürlük düşüncesini mayaladı. Her ne kadar özgürlük bütünüyle iyi sonuçlar vermese de eski yönetim ağlarını dönüştürdü.
Madem diyalektik bize bir olayı hem olumlu hem olumsuz yanlarıyla değerlendirme hakkı tanıyor, o hâlde özgürlüğü de yarar ve zarar düzleminde kavramalıyız. Üstelik bize göre iyi olanın herkes için iyi olmayabileceğini unutmadan… Özgürlüğün sorumsuzluk ya da toplumdan kopmuş bireysel bağımsızlık olarak sunulan yanı ilgilendirmez bizi. Özgürlük uğruna ölenler toplumsal yarar için öldüler; kimse toplumsal bağı koparmayı özgürlük diye tarif etmesin. Özgürlük ne toplumdan uzaktır ne de özden.
Bireyselleşme, itaat ve bencillik arasındaki hattı belirleyemezsek özgürlüğün gerçek anlamına ulaşamayız. Anarşist ya da toplumcu kimi düşünürler devlet, aile ve kiliseyi özgürleşmenin önündeki en büyük engeller saydılar. Biz de bu fikirlerle büyüdük; ancak muğlaklık eksik olmadı. Bu yüzden hem topluma hem aileye yaklaşımımız hiçbir zaman tam berraklaşmadı. Teorik ifadelerin tekrarlarla sulandırılması zamanla etkisini yitirdi.
Konuyu dağıtmadan özgürlüğe dönmek gerek. Liberaller özgürlüğü hukukun tanıdığı hakkın karşılıklı iyi kullanımına, yani başkasına zarar vermeden kendi iradesini gerçekleştirme alanına indirger. Biz ise kanun ile hukuk arasındaki farktan hareketle meşru olmayan kanunları eleştiririz. Normal bir hukuk düzeni bile yokken olanı toptan reddetmek de ayrı bir gösteriştir. Şimdilerde “milli hukuk” icat edilmiş; emperyalizme karşı alternatif diye sunuluyor. Yani daha güçlüden alıp daha zayıf bir güce teslim etmek… Yerel otoritelerin Avrupa’nın gerisinde kaldığını söylemek, liberal hukuku kutsamak değil; karşılaştırmalı bir tespittir.
Anarşistler özgürlüğü, klasik kurumların reddi üzerinden bir arınma hareketi gibi görür; fakat çözüm sunduklarını sanarken en ilkel yaklaşımı ortaya koyarlar. Mesele görmek değil, çözmektir.
Sosyalistler ise bu kurumları halk yararına işlevselleştiremezlerse reddederler. Ben de öyle düşünüyorum: Aileyi ve devleti demokrasi için zayıflatmak, dinsel kurumları halk yararına dönüştürmek gerekir. Hiçbir kötü yapı bir anda yok edilemez; bu büyük ve kanlı refleksler doğurur. Evrimsel sürece inanalım; her evrimsel adımı devrime ihanet saymayalım.
Özgürlük tarihi, toplumsal iyilik iddiası taşısa bile radikal hareketlerin büyük meyveler vermediğini göstermiştir; ki bu, büyük oranda kontrol çabasından ve özgürlüğü içkin hâle getirememekten kaynaklanır.
Öte yandan, bizler toplumdan, aileden ve çevreden yalıtılmış insana tutsak diyoruz; toplumcu düşüncede de aynı anlayış hâkimdir. Özgürlük toplumdan kopuş olamaz; ancak toplum adına bireyi ezmek de özgürlük değildir. İnsan hem doğal hem toplumsal bir varlıktır. İlk topluluklar yalnızca ekmek için değil, insani bağ kurma ihtiyacıyla bir araya geldi. Suçluya uygulanan en eski ceza bile fiziksel kapatma değil, toplumsal itibardan mahrum bırakmaydı; bu, birey–toplum ilişkisinin zorunlu boyutunu gösterir. Birey toplumsuz yaşayamaz; yaşarsa da insani duyguları körelir.
Modernizm özgürlüğü sorumsuzluk olarak pazarlamaya devam ederken, bizler özgürlüğün birey ile toplum arasındaki uyum ve iyileşme olduğunu anlamalı ve toplumun kendini yönetme ihtiyacını bilmeliyiz. Asıl mesele bireyselleşmenin sınırını bilmek ve toplumun öz-yönetim hakkını savunmaktır.
Avrupa’da vebadan kırılan nüfus ve üretim araçlarındaki dönüşüm bin yıllık feodalizmi çözdü; yerine yeni bir düzen yarattı. Bugün kapitalizmin küresel krizleri de insanlığı yok etmeden önce çözülmek zorunda kalacak. Sistemin bireyi baskılayan yönü ağırlaştıkça doğa ve birey aynı anda bozuluyor; eşik aşıldığında önce doğa sonra birey normalleşecektir.
Bireyin özgürlüğü toplum karşısında daha kırılgan olandır. Bu yüzden birey için pozitif ayrımcılık zorunludur; fakat bireyi toplumsal yapıdan koparıp yalnızlığa mahkûm eden anlayış özgürlük değildir. Bu, toplumu hastalıklı hâle getirip bireyi toplumdan uzaklaştırma çabasıdır. Eğer bireyselleşme toplumdan uzaklaşmak olsaydı, hücresinde izole edilmiş bir tutsağın en özgür insan olması gerekirdi. Oysa gerçek tam tersidir: tutsak için en büyük motivasyon, toplumla kurduğu bağdır; bu, hayatta kalma enerjisidir.
Özgürlük, sonuna kadar düşünmeyi, iyileşme ve uzlaşma ihtimalini canlı tutmayı gerektirir. Karşı taraftan gelse bile iyi olana iyi diyelim ki ondan faydalanalım. Bireyin zayıf rolünü koruyalım ama onu radikal kopuşlara iten yalnızlaştırıcı yaklaşımlara da karşı çıkalım. Esnek olmazsak üretebileceğimiz hiçbir şey kalmaz.
Bir toplumun öz-yönetim hakkı elinden alınır ve dışarıdan müdahaleye tabi kılınırsa birey o toplumdan kopar; birey toplumdan koparsa da insan olma duygusunu yitirir. Bu patolojik durumu çözmenin tek yolu, toplumun kendi kendini yönetmesidir.
_______________________________________________________________________________
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
