Atak Logo

Atak Menü

Örgütlü Mücadelede Süreklilik Nasıl Sağlanır? (Fikri Günay)

Örgütlü Mücadelede Süreklilik Nasıl Sağlanır? (Fi…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
25 Mart 2026, 13:39 | Yazar: Fikri Günay | Kategori: Dünya
Örgütlü Mücadelede Süreklilik Nasıl Sağlanır? (Fikri Günay)

 

Bu soruyu birçok kişinin—daha doğrusu demokrasi mücadelesini kendine sorun edenlerin—kendine sorduğundan eminim. Zira bugün Türkiye’de demokrasi güçlerinin neden toplumsal mücadelede görünür olmadığı artık tartışma götürmez bir gerçekliktir.

 

12 Eylül Faşist Askeri Darbesi öncesine dair yapılan nitel ve nicel karşılaştırmalar, bazı sorumluların hâlâ geçmiş tartışmalara sıkıştığını gösteriyor. Kimileri “en büyük nicel güce ulaştık” derken, kimileri “en nitelikli kadroları bir araya getirdik” iddiasını sürdürüyor. Ancak bu tartışmalar bugünün koşullarını açıklamakta yetersiz kalıyor.

 

Bugünün kuşakları ise bu polemiklere bakarak aynı soruyu soruyor: “Ne diyor bu eski ağabeyler?”

 

Oysa geçmişte, dar ya da geniş kitleler içinde farklı yöntemlerle mücadele eden ve kimi zaman “fraksiyon” diye küçümsenen yapılar, dönemin egemenlerini dahi tedirgin edecek bir etki yaratmıştı. Öyle ki, 1974’ten 1980’e uzanan süreçte, darbe yapanların dahi “biz yapmasaydık onlar gelecekti” demek zorunda kaldığı bir güçten söz ediyoruz.

 

Faşist Askeri Cunta ise kendisini meşrulaştırmak için “sağa da vurduk, sola da” söylemini kullanmış; “asmayalım da besleyelim mi?” diyerek, yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren gibi örnekleri perdelemeye çalışmıştır.

 

Son 20 yıla baktığımızda ise tablo nettir: AKP hegemonyasındaki iktidarlar karşısında, CHP dışında güçlü bir alternatifin ya da etkili sokak hareketlerinin ortaya çıkamadığı görülmektedir.

 

Bugün dijital medyada yeniden gündeme gelen Kızıldere tartışmaları ve 68 kuşağı içindeki polemikler, aslında 45 yıllık suskunluğun da bir göstergesidir.

 

Bu satırların yazarı da o kuşağın bir parçasıdır. Geçmişi bilen ve sonraki kuşaklarla birlikte mücadeleye katılmış biri olarak şunu söylemek gerekir: Herkesin bildiği meseleleri “samanlık” metaforlarıyla yeniden tartışmaya açmak, bugünü kurmaya hizmet etmemektedir.

 

Sorunun yanıtı aslında açıktır. Devrimcilik geçmişte kalmış bir kimlik değil, sürekliliği olan bir pratiktir. Bu nedenle “eski devrimci” kavramı anlamını yitirir.

 

Örgütlü mücadelenin sürekliliği, devrimciliği emekliliği olmayan bir meslek olarak gören profesyonel kadrolarla mümkündür.

 

Ancak bu da tek başına yeterli değildir. Bu kadroların öncülüğünde, üretimle bağ kuran, kitlelerle iç içe geçmiş, sürekliliği olan ikinci bir örgütlü yapının inşası zorunludur.

 

Ancak bu şekilde demokrasi ve devrim mücadelesi kesintisiz hale gelebilir.

 

Ve bir gün mutlaka…

 

 

Atak Dergisi Notu:  Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!