Atak Menü

NATO’YA SADIK ÜLKE TÜRKİYE (Mehmet Güzel)

NATO’YA SADIK ÜLKE TÜRKİYE (Mehmet Güzel)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
09 Temmuz 2026, 15:46 | Yazar: Mehmet Güzel | Kategori: Dünya
NATO’YA SADIK ÜLKE TÜRKİYE (Mehmet Güzel)

 

Bütün curcunası ve olağanüstü abartılı seremonileriyle NATO zirvesi sona erdi. Zirveye katılan liderler ve binlerce yardımcı ve hizmetkarları çekip gittiler. Arkalarında tortularını ve pisliklerini bıraktılar. Bıraktıkları pislikler iki yönlüdür; birincisi o şatafatın arkasındaki, emekçi halkımızın sırtına yüklenen faturadır ki, buna NATO zirvesi nedeniyle bu vatanın bağımsızlıkçı yurtseverlerine uygulanan zulüm de dahildir, ödenen 12 milyar liralık fatura da… İkincisi ise zirvede alınan kararlar ile gerek ülkemize gerekse de başka ülkelere yıkılan halklar karşıtı sorumluluklar ve ağır yükümlülükler!.. 

 

NATO zirvesinin benim açımdan hiçbir sürpriz sonucu olmadı. Zirve öncesinde ipuçları verilen konular zirveyle beraber karara bağlandı. Bunlar içinde en önemlisi; ABD’nin NATO içinde kendisine yük olarak gördüğü bazı sorumlulukları Avrupalı müttefiklerine kaydırmasıdır. İkincisi ise Rusya’nın Avrupa için uzun vadeli tehdit olarak tanımlanması ve buna göre bir askeri mevzilenmenin öngörülmesidir. Bu zirve için yeni sayılabilecek tek şey; İran’a yönelik bir kararın resmi bildirgeye geçmiş olmasıdır. 

 

ABD Sırtından Bazı Yükleri Atıyor 

 

Zirve öncesinde uzun süredir bu konu NATO müttefikleri arasında zaten tartışılıyordu ve en üst perdeden Trump tarafından dile getiriliyordu. Çin’in dünya hegemonyası açısından ABD’yi sıkıştırması ve onu geçmekte olduğunun işaretleri karşısında ABD, içe dönük önlemlere ağırlık vermeye başladı. Çin’in muazzam ekonomik atılımları karşısında kısa vadede geride kalmamak adına kaynak arayışlarına yöneldi. Bu konuda Trump yönetiminin agresif ve kaba sömürgecilik tarzındaki uluslararası çıkışlarının bu gerçeklikle okunması gerekir. Dünya dengesini ABD’nin ekonomik çıkarlarına göre yeniden şekillendirmek istemesi, Gröland’ı ve Kanada’yı sınırlarına dahil etmek istemesi, Venezuella’nın petrolüne çökmesi, Küba’yı tehdit etmesi, Ukrayna’nın nadir element kaynaklarını istemesi, İran’a saldırının arkasında İran petrolünün olduğunu açıkça itiraf etmesi, Meksika Körfezi ve Panama Kanalı konusundaki kaba yaklaşımları gibi küresel konulardaki yaklaşımlar ABD’nin, Çin’in yükselişi karşısında alternatif geliştirme çabalarıyla beraber okunmalıdır. Bu gerçeklikle bağlantılı olarak ABD’nin dünya jandarmalığı misyonu içerisinde NATO içerisindeki devasa ekonomik yükümlülükleri kendisine ağır bir yük haline gelmiştir. Hatırlanacağı üzere ABD, Dünya Sağlık Örgütü’ndeki yükümlülüklerinden de sıyrılma çabası içerisine girmişti. Bu nedenle ABD, NATO içerisinde Avrupalı müttefiklerin daha fazla finansal kaynak ayırmaları, ABD’nin bazı yükümlülüklerini daha aktif olarak paylaşmaları konularında bir dayatma içerisinde bulunuyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki ABD’nin NATO’dan çıkacağı söylemlerinin dillendirilmesine kadar varmıştı. Bu söylemin gerçekleşmesi elbette yakın vadede mümkün değildir. Ama bir rahatsızlığın ifade edilmesi açısından bu söylemin önemi vardır. Uzun yıllardır NATO ülkeleri içerisinde tartışılan, bir dönem “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğinin” iddia edildiği, başka bir dönem “Avrupa savunma örgütünün kurulmasından” bahsedildiği bu tartışmalar Ankara Zirvesi’nde somut kararlara dönüşmüş oldu. Avrupa ülkeleri ellerini ceplerine atarak bu savaş örgütünün gerektirdiği finansal kaynakları sağlama kararı verdiler. Böylece ABD’nin talebi gerçekleşmiş oldu. Kendisinin kaçındığı maddi yükümlülüklerin önemli bir kısmını Avrupalı müttefiklerine yüklemiş oldu. 

 

Avrupa’nın Rusya Heyulası 

 

Avrupa ülkeleri tarihi olarak bu heyuladan sıyrılabilmiş değiller. Rusya eski sömürgecilikten çıkıp Sosyalist oldu, uluslararası ilişkilerde barışı temel alan yaklaşımını deklare etti ama Avrupa yine de bu tarihsel Rus fobisinden kurtulamadı. Sosyalist SSCB Avrupa’yı kasıp kavuran faşizmden kurtardı, ama bu fobi devam etti. Sosyalist sistem çöktü, Rusya yeniden kapitalizme döndü, hatta NATO üyesi olmaya bile aday oldu; buna rağmen Avrupa’nın Rusya korkusu ve düşmanlığı devam etti. Öylesine ki NATO adım adım Rusya’yı çevreledi, nefes alamaz hale getirdi, Avrupa, Baltık ve Kafkasya taraflarından boğmaya çalıştı… En sonunda Ukrayna’da organize ettikleri darbeler ile bu ülkeyi NATO’ya dahil etme girişimiyle Rusya’nın kalbine bir hançer olarak sokmaya çalıştılar ki Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı kaçınılmaz hale geldi. 

 

 

Çok açıktır ki Ukrayna-Rusya savaşı, doğrudan doğruya Rusya-NATO savaşıdır. Bu savaşta Ukrayna halkları, bu ülkenin zenginlik kaynakları ve bir bütün olarak Ukrayna vatanı trajik bir şekilde kurban olarak kullanılmaktadır. Ukrayna savaşında Avrupa’nın tutumu çok açık bir şekilde Avrupa ülkelerinin ekonomik ve siyasi çıkarlarının aleyhinedir. Rusya’dan sağlamış oldukları ucuz doğalgaz, tahıl, gübre ve diğer tedarik malların kesilmesi Avrupa ekonomisine ağır darbedir. Ama buna rağmen ABD-İngiltere egemenliğindeki savaş dayatmaları Avrupa’yı bu cendereye sıkıştırdı. Neticede Batı emperyalist sistemi, askeri savaş aygıtı olan NATO’yu, masraflarını Avrupalı müttefiklerine yıkıp Rusya’ya karşı konumlandırarak yeni bir mevzilendirme yoluna girme kararı almış durumdadır. 

 

Ukrayna’ya 70 milyar dolarlık askeri yardım kararı bu zirvenin Ukrayna savaşı kapsamındaki somut kararıdır. Zaten 5 yıldır bu savaş, Avrupalı ülkelerin halklarından keserek finanse ettikleri bir savaştı. Aynı akılsızlığa devam etme kararı almış durumdadırlar. Bunun yanı sıra NATO’nun askeri tedarikleri için 50 milyar dolarlık bir finansman kararı aldılar ki, bu askeri tedariklerin ABD silah endüstrisi tarafından karşılanmasını öngörüyorlar. Böylece ABD hem bazı finansal yüklerden kurtulmuş hem de askeri malzemeleri NATO’ya satarak ticari bir kazanç kapısı aralamış olacaktır. 

 

İran NATO’nun Sorununa Dönüştü 

 

NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde İran’a vurgu var. Bunun öncesinde de Zirve toplantısı devam ederken 8 Temmuz gecesi ABD İran’a saldırılar düzenledi. Bu saldırıları 9 Temmuz gecesi de devam ettirdi. Ve nihayetinde Zirve’nin sonuç bildirgesinde İran aleyhine, ‘İran’ın nükleer güç sahibi olamayacağına’ dair bir karara yer verdiler.  

 

NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgesine bir karar olarak geçmiş olması, başlı başına İran direnişinin zaferinin bir başarısıdır. Dünyanın en güçlü ordusu olan ABD, yanına Ortadoğu’nun teknik ve askeri olarak en donanımlı ordusuna sahip olan İsrail’i alarak ve bölgedeki bütün işbirlikçi devletlerin her türlü desteğiyle İran’a diz çöktürmeye çalıştı. Başaramadı. Muazzam direnişiyle İran bu saldırganlara diz çöktürdü. ABD ve İsrail İran’a karşı bu saldırılarını sürdürürken ABD defalarca NATO müttefiklerinden yardım talep etti ama talebi karşılıksız kaldı, çünkü bu savaşı, İran’ın petrolüne çökmek üzere başlatmıştı. 

 

NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgesine belirsiz de olsa İran karşıtı bir kararın eklenmiş olması önemli bir karardır ve küçümsenemez. Bu karar, NATO’nun yeni süreçteki mevzilenmesinde İran’ın açık bir şekilde hedef haline getirileceğinin de göstergesidir. Bu karar, Polonya’da ve Türkiye’de yeni karargahların ve orduların oluşturulması somut kararlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Polonya ve İstanbul’da oluşturulacak karargahlar ve ordular Rusya’ya kaşı Karadeniz’de egemenlik kurmayı hedefliyor. Adana’da oluşturulması kararlaştırılan karargâh ve ordu ise Kafkasya, Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika ve İran’a karşı bir konumlanmayı amaçlıyor. 

 

NATO Dünyayı Felakete Sürüklüyor 

 

NATO’nun 36. Ankara Zirvesi ile ABD, ittifakın Avrupa ayağını, Rusya’nın bitmek bilmez bir savaşla zayıflatılması ve ekonomik olarak çökertilmesi görevini Avrupalı müttefiklerine devrederek esas sorun olarak gördüğü Çin’e odaklanma konusunda yol almış görünüyor. En azından bunun kararlarını aldırmış durumdadır. Bileğini bükemeyeceğini anladığı İran konusunda da ABD, enerjisini ve zamanını harcamak istemiyor görünüyor. Yapabilseydi, İran’ı iki hafta içinde yerle yeksan etmekten geri kalmazdı. Ama bunun öyle kolay bir şey olmadığını, hatta imkânsız olduğunu burnu sürtünerek öğrenmiş oldu. Bu alanda da sahayı tamamen boş bırakmadan, tetikçiliği Avrupa devletleri ve Türkiye’ye devrederek Asya-Pasifik alanına yoğunlaşmak istiyor. 

 

Bütün bu kararlar, mevzilenmeler ve ileriye dönük öngörüler dünya halkları ve ülkeleri açısından savaş, kan, ölüm ve zulüm içeriyor. Dünyanın en muktedir ülkeleri, en muktedir savaş makinaları ile dünya halklarının aleyhine şeytani kararlarla türlü oyunlar tezgahlamaktadırlar. Trump Ankara’dan ayrılırken sağlığıyla ilgili geride ipucu bırakmamak için dışkısını bile cebine koyup beraberinde götürdü. Ama aldıkları kararlar ve hazırlandıkları senaryolarla emperyalist devletlerin liderleri geride dışkılarından daha kötü pislikler bırakıp gittiler. 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!