MİHRAC URAL’IN KAÇIRILMASINA İLİŞKİN RÖPORTAJ (Atak Haber)
Mihrac Ural (Atak Arşiv)
Atak Dergisi Notu: Yeni Özgür Politika gazetesi 23 Ekim 2026 tarihinde Mihrac Ural’la Dayanışma Komitesi sözcüsü Mehmet Güzel ile Mihrac Ural’ın yakalanması, soruşturma süreci ve olası yargılanmasına ilişkin bir röportaj yaptı. Söz konusu röportaj Yeni Özgür Politika gazetesinde 29 Ekim 2026 tarihinde Tijda Yağmur imzasıyla haberleştirilerek yayımlandı. Biz Atak Dergisi olarak bu röportajı olduğu gibi yayımlıyoruz.
Soru 1: Mihrac Ural’ın Suriye’ye götürüldüğü nasıl doğrulandı?
Cevap: Kaçırılmasından birkaç saat sonra, kendisinin Şam’a götürüldüğüne ve Suriye sınırları içine girdiğine ilişkin kesin bir bilgi aldık. Bu bilgi, daha sonra kaçırma olayını gerçekleştiren kişilerden birinin telefonunu takip eden başka bir kaynak aracılığıyla da doğrulandı.
Soru 2: Lübnan makamlarının olayla ilgili tutumu nedir?
Cevap: Lübnan makamları iş birliğine açık bir tutum sergiliyor. Ailenin tüm fertleriyle görüştüler ve olayın ciddi biçimde soruşturulacağına dair söz verdiler.
Bize çeşitli bilgiler de aktardılar:
1. Yaklaşık bir buçuk yıl önce Lübnan’a gelen ve Türk pasaportu taşıyan bir kişi bulunuyor. Bu kişi, eski Suriye rejiminin subaylarının ve mensuplarının bulunduğu restoranlara, otellere ve çeşitli mekânlara sık sık gidiyor, onlarla ilişkiler kuruyordu. Söz konusu kişiye güven duyulmasını sağladıktan sonra, Mihrac Ural veya oğullarından biri hakkında herhangi bir bilgi verebilecek kişiye 3 milyon dolar teklif etmeye başladı.
2. Lübnan güvenlik birimleri, operasyonu gerçekleştiren kişilerden ikisini tespit etti. Bunlardan biri Sayda kentinden Lübnanlı, diğeri ise Filistinli.
3. Lübnan Cumhuriyet Başsavcısı, güvenlik alanında yaşanan bu açığın ve görev ihmallerinin açıklığa kavuşturulması amacıyla araştırma yapılmasını ve ülkedeki tüm güvenlik birimleri hakkında soruşturma başlatılmasını talep etti.
Soru 3: Olay günü neler yaşandı?
Cevap: Mihrac Ural, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, Hristiyanların nüfuz sahibi olduğu bir bölgede bulunan mütevazı bir dairede yaşıyordu. Burası, aşırılıkçı düşüncelere ve siyasal İslam’a karşıt bir toplumsal çevre olarak biliniyor.
Ural, geçmişte geçirdiği ağır bir beyin kanamasının ardından ciddi hareket kısıtlılığı yaşıyordu. Evde bulunan kişiler;
1. Eşi.
2. Evlat edindiği oğlu. Bu genç, Ural’ın cephede birlikte mücadele ettiği eski bir yoldaşının oğluydu. Babası uzun yıllar önce hayatını kaybetmiş ve geride henüz küçük bir çocuk bırakmıştı. Ural, bu çocuğu kendi evinde büyütmüş ve kendi adına kaydettirmişti.
3. Kızının eşi olan damadı. Kendisi doktordur.
Evlat edindiği oğlu, yaklaşık iki ay önce başladığı işine her zamanki gibi gitmek üzere evden çıktı. Ancak olay günü öğleden sonraya kadar eve dönmemesi, annesini endişelendirdi. Eşi, oğlunu defalarca aradı ve olağan dışı bir durum yaşandığından şüphelenmeye başladı.
Buna rağmen oğul, akşam saat 19.00 civarında damadını arayarak iyi olduğunu ve eve geç döneceğini söyledi.
Gece yarısından sonra saat 01.00’de oğul yeniden telefon etti. Apartmanın girişindeki alt demir kapının açılmasını istedi. Söz konusu kapı, yalnızca dairelerde bulunan bir düğme aracılığıyla açılabiliyordu. Güvenlik gerekçesiyle oğlunda evin anahtarları da bulunmuyordu.
Ancak şüpheleri artan anne kapıyı açmadı. Damadından aşağı inmesini, apartman girişine giderek her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol etmesini istedi.
Damat aşağı indikten sonra anne dairenin kapısını kilitledi. Bu kapı zırhlıydı ve karmaşık bir kilit sistemine sahipti; zor kullanılarak açılması hiçbir şekilde mümkün değildi. Bununla birlikte, aradan iki dakikadan az bir süre geçtikten sonra damat, dairenin kapısının arkasından kayınvalidesine kapıyı açmasını söyledi. Sesinde herhangi bir endişe belirtisi yoktu.
Kapı açılır açılmaz, dördü maskeli olmak üzere altı silahlı kişi daireye hücum etti. Ellerinde ateşli silahlar vardı. Daireye girdikten hemen sonra kapıyı kapattılar ve Lübnan güvenlik güçlerinden olduklarını söyleyerek endişelenecek bir şey bulunmadığını iddia ettiler.
Mihrac Ural, bunun üzerine doğrudan dairenin penceresine yönelerek kendisini aşağı atmaya çalıştı. Ancak üç kişi onu yakaladı. Ural direnmeye çalıştıysa da yaşı ve sağlık durumu, kaçıran kişilerin karşısında koyduğu direncin yeterli olmasına engel oldu.
Eşi, komşuları uyandırmak amacıyla bağırmaya çalışınca saldırganlar ağzına, ellerine ve ayaklarına yapışkan bant yapıştırdı ve onu yere oturttular.
Bu sırada iki kişi damadı yere yatırarak kontrol altına aldı ve ellerini arkasından demir kelepçelerle bağladı.
Ardından Mihrac Ural’ın ellerine de demir kelepçeler taktılar. Ural direnmeye ve kendisini savunmaya çalışmayı sürdürdü. Ancak saldırganlar onu hızla evden çıkarıp götürdüler. Eşi ve damadı ise yerde, elleri ve ayakları bağlı hâlde bırakıldı.
Soru 4: Büyükelçiliğin açıklaması ve diğer gelişmeler hakkında
Cevap: Mihrac Ural, Aralık 2024’ten bu yana ciddi ve yakın bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu hissediyordu. Kötü anın yaklaştığını düşünüyordu.
Bunun üzerine, kendisini bulunduğu yerden hızla çıkarmak amacıyla birkaç Avrupa ülkesinde harekete geçtik. Ortak siyasi ve mücadele çizgisini paylaştığımız dostlarımızdan, onu ne pahasına olursa olsun bulunduğu yerden çıkarmalarını istedik.
Ancak kendisini oradan çıkarmak için bir yol bulamadık. Ortak dava ve mücadele arkadaşlarımız da bütün olağanüstü çabalarla uğraşlarına rağmen bu konuda sonuç alıcı herhangi bir yardım sağlayamadılar ya da durumu değerlendirmekte geç kaldılar.
Soru 5: Kaçırma olayının arkasında kim var?
Cevap: Kesinlikle, bu olayın Türk istihbaratı tarafından baştan sona planlanmış bir komplo olduğunu düşünüyoruz. Suriyeliler ise yalnızca operasyonun gerçekleştirilmesi aşamasında yardımcı oldular.
Çünkü gerçek kişinin kim olduğunu, adını ve Türkiye’nin Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile olan ilişkisini biliyoruz. Bu kişi, Mihrac Ural’ı veya oğullarından herhangi birini bulmak amacıyla Türkiye’den Lazkiye kentine gelmişti.
Söz konusu kişi, Lübnan istihbaratının Lübnan’da tespit ettiği kişiyle aynı değildir.
Bu kişi, Mihrac Ural’ın evlat edindiği oğlunun eski arkadaşlarından birini kendi saflarına çekmeyi başardı. İnternet üzerinden onunla iletişime geçti. Başlangıçta amacının arkadaşının sağlığını ve durumunu öğrenmek olduğunu ileri sürdü.
Ardından onu şu sözlerle ikna etmeye çalıştı:
“Colani’nin suçlu ve cellat çetelerinin yarattığı sürekli korku ortamında Suriye’de yaşamak mümkün değil. Özellikle 2025 yılında sahil bölgesinde gerçekleştirilen katliamlardan sonra bu durum daha da dayanılmaz hâle geldi. Bu nedenle Lübnan’a taşınmaya ve orada yaşamaya karar verdim.”
Daha sonra arkadaşına Lübnan’da bulunup bulunmadığını sordu ve orada buluşmayı teklif etti.
Bu sözler, ilgili arkadaşın aktardığı ifadelerdir.
Mihrac Ural’ın evlat edindiği oğlu Lübnan’da bulunduğunu inkâr etmesine rağmen arkadaşı onunla iletişim kurmayı ve hâlini hatırını sormayı sürdürdü.
Sonunda oğlunun güvenini kazanmayı ve ona yardım etme konusunda duygusal bir yakınlık geliştirmeyi başardı. Ardından kendisi için Lübnan’da bir ev bulmasına yardımcı olmasını istedi.
Arkadaşının belgelerini ve kimlik evraklarını Lübnan’daki Şii gençlerden biri aracılığıyla göndereceği bahanesiyle güvenlik açığından yararlanıldı. Böylece sızma gerçekleşti, gözetleme başladı ve operasyonun hazırlıkları tamamlandı.
Daha önce anlattığımız üzere, operasyonu gerçekleştirenler oğlunu hızla kaçırdı ve annesini apartman ile dairenin kapılarını açmaya zorlamak amacıyla ona telefon ettirdiler.
Ne yazık ki bu güvenlik açığı, Mihrac Ural’ın güvenli kabul edilen yaşam alanının içinde, ne kendisinin ne de yakın çevresinden herhangi birinin bu iletişimden haberi olmadan oluşturulmuştu.
Soru 6: Lübnan makamlarının olayda herhangi bir rolü var mı?
Cevap: Lübnan’ın, dünya genelindeki çok sayıda istihbarat teşkilatının faaliyetlerine açık bir saha ve serbest bir operasyon alanı olduğu kimse için sır değildir.
Türkiye ile Lübnan arasındaki ilişkiler en iyi dönemlerinden birini yaşıyor. İki ülke arasında her alanda karşılıklı iş birliği bulunuyor.
Bununla birlikte, Lübnan’daki durumu yakından bilen herkes, Lübnan güvenlik birimlerinin ülkedeki güvenliği kontrol altında tutmak konusunda gerçek anlamda etkili araçlara veya yeterli yetkiye sahip olmadığını bilir.
Çünkü Lübnan, bölgesel ve mezhepsel nüfuz alanlarının çok sayıda güç arasında paylaşıldığı bir ülkedir. Her bölge, farklı bir mezhebin veya siyasi partinin nüfuz alanına girmektedir. Güvenlik birimlerinin gerçek anlamda etkili olabildiği alanlar ise oldukça sınırlıdır.
Ancak bizim olayımızda, Lübnan makamlarının izlediği prosedürler incelendiğinde, herhangi bir Lübnanlı tarafın olayda rol oynadığına dair bir işaret bulunmadığı görülmektedir.
Bu yöndeki kanaatimizi destekleyen ciddi gerekçelerimiz ve daha önceki deneyimlerimiz var. Bununla birlikte, bu konuda kesin bir hüküm vermiyoruz.
Şunu ise kesin olarak söyleyebiliriz: Lübnan devleti, kaçırılma olayının yaşandığı gün değil, ancak ertesi gün, haberlerin kuru otların arasına düşen ateş gibi hızla yayılmasının ardından kaçırılan kişinin kim olduğunu öğrendi.
Bunun üzerine bütün soruşturmalar yeniden ele alındı ve süreç baştan başlatıldı.
Soru 7: Bundan sonra ne olacak? Yargılama nasıl gerçekleşecek?
Cevap: Birincisi: Türkiye ve Suriye yönetimleri olayı siyasi bir zafere dönüştürmeye çalışacak.
Türkiye ve Suriye yönetimlerinin bu olayı bir süre boyunca siyasi ve güvenlik alanında kazanılmış bir zafer olarak sunmaları ve kendi kamuoylarını yönlendirmek amacıyla kullanmaları bekleniyor.
Büyük olasılıkla, Mihrac Ural’ı zayıf ve suçlu gösteren televizyon röportajları yayımlayacaklar.
Bu yayınlarla bölge halklarına şu mesajı vermeye çalışacaklar: Düşünsel ve özgürlükçü mücadeleyi, sol fikirleri ve kurtuluş düşüncesini savunan bu tür insanlar aslında suçun ve şiddetin arkasına gizlenmiş kişilerden ibarettir.
Bu yaklaşım, tarihsel emperyalist propagandanın çizgisiyle ve Batı kapitalizmi ile ulusal sınırları aşan cihatçı, tekfirci düşüncenin takipçileri arasında kurulan yeni ittifakla örtüşmektedir.
Bu konuyu iki temel doğrultuda kullanacaklar:
1. Alevi toplumunun tamamını suçlu göstermek; buna karşılık Mihrac Ural’ın laik ve sol düşüncesini, her türlü dinî ve mezhepsel görünümü reddeden yaklaşımını gizlemek.
2. Kürt halkının mücadelesine ve haklarına verdiği desteğe ilişkin tarihsel tutumunu, kendi siyasi çıkarlarına hizmet edecek şekilde sunmak.
İkincisi: Türkiye, yargılamanın Suriye’de ve Suriyeliler tarafından yapılmasını tercih edebilir.
Türkiye’nin, Mihrac Ural’ı sorgulayıp siyasi amaçlarla kullanmasının ardından yargılanması için Suriye’ye teslim edilmesine karar vermesi muhtemeldir. Bunun iki temel nedeni vardır:
1. Suriye’de hukuki usullerin fiilen uygulanmaması
Suriye’de hukuki usuller, propaganda amacıyla oluşturulan görünüşten ibaret bir çerçeve dışında, büyük ölçüde ortadan kalkmış durumdadır.
Tüm derecelerdeki mahkemeler, özellikle de yeni yönetimin eski rejimin sözde ileri gelenlerini yargılamak amacıyla kurduğu Geçiş Dönemi Adalet Mahkemesi, siyasi iktidarın iradesine açık biçimde bağımlıdır.
Bu durum, yakın zamanda eski orduya mensup çok sayıda subay hakkında verilen idam kararlarında açıkça görülmüştür. Söz konusu kararlar, hızlı yürütülen ve hukuki usullerle bağdaşmayan süreçler sonucunda verilmiştir.
Mahkemenin kendi açıklamalarına göre bu kararlar, tanıkların yalnızca duydukları şeylere ilişkin ifadelerine veya kimlikleri açıklanmayan tanıkların beyanlarına dayandırılmıştır.
Buna ek olarak, ülkede bağımsız medya da bulunmamaktadır. Mevcut olan, iktidarın yönlendirdiği ve halkı her gün intikama ve öç almaya teşvik eden medyadan ibarettir. Üstelik bu çağrılar, hukuki çerçevenin dışına çıkılmasını da teşvik etmektedir.
2. Suriye’de idam cezasının bulunması ve Türkiye’de kaldırılmış olması
Suriye’de idam cezası yürürlüktedir. Ayrıca Suriye, idam cezasını yasaklayan veya ulusal mahkemeleri uluslararası denetime tabi kılan çok sayıda uluslararası sözleşmeye taraf değildir.
Buna karşılık idam cezası Türkiye’de hukuk sisteminden kaldırılmıştır.
Üçüncüsü: Göstermelik bir mahkeme, sahte tanıklar ve asılsız suçlamalar
Bu koşullarda göstermelik bir mahkeme kurulacak, sahte tanıklıklara ve iftiralara başvurulacaktır. Mevcut yoğun kanlı kışkırtma ve nefret ortamında hiçbir avukatın, hayatını tehlikeye atarak bu davayı üstlenmeyi kabul etmesi beklenemez.
Sonuç ne olursa olsun, hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın veya ne tür baskılar uygulanırsa uygulansın, idam kararı çıkaracaklardır.
Dünyadaki hukukun en temel ilkelerinden biri olan “Suçluluğu kanıtlanana kadar herkes masumdur” ilkesi bir yana, Mihrac Ural’ın adının önüne sürekli olarak “Banyas Kasabı” veya “Suçlu katil” gibi ifadeler eklenmesi, daha yargılama başlamadan verilmiş bir hüküm anlamına gelmektedir.
Bu söylem, vatandaşlığın en temel haklarını hiçe saymakta ve kendisini adil, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede savunma hakkından mahrum bırakmaktadır.
Dolayısıyla idam kararı, daha yargılama başlamadan ve herhangi bir kanıt ortaya konulmadan verilmiş durumdadır.
Kamuoyuna ve sizlere açıklamak istediğimiz hususlar
Mihrac Ural, geçmiş yıllar boyunca kendisine yöneltilen bu ağır suçlamaların tamamını kesin bir dille reddetmiştir.
Söz konusu suçları insanlık dışı eylemler ve savaş suçları olarak nitelendirmiş; özellikle 2013 yılında Banyas’ta gerçekleştirilen katliam ve Reyhanlı’daki bombalı saldırıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığını açıkça ifade etmiştir.
Ural, bu eylemlerle arasına kesin bir mesafe koymuş ve kendisine yöneltilen suçlamaların arkasında Türk rejiminin bulunduğunu savunmuştur.
Ona göre, bu kirli siyasi suçlamalar ve bunlara ilişkin yoğun medya kampanyası, kendisinin ve yoldaşlarının bölge halklarının temel hakları, toprakları, dilleri, demokrasi ve kendi kaderini tayin hakkı için yürüttükleri tarihsel mücadeleyi karalamak amacıyla yapılmıştır.
Buna rağmen Türkiye’nin izlediği popülist söylem ve onun arkasında duran, uluslararası istihbarat çevrelerinin genç uzantıları olarak nitelendirdiğimiz ve yeni uluslararası dengeler çerçevesinde Şam’da iktidarı ele geçiren çevreler, bölge toplumlarının değerlerini ve kavramlarını değiştirmeyi sürdürüyor.
Nasıl ki karanlık mağaralardan çıkan, suç işleyen ve tekfirci zihniyet taşıyan HTŞ mensuplarını özgürlük savaşçıları olarak dünyaya kabul ettirdiler ve onlara takım elbiselerle kravatlar giydirdilerse, şimdi de Türk propagandası ve onun arkasındaki Arap medyası, kamuoyunu Mihrac Ural gibi kişilerin halklarının hakları için mücadele etmediklerine, aksine suçlu olduklarına ve katliamlar gerçekleştirdiklerine inandırmak amacıyla büyük medya kampanyaları yürütüyor.
Bu durum, George Orwell’in 1984 adlı eserini hatırlatıyor.
Gece gündüz Banyas Katliamı ve Reyhanlı saldırısı üzerinden propaganda yaparak bu olayları halkın gündeminde tutuyorlar. Böylece toplumun dikkatini kendi yönetimlerindeki başarısızlıklardan, geçmişte işledikleri katliamlardan ve bugün hâlâ herkesin gözü önünde, televizyon ekranları karşısında işlemeyi sürdürdükleri suçlardan uzaklaştırmaya çalışıyorlar.
Hukuki açıdan elimizde bulunan deliller ve belgeler
1. Mihrac Ural’ın açıklamaları ve suçlamaları reddeden beyanları
Mihrac Ural’ın masum insanlara, özellikle de sivillere karşı işlenen tüm suçları şiddetle kınadığını gösteren açıklama ve beyanların tamamı elimizdedir.
Ayrıca Reyhanlı ve Banyas davalarında kendisine yöneltilen suçlamaları reddettiğini ortaya koyan belgeler de bulunmaktadır.
2. Banyas Katliamı hakkında yayımlanan araştırmalar
Katar merkezli El Cezire televizyonu ile daha önce Esad rejimine en sert biçimde muhalefet eden Suriye merkezli Zaman el-Vasl platformunun Mayıs 2013’te gerçekleştirdiği araştırmalar elimizdedir.
Bu araştırmalar, Banyas Katliamı’nın ayrıntılarını ve katliamda yakınlarını kaybeden kişilerin doğrudan tanıklıklarını içermektedir.
Tanıkların ifadelerinin tamamı, katliamı gerçekleştirenlerin Suriye Ulusal Savunma Kuvvetleri ve Suriye güvenlik güçlerine mensup kişiler olduğunu ortaya koymaktadır.
Burada önemli bir noktayı da vurgulamak gerekir: Bir dönem Ulusal Savunma Kuvvetleri olarak bilinen yapının komutanı olan Fadi Sakr, bugün Colani’ye yakın isimlerden biridir ve onun korumasından yararlanmaktadır. Bu durum, Suriye kamuoyunda ciddi tepkiye neden olmaktadır.
Elimizde bulunan araştırmalardan bazıları şunlardır:
El Cezire’nin 2013 yılına ait araştırması:
El Cezire – Suriye’de Beyda Katliamına İlişkin Ayrıntılar
Zaman el-Vasl’ın araştırması:
Zaman el-Vasl – Banyas Katliamına İlişkin Araştırma
3. Uluslararası insan hakları raporları
Katliamdan sağ kurtulan kişilerle yapılan görüşmelerin ardından, suçun (Difa El Vatan) Ulusal Savunma Kuvvetleri’ne bağlı unsurlar tarafından işlendiğini ortaya koyan önemli uluslararası raporlar da elimizdedir.
Bunlar arasında şunlar bulunmaktadır:
* Uluslararası Af Örgütü raporu: Belge numarası MDE 24/037/2013, 26 Temmuz 2013 tarihli.
* Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü) raporu: 2013 tarihli.
Rapor bağlantısı: Human Rights Watch – Al-Beyda ve Banyas’ta Suriye Güçleri Tarafından Gerçekleştirilen Yargısız İnfazlar
Sonuç
Son olarak şunu vurgulamak istiyoruz: Mihrac Ural’ın kendisini savunabileceği açık ve kamuya açık bir yargılama yapılmasına izin verilirse, kendisine en ağır fiziksel işkenceler uygulansa bile, -yeter ki bu işkenceler onun düşünme yetisini, bilincini ve kendisini savunma ehliyetini ortadan kaldırmasın- yargılanan taraf kendisini kaçıranlar ve ona zulmedenler olacaktır.
Demir parmaklıkların arkasından onlara karşı mücadele edecek ve gür sesiyle haykıracaktır.
Böylece, halkların zulme, zorbalığa ve köleleştirilmesine karşı verdiği tarihsel mücadelenin son savaşını ilan edecektir.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
