Atak Menü

Mihraç Ural Yakalandı. Devrimcilerin sorumluluğu onu yalnız bırakmamaktır! (Mehmet Açıkgöz)

Mihraç Ural Yakalandı. Devrimcilerin sorumluluğu onu …
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
17 Ekim 2026, 19:17 | Yazar: Atak Dergisi | Kategori: Okurlardan Gelenler
Mihraç Ural Yakalandı.  Devrimcilerin sorumluluğu onu yalnız bırakmamaktır! (Mehmet Açıkgöz)

 

Mihraç Ural’ın yakalandığı, Türk MİT’i, Suriye’deki HTŞ yönetiminin istihbarat birimleri ve Lübnan Hizbullahı arasındaki iş birliği sonucunda evinden alındığı yönündeki haberler, yetkililerin açıklamalarıyla doğrulandı. Ancak nerede tutulduğu, avukatlarıyla görüştürülüp görüştürülmediği ve ailesine erişim imkanı tanınıp tanınmadığı henüz bilinmiyor. Gelen bilgiler arasında ailesiyle birlikte kaçırıldığı iddiası da var. Bu belirsizlikler karşısında ilgili makamlar, Mihraç Ural’ın nerede tutulduğunu, hangi hukuki gerekçeyle alıkonulduğunu ve ailesinin durumunu açıkça kamuoyuna bildirmelidir.

 

Mihraç Ural, Hataylı bir devrimcidir. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından Suriye’ye giderek oraya yerleşmiştir. Alevi kimliğiyle de bilinen Ural, Suriye’de savaşın derinleştiği, silahsız ve savunmasız insanların baş kesme dahil vahşi yöntemlerle katledildiği, özellikle Alevi toplumunun hedef alındığı bir dönemde silahlı direniş örgütlenmesinde rol almıştır.

 

Suriye’deki savaşın hangi güçler tarafından körüklendiği, silahlı İslamcı örgütlerin hangi dış desteklerle büyüdüğü ve halkların nasıl bir yıkıma sürüklendiği artık bir sır değildir.

 

Mihrac Ural’a yöneltilen suçlamaları peşinen kabul etmek gerekmediği gibi onun hakkındaki bütün iddiaları peşinen reddetmek de gerekmez. Bunlar ispata muhtaç iddialardır ve adil bir yargılamayı gerektirir.

 

Ural, kendisine yöneltilen katliam ve benzeri suçlamalarda rolü olduğu iddialarını defalarca reddetmiştir. Türkiye yönetiminin bu iddiaları sürdürdüğü biliniyor. Bizim açımızdan esas olan, siyasi saiklerle yöneltilen suçlamalarla kanıtlanmış suçlar arasındaki ayrımın korunmasıdır. Bir insanın suçlu olup olmadığı, siyasi iktidarların açıklamalarıyla veya propaganda yoluyla değil, somut kanıtların değerlendirildiği adil bir yargılama sonucunda belirlenmelidir.

 

Türkiye devletinin geçmişteki uygulamaları ve siyasi muhaliflere yönelik tutumu biliniyor ve bu tür iddialara ihtiyatla yaklaşmayı gerektiriyor. Savunulması gereken ilke açıktır: Hiç kimse, siyasi kimliği veya düşünceleri nedeniyle hukukun dışına çıkarılamaz, işkenceye, zorla kaybedilmeye, yargısız infaza ya da adil yargılanma hakkından mahrum bırakılmaya terk edilemez.

 

Mihrac Ural’ın bugün kimin elinde olduğu, hangi koşullarda tutulduğu ve kendisine ne yapılacağı konusundaki belirsizlik, bu nedenle son derece önemlidir. 

 

Türkiye yönetiminin ve HTŞ’nin Mihraç Ural’a yönelik siyasi ve ideolojik düşmanlığı, misilleme veya hukuksuzluk ihtimaline ilişkin kaygıları artırmaktadır. Bu kaygıların giderilmesi için bağımsız insan hakları kuruluşları harekete geçmeli; avukatlarına derhal erişim sağlanması, ailesinin akıbetinin açıklanması ve yaşam güvenliğinin güvence altına alınması için girişimlerde bulunmalıdır.

 

Burada insan hakları savunucularına, demokratlara, sosyalistlere, devrimcilere ve bütün ilerici çevrelere önemli bir sorumluluk düşüyor. Mihrac Ural’a sahip çıkmak, onun hakkındaki bütün siyasi değerlendirmeleri veya geçmişine ilişkin her görüşü benimsemek anlamına gelmez. Bir insanın adil yargılanma hakkını savunmak için onunla aynı düşüncede olmak gerekmez. Tam da siyasi düşmanlıkların en yoğun olduğu koşullarda, hukukun evrensel ilkelerini savunabilmek gerekir.

 

Devrimcilerin kimseden af dilemek gibi bir sorunu yoktur. Mihrac Ural’ın da böyle bir talepte bulunacağını düşünmüyorum. Devrimci mücadeleye katılan insanlar, karşılaşabilecekleri bedellerin bilinciyle hareket ederler. Düşmanlarımızın ömrümüzün geri kalanını kısaltabileceğini, bizi katledebileceğini biliyoruz. Bu tehlike nedeniyle onlardan merhamet veya af dilemeyeceğiz. Kavgada yitirdiğimiz yoldaşlarımızdan ve bizimle ortak idealler uğruna mücadele ederken yaşamlarını yitiren binlerce ve binlerce devrimcilerden daha değerli değiliz. Mihrac Ural’ın da katledilme ihtimali büyüktür. Ancak bu gerçek, devletlerin veya silahlı örgütlerin hukuksuzluklarını görmezden gelmek için gerekçe yapılamaz. Bir devrimcinin ölüm ihtimalini göze almış olması, düşmanlarının onu hukuksuzca öldürme hakkı olduğu anlamına gelmez.

 

Türkiye yönetiminin ve HTŞ’nin eline düşen bir devrimcinin yaşamının tehdit altında olabileceği yönündeki kaygılarımızı dile getirmek, korkuya teslim olmak değildir. Bu, yaşananların kayda geçirilmesi ve olası suçların önlenmesi için sorumluluk üstlenmektir. Mihrac Ural’ın kalan ömrünün elinden alınması veya hukuksuz biçimde katledilmesi ihtimalini küçümsemiyoruz. Fakat böyle bir tehdidin bizi suskunluğa sürüklemesine de izin vermeyeceğiz, vermemeliyiz.

 

Yoldaşlarımızın ve yol arkadaşlarımızın uğradığı zulmü sineye çekmek, yaşananları unutmak veya düşmanlarımızın işlediği suçları kayıtsızlıkla karşılamak zorunda değiliz. Katledilen yoldaşlarımızın anısına bağlılığımız, bugün tehdit altında olan dava arkadaşlarımızı yalnız bırakmamayı gerektirir. Onların yaşamları da özgürlük, eşitlik ve onurlu bir gelecek mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

 

Burada mesele yalnızca Mihrac Ural değildir. Mesele, siyasi düşman ilan edilen insanların temel haklarının savunulup savunulmayacağıdır. Bugün bir devrimcinin hukuksuzluğa terk edilmesine sessiz kalınırsa yarın aynı sessizlik başka insanların da başına geleceklerin önünü açabilir.

 

Bu nedenle bütün devrimcilere, sosyalistlere, demokratlara ve insan hakları savunucularına çağrımızdır: Mihrac Ural’ın nerede tutulduğunun açıklanması, ailesinin akıbetinin aydınlatılması, avukatlarıyla görüştürülmesi, yaşam güvenliğinin sağlanması ve adil yargılanma hakkının korunması için sesimizi yükseltelim.

 

Tarihe bir not düşmek, düşmanlarımızın hukuksuzluklarını ve alçaklıklarını kayda geçirmek, onların eline düşen dava arkadaşlarımızı savunmak ve onları yalnız bırakmamak bizim sorumluluğumuzdur. Bu, yalnızca Mihrac Ural’ı tanıyanların veya onunla aynı siyasi çizgide bulunanların değil, bütün devrimcilerin sorumluluğudur.

 

Dava arkadaşlarımızı savunmak için onların bizimle aynı safta olmasını beklemeyiz. 

 

Onları yalnız bırakmamak, mücadele tarihimize ve insanlık onuruna karşı  borcumuzdur.

 

Stockholm 17 Ekim 2026

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!