Atak Logo

Atak Menü

Mekânın ve Tarihin Sömürgeleştirilmesi (Haydar Avşar)

Mekânın ve Tarihin Sömürgeleştirilmesi (Haydar Av…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
05 Nisan 2026, 10:52 | Yazar: Haydar Avşar | Kategori: Dünya
Mekânın ve Tarihin Sömürgeleştirilmesi (Haydar Avşar)

 

1. Mekânsal Tahakküm: Vatan’dan Operasyon Sahasına


Mercator projeksiyonu, dünyayı bir yaşam bütünlüğü ya da ontolojik bir yurt olarak değil, sömürgeci denizcilik aklının müdahale edilebilir bir grid sistemi olarak kurar. Bu temsil rejiminde coğrafya, üzerinde rızalıkla yaşanan bir varlık alanı olmaktan çıkar; koordinatlara ayrılmış, ölçülebilir, sevk edilebilir ve fethedilebilir bir yüzeye indirgenir. Böylece harita, toprağın nötr temsili değil, toprağın nasıl yönetileceğine ilişkin bir iktidar protokolü işlevi görür.


Bu mekânsal rejimin en önemli ideolojik sonuçlarından biri, kuzey yarımkürenin görsel olarak büyütülmesidir. Avrupa ve Kuzey Atlantik dünyasının olduğundan daha büyük görünmesi, yalnızca teknik bir deformasyon değil, aynı zamanda psikolojik ve siyasal bir yayılma meşruiyeti üretir. Buna karşılık Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın güney havzaları küçültülerek lojistik duraklar, hammadde sahaları ya da garnizon bölgeleri gibi algılanır. Böylece görsel ölçek, jeopolitik üstünlük duygusunu yeniden üretir.


2. Kıta Büyüklükleri ve Ölçeğin İdeolojisi
 

Gerçek kıtasal büyüklükler, kartografik çarpıtmanın ideolojik niteliğini açıkça gösterir. Dünya karalarının yaklaşık dağılımında Asya 44.58 milyon km² ile ilk sırada yer alırken, Afrika 30.37 milyon km² ile ikinci büyük kıtadır. Avrupa ise yaklaşık 10.18 milyon km² ile Asya ve Afrika’nın oldukça gerisinde kalır. Buna rağmen Mercator projeksiyonu Avrupa’yı merkezî ve geniş, Afrika’yı ise ikincil ve daralmış bir görünüm içinde sunar.
 

Bu durum, sömürgeci görselliğin bilinçdışı işleyişini açığa çıkarır: insan zihni büyük olanı üstün, küçük olanı tâbi görmeye eğilimlidir. Böylece ölçek farkı yalnız matematiksel değil, aynı zamanda medeniyet hiyerarşisi üreten bir algı siyaseti hâline gelir.


3. Kıta ve Bölge İsimlendirmesinin İdeolojik Rejimi


“Kıta” kavramı çoğu zaman doğal ve değişmez bir coğrafi gerçeklik gibi sunulsa da, gerçekte tarihsel ve siyasal bir uzlaşım rejimidir. Bunun en açık örneği Avrupa’dır. Avrupa, jeolojik ya da tektonik açıdan bağımsız bir kıta değil, Avrasya kara kütlesinin batı yarımadasıdır. Buna rağmen ayrı bir kıta olarak öğretilmesi, coğrafi zorunluluktan çok medeniyet öznesi yaratma ihtiyacının ürünüdür.
 

Bu adlandırma rejimi, Grek-Roma mirası, Hristiyan dünya tasavvuru ve sömürgeci modernitenin tarih yazımıyla birleşerek Avrupa’yı yalnız bir bölge değil, tarihin merkezî öznesi olarak kurar. Aynı mantık bölgesel isimlendirmelerde de görülür: “Ortadoğu”, “Uzak Doğu”, “Balkanlar” ya da “Latin Amerika” gibi kavramlar, mekânı fiziksel özelliklerine göre değil, belirli iktidar merkezlerinin bakış açısından adlandırır.
 

Dolayısıyla bölgesel isimlendirme, tarafsız bir coğrafi tasnif değil; merkez-periferi ilişkilerini dil üzerinden yeniden üreten bir hegemonya aracıdır.


4. Zamansal Gasp: Anadolu’nun Tarihten Silinişi
 

Mekândaki bu hiyerarşik örgütlenme, zamanın sömürgeleştirilmesiyle tamamlanır. Sömürgeci tarih anlayışı uygarlığı Batı’da başlayan ve doğrusal biçimde ilerleyen tek yönlü bir hat olarak sunar. Bu çizgide Anadolu’nun Hattiler, Hititler ve Luviler gibi kurucu uygarlıkları yalnızca arkeolojik nesneler düzeyine indirgenir.
 

Böylece Anadolu, yaşayan bir ontolojik bilgi havzası olmaktan çıkarılıp Batı’nın doğuşundan önce donmuş bir “hazırlık evresi” gibi resmedilir. Bu yaklaşım, Anadolu’nun varlığı birleyen düşünsel derinliğini görünmez kılarak onu ölü zamana hapseder.


5. Bilginin Tekelleştirilmesi ve Epistemik Müsadere
 

Bu zamansal gaspın en kritik boyutu, düşünsel kökenlerin tek merkezde toplanmasıdır. Maddenin canlılığına ilişkin hylozoist düşüncenin Anadolu, Mezopotamya ve Mısır havzalarındaki kökleri görünmezleştirilip yalnızca “Grek mucizesi” anlatısına bağlandığında, aslında bilginin icadı değil epistemik müsaderesi gerçekleşmiş olur.
 

Buradaki temel sorun, Grek düşüncesinin katkısını reddetmek değil; onu önceki uygarlık havzalarından kopuk, mucizevi ve kendinden menkul bir başlangıç olarak sunan tarih rejimidir. Böylece geçmişin çok merkezli mirası Batı’nın tekeline geçirilir.


6. Sonuç: Haritanın ve Tarihin Ortak Sömürgeci Mantığı
 

Mercator projeksiyonu ile doğrusal ilerlemeci tarihçilik aynı tahakküm aklının iki tamamlayıcı yüzüdür. İlki dünyayı gridlere bölerek müdahale edilebilir bir yüzeye dönüştürür; ikincisi zamanı tek bir merkeze doğru akan çizgiye indirger. Böylece kıtalar hem ölçekte çarpıtılır hem isimlendirmeyle hiyerarşikleştirilir; Anadolu gibi kadim uygarlık havzaları ise hem haritada küçültülür hem tarihte susturulur.


Sonuç olarak mekânın kartografik sömürgeleştirilmesi ile zamanın tarihsel müsaderesi birlikte işler. Harita burada yalnız yeri değil, aynı zamanda kimin büyük, kimin merkez, kimin kurucu özne sayılacağını belirleyen ideolojik aygıtı temsil eder.

 

***

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!