MAZLUM ABDİ: “ALEVİLER VE DÜRZİLER ŞAM TOPLANTILARINDA OLMALI” (Mihrac Ural)
Mazlum Abdi, son röportajında açıkça “Aleviler ve Dürziler Şam toplantılarında yer alması gereklidir” vurgusunu yaptı. Bu vurgu, geç de olsa yerindedir. Aleviler ve Dürziler, Suriye’nin toplumsal yapısının ana dinamiklerindendir. Kürtler ise silahlı güçleri ve düzenli askeri yapılarıyla sahada ciddi bir güç olarak varlık göstermektedir. Kürtler, haklarını tam anlamıyla elde edene kadar tüm siyasi ve askeri yolları denemekte kararlıdır.
Mazlum Abdi’nin bu söylemi rastgele değildir. Terör örgütü lideri Colani’nin dayatmaları, “entegrasyon” söylemini çarpıtarak ele alışı ve Aleviler ile Dürzileri yok sayan tutumu karşısında Abdi, Suriye’nin temel bileşenlerini hatırlatma ihtiyacı duymuştur. Bu çıkış, Abdi açısından açıkça siyasi bir adımdır. Şam toplantılarına Aleviler ve Dürzilerin katılması, ister savaş ister barış bağlamında ele alınsın, doğrudan siyasal bir anlam taşır. Bu talep, Suriye toplumunun neredeyse yarısını oluşturan muhalif kesimlerin ortak beklentisidir. Mazlum Abdi’nin askeri başarıları kadar, siyasi hamleleri de bu nedenle önemlidir.
Aleviler Artık Hazır
Aleviler, 7–10 Mart 2025 tarihleri arasında ağır saldırılara maruz kaldı ve yaklaşık 50 bin kayıp verdi. Ancak yaşananlar bununla sınırlı kalmadı. Mart ayından itibaren her gün bir ya da birkaç kişi hayatını kaybetti; kadınlar kaçırıldı, çocuklar okul önlerinden alındı, bazıları öldürüldü. Bu satırların yazıldığı günlerde dahi Tartus’ta bir terörist, “Allah’a hizmet” iddiasıyla bir Alevi yurttaşın boğazını kesmeye teşebbüs etti. Bu bitmek bilmeyen saldırganlık, Colani’nin desteklediği vahşet zincirinin bir parçasıydı.
Aleviler, Suriye’nin ikinci büyük topluluğudur ve nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturmaktadır. Buna rağmen anayasal olarak tanınmamakta, siyasi temsil hakları yok sayılmaktadır. Oysa ülkenin geleceğine dair kurulacak her siyasal düzende Alevilerin etkisi belirleyici olmak zorundadır. Gelinen noktada bu gidişe dur demenin zamanı gelmiştir.

Humus vilayetinde katledilen bir kişinin ev duvarına “Buradan Hüseyniler geçti” yazılması, olayların fitilini ateşledi. “Hüseyniler” Alevilerin kullandığı bir slogan olmamasına rağmen Alevi mahallelerine saldırılar başladı. Evler yakıldı, iş yerleri tahrip edildi, insanlar kentlerini terk etmek zorunda kaldı. Daha sonra saldırının aynı aşirete mensup kişilerce yapıldığı ortaya çıktı; ancak iş işten geçmişti.
Bu tablo Alevi toplumu açısından artık kabul edilemez bir noktaya gelmişti. Şeyh Gazal Gazal, yaşanan acılar adına tüm Suriye’ye seslenerek protesto çağrısı yaptı. Alevi halkı bu çağrıya güçlü biçimde yanıt verdi. Tarafsız gözlemcilere göre 42 noktada yüz binlerce Alevi sokağa çıktı. Silahsız, çıplak göğüsleriyle yapılan bu eylem ilk ciddi uyarıydı. Şeyh Gazal Gazal durumu şu sözlerle özetledi: “Kanlarımızı döktünüz; ama bu kan, bize karşı beslediğiniz düşmanlığı yenecektir.”
Aleviler bu çıkışta üç temel talep dile getirdi:
- Federalizm: Merkeziyetçi yapının yerine federal bir yönetim sistemi talep edilmektedir. Bu talep, yeni anayasa sürecinde gecikmeden ele alınmalıdır. Aksi hâlde ayrışmanın sorumluluğu Colani ve çevresine ait olacaktır.
- Askerî ve sivil tutukluların serbest bırakılması: Keyfî gözaltı ve tutuklamalara son verilmelidir. Yaklaşık 9 bin askerin hiçbir hukuki süreç işletilmeden tutulması kabul edilemez.
- Eşitlik – Adalet – Güvenlik: İnsan onurunun korunması, hukukun üstünlüğü ve güvenli bir yaşam talep edilmektedir.
Bu talepler yalnızca Aleviler için değil, Suriye’nin tüm kesimleri için önemlidir. Alevilerin bu çıkışı, Kürtlerin uzun süredir dile getirdiği federalizm çağrısına da güçlü bir katkı sunmuştur. Daha önce sessiz olduğu düşünülen Aleviler, kitlesel bir eylemle “Buradayız ve haklarımızı istiyoruz” mesajını vermiştir. Bu adım, mücadelenin artık tek boyutlu olmadığını göstermiştir.

Dürziler Zoru Aştı
Dürziler, silahlı savunma yoluyla haklarını korumayı başardı. Büyük acılar çektiler; Sıhnaya’da yüzlerce kişi katledildi, belediye başkanı öldürüldü, Ceramana’da ağır kayıplar verildi. Şam çevresindeki bu bölgeler hâlâ kuşatma ve tehdit altındadır.
Sahte bir video üzerinden “Hazreti Muhammed’e hakaret edildiği” yalanı yayılmış, bu bahane ile Dürzilere yönelik saldırılar başlatılmıştır. Saldırıların Süveyda’ya yönelmesi ihtimali ortaya çıkınca Dürziler hazırlıklarını bu doğrultuda yaptı. Şeyh Hikmet el-Hicri’nin öncülüğünde silahlanma süreci organize biçimde yürütüldü.
13 Temmuz’da başlayan ve 14–15 Temmuz’da şiddetlenen saldırılarda Colani’ye bağlı gruplar açıkça katliam çağrıları yaptı. Bu bir varoluş savaşıydı. Dürziler yaklaşık 4 bin kayıp verdi. Ancak sonuçta saldırılar püskürtüldü ve Dürziler kazandı. Bu gelişme, federasyon ya da ayrılık tartışmalarında yeni bir eşiğin aşılması anlamına geliyordu. Kürtler yalnız olmadıklarını gördü; Aleviler ve Dürziler de federal sistem talebini yüksek sesle dile getirmeye başladı.

Şam Toplantılarına Katılım Siyasidir
Mazlum Abdi’nin “Aleviler ve Dürziler Şam toplantılarına katılmalıdır” çağrısı, bu iki topluluğun ağır bedeller ödeyerek Suriye’de var olduklarını ilan etmelerinin bir yansımasıdır. Abdi, Kürt, Arap, Alevi, Dürzi, Hristiyan ayrımı olmaksızın herkesin eşit haklara sahip olduğu bir Suriye vizyonunu savunmaktadır. Bu vizyonun gerçekleşmesi ancak kapsayıcı bir siyasal süreçle mümkündür.
Şam ile yürütülen görüşmeler yalnızca “Kürt meselesi” ekseninde ele alınamaz. Sahil bölgeleri, güney, iç kesimler ve azınlıkların yaşadığı tüm alanlar bu sürecin parçası olmalıdır.
Bugün Rojava ciddi bir sınavdan geçmektedir. Türkiye’nin baskıları, MİT’in yürüttüğü faaliyetler ve bölgedeki çeşitli güçlerin müdahaleleri özerk yönetimi hedef almaktadır. Buna rağmen Alevilerin son kitlesel gösterileri ve Dürzilerin direnişi, muhalefetin toplamda yüzde 40–45’lik bir toplumsal desteğe ulaştığını göstermiştir. Sünni toplum içindeki Aşari ve Maturidi (Sufi) kesimlerin büyük çoğunluğu da Colani’yi desteklememektedir. Colani, toplumun yalnızca küçük ve marjinal bir kesimini temsil etmektedir.
Bu nedenle Aleviler ve Dürzilerin Şam toplantılarına katılması, ister barış ister savaş perspektifinden bakılsın, zorunlu bir siyasal adımdır. Mazlum Abdi’nin bu çağrısı, Suriye’nin geleceği açısından belirleyici bir önemdedir.
_______________________________________________________________________________
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi'nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
