Atak Menü

Matriarkal Toplum: Paylaşmanın, Bakımın ve Eşit Yaşamın Hafızası (Şükriye Ercan)

Matriarkal Toplum: Paylaşmanın, Bakımın ve Eşit Yaşamı…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
18 Mayıs 2026, 23:03 | Yazar: Şükriye Ercan | Kategori: Dünya
Matriarkal Toplum: Paylaşmanın, Bakımın ve Eşit Yaşamın Hafızası (Şükriye Ercan)

 

 

Bugün dünyaya baktığımızda her şeyin büyüdüğünü görüyoruz: şehirler büyüyor, teknoloji büyüyor, şirketler büyüyor, devletlerin denetim aygıtları büyüyor. Ama insanın birbirine olan yakınlığı aynı oranda büyümüyor. Tam tersine, insanlar giderek daha fazla yalnızlaşıyor. Aynı apartmanda yaşayanlar birbirini tanımıyor, aynı mahallede yaşayanlar birbirinin derdinden habersiz kalıyor. Toplum dediğimiz şey, sanki yavaş yavaş yan yana duran ama birbirine değmeyen bireylerin toplamına dönüşüyor.

 

Tam da bu yüzden matriarkal toplum tartışması bugün yalnızca geçmişe dair bir merak değildir. Bu tartışma, bugünün dünyasına sorulmuş çok temel bir sorudur: Başka türlü bir toplum mümkün mü?

 

Matriarkal toplum kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki patriarkanın tersine çevrilmiş haliymiş, kadınların erkekler üzerinde egemenlik kurduğu bir düzenmiş gibi düşünülür. Oysa mesele bu değildir. Egemen olanın kadın ya da erkek olması değil, egemenlik fikrinin kendisi tartışılmalıdır. Matriarkal toplum anlayışında merkezde iktidar değil, yaşam vardır. Hükmetmek değil, yaşatmak vardır.

 

Buradaki “anaç değerler” de yalnızca biyolojik annelikle sınırlı değildir. Anaçlık; korumak, beslemek, büyütmek, paylaşmak, ortak sorumluluk almak demektir. Bir çocuğu, bir evi, bir toprağı, bir topluluğu ayakta tutan emektir bu. Patriarkal düzenin küçümsediği, görünmez kıldığı, çoğu zaman kadınların omzuna yükleyip değersizleştirdiği emek…

 

Oysa toplum tam da bu emekle ayakta durur.

 

Matriarkal toplumların en çarpıcı yanlarından biri ekonomiye bakışıdır. Bugünkü kapitalist düzende ekonomi denildiğinde akla para, piyasa, kâr, büyüme ve mülkiyet gelir. Bir şeyin değeri, ne kadar para ettiğiyle ölçülür. Toprak bile, su bile, tohum bile alınıp satılan bir mala dönüştürülür.

 

Matriarkal anlayışta ise doğa sahip olunacak bir şey değildir. Doğa Ana, parçalanıp satılacak bir mülk değil; yaşamın kendisidir. İnsan toprağın efendisi değil, onunla birlikte yaşayan bir varlıktır. Bu yüzden matriarkal ekonomi bir geçim ekonomisidir; ama bu yoksulluk anlamına gelmez. Tam tersine, ihtiyaç kadar üretmeyi, paylaşmayı ve yaşamı sürdürülebilir kılmayı esas alır.

 

Burada beni en çok etkileyen noktalardan biri armağan ekonomisidir.

 

Bugün birine bir şey verdiğimizde çoğu zaman karşılığını bekleyen bir düzenin içindeyiz. Emek veriyorsak karşılığı ne olacak diye düşünüyoruz. Yardım ediyorsak bir gün bize döner mi diye bakıyoruz. İlişkiler bile görünmez hesaplarla örülüyor.

 

Oysa armağan ekonomisinde amaç karşılık almak değildir. Amaç bağ kurmaktır.

 

Bir klan ya da topluluk daha iyi ürün aldıysa, daha fazla hayvana, daha fazla gıdaya sahipse bunu sadece kendine saklamaz. Bayramlarda, şölenlerde, ortak kutlamalarda paylaşır. İnsanları davet eder, yemekler yapılır, hediyeler dağıtılır, müzik ve dansla birlikte toplumsal bağ yeniden kurulur. Sonra başka bir zamanda başka bir topluluk aynı şeyi yapar. Böylece zenginlik tek elde birikmez; toplumun içinde dolaşır.

 

Bu, bugün çok unuttuğumuz bir şeydir: paylaşmak yalnızca yoksula yardım etmek değildir. Paylaşmak, toplum olmanın kendisidir.

 

Matriarkal toplumlarda politika da bugünkü anlamıyla iktidar mücadelesi değildir. Karar alma süreçleri yukarıdan aşağıya işlemez. Kararın başlangıç noktası insanların yaşadığı ev, yani klan evidir. Kadınlar ve erkekler birlikte konuşur, tartışır, karar oluşturur. Hiç kimse dışarıda bırakılmaz. Matriarkın rolü de buyurmak, yönetmek, hükmetmek değildir; kolaylaştırmaktır. İnsanları dinlemek, dengeyi sağlamak, ortak kararı mümkün kılmaktır.

 

Burada konsensüs ilkesi çok önemlidir. Çünkü konsensüs sadece “herkes tamam dedi mi?” meselesi değildir. Konsensüs, birbirini dinleme kültürüdür. Çoğunluğun azınlığı ezmediği, güçlü olanın sözünü dayatmadığı, herkesin kendini kararın içinde hissettiği bir toplumsal akıldır.

 

Bugün demokrasi dediğimiz şey çoğu zaman sandığa sıkışmış durumda. İnsanlar birkaç yılda bir oy veriyor ama yaşamlarını ilgilendiren kararların çoğuna katılamıyor. Oysa gerçek demokrasi gündelik yaşamda başlar. Evde, mahallede, köyde, komünde, kadın meclisinde, ortak üretim alanında başlar.

 

Matriarkal toplum fikri bize şunu hatırlatıyor: Politika yalnızca devlet işi değildir. Politika, nasıl yaşayacağımıza birlikte karar verme işidir.

 

Bu yaklaşımın bir başka önemli yanı da farklılıkları hiyerarşiye dönüştürmemesidir. Patriarkal düzen farklılığı hemen üstünlük ve aşağılık ilişkisine çevirir. Kadın-erkek, genç-yaşlı, güçlü-zayıf, bilen-bilmeyen diye ayırır ve birini diğerinin üstüne koyar. Matriarkal toplum anlayışında ise farklılıklar birbirini tamamlayan yanlar olarak görülür. Eşitlik, herkesin aynı olması değildir; herkesin aynı saygınlığa sahip olmasıdır.

 

Bugünün dünyasında bu fikre çok ihtiyacımız var. Çünkü parçalanma yalnızca ekonomik değil, ruhsal ve toplumsal bir parçalanmadır. İnsanlar yalnızlaşıyor, güvensizlik artıyor, şiddet sıradanlaşıyor. Böyle bir çağda mikro topluluklar, komünler, kadın dayanışma ağları, yerel üretim alanları ve ortak yaşam pratikleri basit deneyimler değildir. Bunlar yeni toplumun küçük tohumlarıdır.

 

Elbette geçmişteki matriarkal toplumları bugüne aynen taşımak mümkün değildir. Zaten mesele de bu değildir. Mesele, oradan bugüne ışık tutabilecek ilkeleri görmektir: paylaşım, bakım, eşitlik, konsensüs, doğayla uyum, kadın emeğinin değeri ve toplumsal sorumluluk.

 

Bugün ekolojik kriz de bize aynı şeyi söylüyor. Doğayı sonsuzca tüketilecek bir kaynak gibi gören sistem artık insanlığı da tüketiyor. Su, tohum, toprak ve gıda şirketlerin denetimine girdikçe halklar yaşam kaynaklarından kopuyor. Bu yüzden matriarkal toplum tartışması aynı zamanda ekolojik bir tartışmadır. Doğayla kurulan ilişkinin değişmeden toplumun değişmeyeceğini gösterir.

 

Maneviyat meselesi de burada önemlidir. Matriarkal toplumlarda kutsallık uzak, görünmez, cezalandırıcı bir eril tanrı anlayışına dayanmaz. Kutsal olan yaşamın içindedir. Toprakta, suda, mevsim döngülerinde, doğumda, ölümde, bayramlarda, gündelik emekte kendini gösterir. Kutsal ile gündelik hayat birbirinden kopuk değildir.

 

Bu da bize başka bir şeyi hatırlatır: İnsan yalnızca ekmekle yaşamaz; anlamla da yaşar. Toplum yalnızca kurumlarla değil, ortak hafıza ve ortak değerlerle de kurulur.

 

Bugün feminist hareketler, ekoloji mücadeleleri, yerli halk direnişleri, kadın kooperatifleri, komün deneyimleri ve dayanışma ağları farklı biçimlerde bu hafızayı yeniden canlandırıyor. Her biri kendi yerinden aynı soruyu soruyor: Yaşamı yeniden nasıl kuracağız?

 

Matriarkal toplum tartışması bu nedenle geçmişe dönme çağrısı değildir. Bu, geleceğe bakma biçimidir.

 

Daha büyük devletler, daha büyük şirketler, daha çok silah, daha fazla tüketim insanlığı kurtarmadı. Belki de artık başka bir yerden düşünmeliyiz. Yaşamı merkezine alan, kadın emeğini görünür kılan, doğayı mülk değil varlık olarak gören, kararları birlikte alan, zenginliği biriktirmeyen ama dolaştıran bir toplumsallık…

 

Bu bize uzak bir hayal gibi gelebilir. Ama bugünkü dünyanın “gerçekçilik” diye dayattığı şey de savaş, yoksulluk, yalnızlık ve yıkımdan başka ne üretiyor?

 

Belki de asıl gerçekçilik, yaşamı savunmaktır.

 

Matriarkal toplum fikri bize bunu hatırlatıyor: İnsanlık yalnızca tahakkümün tarihinden ibaret değildir. Paylaşmanın, dayanışmanın, bakımın ve eşitliğin de bir tarihi vardır. Ve o tarih, bugünün mücadeleleri içinde yeniden kurulabilir.

 

 

 

Kaynakça

 

Heide Goettner-Abendroth, Matriarkal Toplumlar: Dünya Genelinde Yerli Kültürler Üzerine Çalışmalar.

 

Heide Goettner-Abendroth, Tanrıça ve Kahramanları: Matriarkal Mitoloji Üzerine Çalışmalar.

 

International Academy HAGIA, Modern Matriarkal Çalışmalar ve Matriarkal Maneviyat Akademisi.

 

***

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!