Maraş ve Çorum: Devletin Kurucu Aldatması ve Yapısal Tahakküm (Haydar Avşar)
Öz
Maraş ve Çorum katliamları, modern Türkiye devletinin Alevi topluma yönelik yapısal şiddetinin ve kurumsal aldatmacasının en açık tezahürleridir. Bu olaylar, “anayasal eşitlik”, “laiklik” ve “yurttaşlık” gibi kavramların, Aleviler için koruyucu bir hukuki zemin değil; aksine, devletin mezhepsel tahakkümünü gizleyen ve sürdüren ideolojik bir örtü işlevi görür.
Kadının “beni sen öldür, onların eline bırakma” sözü, devletin resmi söylemi ile pratiği arasındaki uçurumu tek cümlede ifşa eden teorik ve tarihsel merkezdir.
Kurucu Aldatma ve İdeolojik Örtü
Laiklik ve eşitlik, Alevileri “eşit” vatandaşlar olarak kapsadığı iddiasıyla, onları devletin Sünni-İslami normları çerçevesinde asimile olmaya ve şiddet karşısında savunmasız kalmaya mahkum eder. Kadının sözünde belirleyici olan, ölümün kendisi değil, kimin elinden ve hangi bağlamda gerçekleştiğidir. “Onların eli” olarak tanımlanan, devletin güvenlik aygıtları ve yargı ile desteklenen, yapısal ve mezhepsel şiddeti gerçekleştiren mekanizmadır.
Bu söz, yurttaşlığın fiilen askıya alındığını değil; Aleviler açısından hiçbir zaman gerçek anlamda kurulmadığını açığa çıkarır. Kadın, korumayı devlette değil, son bir özel ilişkide arar; bu, hukukun geri çekilmesi değil, hukukun baştan itibaren Alevi için işletilmemiş olmasının ifşasıdır.
Devlet Aygıtlarının Tarihsel İşbölümü
Şiddetin üretimi, meşrulaştırılması ve kalıcı kılınması farklı devlet kurumları arasında paylaşılan bir işlevdir:
Ordu ve Güvenlik Aygıtları: Maraş ve Çorum’da şiddeti caydırmak yerine onu görmezden gelmiş veya doğrudan korumuştur.
Diyanet ve Resmi İdeoloji: Sünni İslam’ı normatif din haline getirerek Aleviliği “sapkın” veya “asimilasyona açık” bir kategoriye indirger; kitlesel şiddeti “meşru müdafaa” kisvesine büründürür.
Bürokrasi ve İdari Mekanizma: Eşitsizliği yönetir, Alevileri depolitize eder ve adaletsizliği “bireysel vakalar” olarak sunar.
Yargı Sistemi: Şiddeti bireyselleştirir ve devletin yapısal sorumluluğunu gizler.
Uluslararası Hukuk: Devleti sorumluluktan arındırır, mezhepsel tahakküm mekanizmalarını görünmez kılar ve devleti “tarafsız hakem” rolüne yükseltir.
Tarihsel Süreklilik ve Kurumsal Miras
Bu işbölümü Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarılan bir mirastır. Merkezi bürokrasi, ordu ve Sünni ulemanın ittifakı, modern Türkiye’de Diyanet, laik bürokrasi ve silahlı kuvvetler olarak kurumsallaşmıştır. Amaç, toplumu homojenleştirmek, disipline etmek ve Sünni-Türk kimliği etrafında bir ulus inşa etmektir. Aleviler, bu projede ya asimile edilmesi gereken “dahili öteki” ya da potansiyel tehdit olarak konumlandırılır.
Sonuç: Kurucu Aldatmanın Tarihsel Kesiti
Maraş ve Çorum, basit “toplumsal olaylar” veya “devletin zaafı” değildir. Kadının “beni sen öldür, onların eline bırakma” sözü, devletin Alevi yurttaşa vaat ettiği eşitlik ve koruma iddialarının tamamen ideolojik bir kurgu olduğunu ve şiddetin bu kurgu üzerinden yapısal bir sonuç olarak ortaya çıktığını tek cümlede ifşa eder. Maraş ve Çorum, devletin tahakküm aygıtlarının tüm bileşenleriyle devreye girdiği ve kurucu aldatmanın en kanlı biçimde açığa çıktığı tarihsel kesişme noktalarıdır; devletin resmi söylemi ile pratiği arasındaki uçurum, kadının sözüyle hem tarih hem hukuk hem ideoloji açısından görünür kılınır.
_______________________________________________________________________________
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşünü yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
