Mağduru Suçlamak Politik Eleştiri Değildir (Şükriye Ercan)
CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı, kuşkusuz demokratik siyasete yapılmış ciddi bir müdahaledir. Bir siyasi partinin seçilmiş yönetimine yargı eliyle müdahale edilmesi, sadece CHP’nin değil, bütün siyasal alanın meselesidir. Bu nedenle bu karara karşı çıkmak gerekir.
Ama bunu yaparken HDP’yi, DEM Parti’yi, Kürt hareketini hedef tahtasına koymak; “içten içe seviniyorlardır” gibi niyet okumalarla Kürtleri suçlamak politik eleştiri değildir. Bu, mağduru suçlayan, hedefi kaydıran ve iktidarın kutuplaştırıcı diline hizmet eden sorunlu bir yaklaşımdır.
Kaç dönemdir HDP’nin milletvekillerinin vekillikleri düşürüldü, siyasetçileri cezaevine atıldı, belediyelerine kayyumlar atandı. Binlerce insan soruşturmalarla, davalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla karşı karşıya kaldı. Binlerce insan ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldı. Onlarca insan katledildi; faili meçhuller, yargısız infazlar, devlet şiddeti bu halkın hafızasında derin yaralar açtı.
Peki o zaman Kürtlere yapılan bunca zulme, kayyumlara, tutuklamalara, siyasal yasaklara, faili meçhullere, katliamlara başkaları sevindi mi diye mi konuşacağız? Bu nasıl bir dildir? Kırk yıldır bu ülkede en ağır bedelleri ödemiş bir halkın siyasal hareketini, bugün yaşanan her krizin sorumlusu gibi göstermek vicdanlı da değildir, politik de değildir.
Bugün Kürt hareketi, ülkedeki çatışmalı sürecin bitmesi, ölümlerin durması, savaşın ve zulmün son bulması için bir süreç yürütüyorsa; bunu “iktidara destek” diye yaftalamak kolaycılıktır. Çünkü bu ülkede devleti bugün AKP-MHP bloku yönetiyor. Bir barış süreci olacaksa, çözüm konuşulacaksa, muhatap da doğal olarak mevcut devlet ve iktidar mekanizmasıdır. Bunu eleştirmek başka şeydir; barış arayışını suç gibi göstermek başka şeydir.
Asıl sorulması gereken şudur: Türkiye neden yıllardır AKP-MHP iktidarına mahkûm edildi? Muhalefet neden kendi içindeki dar kliklerden, bireyci hesaplardan, delege pazarlıklarından, rant ilişkilerinden, sağcı-milliyetçi odaklarla kurulan kirli bağlardan kurtulamadı? CHP’nin kendi içinde yıllardır biriken gelenekçi, bürokratik, pazarlıkçı ve çıkarcı anlayışlar neden sorgulanmıyor?
Bugün CHP’ye yapılan müdahaleye karşı çıkmak gerekir. Ama CHP içindeki çürümeyi, belediyelerdeki usulsüzlük iddialarını, delege hesaplarını, koltuk pazarlıklarını, kendi genel başkanlarına karşı kurulan iç operasyonları, seçimleri kaybettiren siyasal aklı da konuşmak gerekir. Bütün bunları tartışmadan, dönüp yine yıllardır bu sistemin mağduru olan Kürt siyasetini suçlamak açık bir haksızlıktır.
Üstelik bugün CHP’ye yönelen saldırıların önemli nedenlerinden biri de, yerel yönetimlerde HDP/DEM Parti ile kurulan ortak demokrasi zemini, yani Kent Uzlaşısı’dır. İktidarın asıl rahatsız olduğu şey, Kürtlerin, sosyalistlerin, CHP tabanının, kadınların, emekçilerin ve demokrasi güçlerinin yerelde ortak bir irade oluşturma ihtimalidir. Bu yüzden bugün CHP’ye yapılan müdahaleyi DEM Parti’ye yüklemek baştan aşağı ters bir okumadır. Çünkü hedef alınan şeylerden biri de CHP ile Kürt siyasetinin yerelde kurduğu ortak mücadele hattıdır.
İktidar, Kürt siyasetinin CHP’yle, sosyalistlerle, emekçilerle, kadınlarla ve demokrasi güçleriyle yan yana gelmesinden korkuyor. Çünkü böyle bir ortaklık, AKP-MHP düzeninin en zayıf noktasına dokunuyor. Hal böyleyken dönüp DEM Parti’yi suçlamak, iktidarın asıl hedefini görmemektir. Dün HDP belediyelerine kayyum atayan akıl, bugün CHP’ye de yargı eliyle müdahale ediyor. Yani CHP bugün, Kürt siyasetinin yıllardır yaşadığı hukuksuzluğun başka bir biçimiyle karşı karşıyadır.
DEM Parti’yi, HDP’yi, Kürt hareketini eleştirmek elbette mümkündür. Hiçbir siyasal hareket eleştiriden muaf değildir. Ama eleştiri başka, hedef gösterme başka şeydir. Eleştiri ilkesel olur, adil olur, tarihsel hafızayı yok saymaz. Kürt halkının yaşadığı acıları, kayyumları, tutuklamaları, sürgünleri, ölümleri, faili meçhulleri görmezden gelip bugün onları “iktidarın günah ortağı” ilan etmek vicdansızlıktır.
Doğru tutum şudur: CHP’ye yönelik yargı müdahalesine de karşı çıkacağız; HDP’ye, DEM Parti’ye, Kürt halkının seçilmiş iradesine yapılan müdahalelere de karşı çıkacağız. Kayyuma da karşı olacağız, siyasi operasyonlara da, yargı eliyle parti dizaynına da.
Demokrasi savunusu kimlik seçerek, parti seçerek, mağdur seçerek yapılmaz. Bugün CHP’ye yapılan haksızlığa karşı çıkarken, Kürtlere yıllardır yapılan haksızlığı yok sayan bir dil kurulamaz. Böyle bir dil iktidarı değil, mağduru hedef alır. Bu da politik tutum değil, en hafif ifadeyle büyük bir vicdansızlıktır.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
