Maddeler Halinde İran Direnişinin Sonuçları (Mehmet Güzel)
27 Şubat 2026’da ABD-İsrail İran’a saldırdıklarında ve özellikle de İran yönetiminin bütün üst yönetimini yok eden saldırıları başladığında birçok kesim İran’ın işinin birkaç günde biteceğini ve teslim olacağını bekliyordu. Saldırgan olan İsrail ve ABD de bu hedefi gözetiyordu. İran’ın Dini Lideri dahil bütün üst düzey yöneticileri ve komutanları öldürülecek, İran başsız kalacak, eş güdümlü olarak İran baştan sona bombardımana tabi tutulacak, böylece direnme ihtimali ortadan kaldırılacak, böylece Suriye’deki gibi bir hafta, en fazla iki haftada İran tamamen teslim alınacaktı! Hesap buydu. Ondan sonra İran, medeniyetiyle, tarihiyle, zengin birikimiyle ve geniş coğrafyasıyla İsrail ve ABD’nin hakimiyetine alınacaktı! İsrail’e ve ABD’ye tehdit oluşturan Ortadoğu’nun en önemli kalesi böylece düşürülecek ve bu ülkenin petrol ve doğalgaz zenginlikleri başta olmak üzere bütün zenginlik kaynakları emlakçı Episteinci Trump’a kalacaktı! Doğrusu kendileri için güzel bir hülya!
Aslında dünyanın birçok devleti bu senaryoya göre pozisyon almıştı. Bunların başında Türkiye egemenleri, Azerbaycan ve İran içinde ABD ve İsrail ile hareket edeceklerini ilan eden ve bunun için ABD’den silah alıp pusuda bekleyen Kürt örgütleri geliyor.
Anlaşılan ABD ve İsrail 2025 Haziran’ındaki 12 gün savaşından gereken dersi almamıştı. Pusuya yatıp sofradan arta kalanlar için medet uman bu ülkeler ve gruplar da rüyalarında kendilerini darı ambarındaki tavuk olarak görmüştü.
Ve 27 Şubat 2026 tarihinde insanlık, 21. Yüzyılın en haksız, en ahlaksız, en dengesiz ve en zalim saldırılarına tanık oldu. Ancak İran benim beklediğim ama bütün dünyayı şaşırtan güçte bir direniş sergiledi. Böylesi bir direnişi göstereceğinin emarelerini 2025 Haziran’ındaki 12 Gün savaşında vermişti aslında. Ama dünyanın kibir ve küstahlık abidesi ABD ve İsrail güç sarhoşluğu ile zehirlenmiş olduklarından dolayı bu direniş potansiyelini ciddiye almadı. Öyle ya, her iki cümlede bir tekrarladıkları “dünyanın en muazzam ordusuna” sahiptiler! Onlara kim karşı koyabilir ki!
Bu “güç uygarlığına” kimin karşı koyabileceğini yaşayarak ve kafalarına füzeleri yiyerek öğreneceklerdi. Öğrendiler de.
İsrail’in o “muazzam” zannettikleri bilmem kaç katmanlı zıkkımın kökü kubbeleri kevgire döndü. Bunun böyle olacağı geçen yıldaki 12 Gün savaşlarından bile belliydi. Ama bu yıl çok daha beterini yaşadılar. Hem İsrail hem Körfez ülkelerindeki ve bölgedeki ABD üsleri ve hem de ABD askeri hedefleri nokta atışlarıyla yerle bir edildi. Körfez ülkelerindeki ABD üsleri o kadar füze bombardımanına tabi tutuldu ki, bu üsler boşaltılmak zorunda kalındı. Askeri personel otellere yerleştirildi. Orada da İran füzelerinden kurtulamadılar, yerleştikleri oteller vuruldu.
ABD’nin “erişilemez, dokunulamaz” olarak gösterdiği ve ABD Güç Uygarlığının simgesi halindeki iki uçak gemisi USS Abraham Linkoln ve USS Ford İran tarafından vurularak bölgeden kaçmak zorunda bırakıldı; biri Hint Okyanusu’nun güneyine sıvıştı, diğeri Girne limanına saklandı. Yine ABD’nin Güç Uygarlığının simgelerinden olan ve abartıla abartıla bitirilemeyen, hayalet/görülemez ve vurulamaz denilen F-35 savaş uçakları düşürüldü. C-130 uçakları ve helikopterleri, F 15 uçakları ve hatta ABD için önemi çok büyük AVAX erken uyarı uçağı bile İran tarafından vuruldu. İran’ın da yediği çok büyük darbeler var elbette. Ama dünyanın en mükemmel ve en devasa ordusu olmakla övünen ABD ordusunun bu kadar ağır darbeler yemesi ABD için tarihinin en ağır darbeleri anlamına gelmektedir. İran’ın hem teknolojik olarak gelişmiş hem de ucuza mal edilen ve son derece etkili ve hassas olarak hedeflerini vuran füzeleri karşısında hem İsrail hem de ABD çaresiz kalmıştır. Kendi üslerini, radarlarını, gemilerini ve askeri varlıklarını koruyamadığı gibi müttefiklerini de koruyamamış ve İran saldırıları karşısında çaresiz bırakmıştır.
İlk günlerdeki “kafa koparma” saldırıları sonrasında ülkede dağılma ve iç isyan bekleyen ABD ve İsrail saldırganları, tam ters bir sonuçla karşılaştılar. İran halkı bu emperyalist ve Siyonist saldırılar karşısında yönetimin etrafında kenetlendi ve direnişe bedenleriyle destek sundu. Beklenen isyan İran’da olmadı ama İsrail’de etkili savaş karşıtı protestolar ve ABD’de on milyonluk gösteriler şeklinde ortaya çıktı. İsrail’de insanlar ülkeden kaçmak için hava alanlarında izdiham yaratırken, İranlılar vatanlarına dönmek için gümrük kapılarında uzun kuyruklar oluşturdu.
Bu gerçeklikler ışığında madde madde belirtmek gerekirse:
1- Tarafsızlık Görünümlü Saldırganlardan Yana Taraf Tutmak İflas Etti
Bu savaş eşitler arasında bir savaş değildir. Aynı zamanda iki haksız arasında cereyan eden bir savaş da değildir. Zalimin mazluma saldırması sonucunda gelişen bir savaştır. Mazlumun siyasal yönetim şekli ve ideolojisinin buradaki önemi ikinci plana düşmektedir. Ve mazlum, sonuna kadar bu savaştan kaçındığı, barış, müzakere ve diplomasiyi temel aldığı halde haydutça saldırıya maruz kalmıştır. Temel neden, emperyalizme ve Siyonizm’e boyun eğmemek ve zulme teslim olmamaktır. Dolayısıyla bu savaş, “biz savaşa karşıyız, barıştan yanayız” pısırıklığı gösterilecek bir savaş değildir. Bu tavır, masumiyet ve barışçılık görünümü altında emperyalist ve Siyonist muktedirlerin safında konumlanmak anlamını taşır. Bu haksız savaş karşısında açıktan açığa ve aktif olarak emperyalizme ve Siyonizm’e karşı mazlumdan yana, saldırıya uğrayıp direniş gösteren İran ve müttefiklerinden yana tavır almak gereklidir. Barış yanlısı olmanın, insanlığın ve vicdanın gereği budur. Bizim dahil olduğumuz bu tavır, İran’ın ve müttefiklerinin güçlü ve onurlu direnişiyle ve kazandıkları başarılarla kanıtlanmıştır. O utangaç “tarafsız”, “barışçı”, “üçüncü yolcu” pısırık tavır içerisindekiler bile, İran’ın ve müttefiklerinin muazzam direnişleri karşısında son zamanlarda dümeni Direnişten yana kırmak zorunda kaldılar. Ama eminim ki İran yenilmiş olsaydı ilk tekmeyi vuracak olanlar bunlar olacaktı.
2- İran ve Direniş Ekseni Dünyanın Bütün Mazlum Halkları Adına Direndi
ABD ve İsrail iki ülke bir devlet gibi hareket eden ve dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı olan haydut ve küstah bir şer gücüdür. Dünyadaki bütün ezilen halkların ve ülkelerin düşmanı, ölümün, yıkımın, talanın ve sömürünün ana kaynağıdır. Özellikle son dönemlerinde bu dünya imparatorluğu rolündeki haydut güç, uluslararası göstermelik kuralları ve her türlü hukuku bir kenara koyarak orta çağ kurallarıyla haydutluk yapmakta dünyanın ve insanlığın başına bela olmuştur. İran ve müttefikleri olan direniş güçlerinin gösterdiği muazzam direniş, yediği bütün ağır darbelere ve kayıplara rağmen bu küstahlık ve kibir abidesi gücün burnunu sürterek dünyadaki mazlum bütün ülke ve halkların öcünü almış ve onlar adına direnmiştir.
3- Güç Uygarlığı Ağır Bir Yenilgi Aldı
Elindeki muazzam askeri güce dayanarak dünyanın egemeni olduğunu, herkesi kendi hizmetine sokabileceğini ve her halk, ulus ve ülkeyi boyunduruk altına alarak zorbaca varlıklarına çökebileceğini zanneden güç zehirlenmesi içindeki ABD ve İsrail’e, küçümsediği, ilkel olarak gördüğü İran tarafından ağır bir tokat atılmış oldu. Bu tokat ABD’nin dünya ölçeğindeki, İsrail’in ise Ortadoğu alanındaki prestijini, güvenilirliğini yerle bir etti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. ABD gerek Çin-Rusya ekseni karşısında gerekse de Ortadoğu sahasında, savaş öncesindeki konumundan çok gerilere düşmüştür. Tekrar aynı düzeye yükselmesi mümkün görünmüyor. ABD bu savaşa, Çin-Rusya ekseni karşısında güç toparlamak ve Çin’in yükselişi karşısında geriye düşmekten kurtulmak adına girmişken tam tersi bir sonuç elde etti. Çin-Rusya ekseni karşısında daha fazla güç kaybetti ve daha da gerilere düştü. Savaş başlamadan aylar öncesinde kaleme aldığım bir yazıda olası bir savaşta Rusya ve Çin’in İran’ı desteklemek zorunda olduğunu, çünkü olası böyle bir savaşın Çin-Rusya Eksenine yönelmenin bir yol temizliği olacağını, bunun önüne geçmek için bu iki ülkenin İran’ın düşmesini mutlaka ve her ne pahasına olursa olsun engellemek zorunda olduğunu ifade etmiştim. Olan da tam olarak buydu. Çin ve Rusya İran’a lojistik, teknik, istihbarat ve askeri destekte bulunmaktan geri durmadılar. İran’ın direnişindeki başarıda bu desteğin önemli payı olduğu açıktır.
4- Ortadoğu’da İran’ın, Dünyada Çin ve Rusya’nın ABD Karşısındaki Nüfuzu Arttı
Bu savaşta İsrail’in aldığı hayati darbeler, bu haydut ve saldırgan devletin yenilmezlik hatta dokunulmazlık algısına ağır bir darbe vurmuştur. Bu da bölge ölçeğinde İran’a ve Direniş Eksenine önemli bir prestij kazandırmıştır. İran’ın siyasal yönetim şekli ve ideolojisinden bağımsız olarak bu direniş bölge ülkeleri nezdinde bir saygınlık kazandıracaktır. Rusya ve Çin ise dünya ölçeğinde ABD’nin sarsılan itibarına ters orantılı şekilde itibar ve nüfuz etkisini yükseltecektir. Çin, dipten gelen dev bir dalga olarak nefesini ABD’nin ensesinde daha fazla hissettirecektir.
5- İran’ın Çökmesini Bekleyen Fırsatçılar Avuçlarını Yaladı
Türkiye ve Azerbaycan avuçlarını ovuşturarak İran’ın güçten düşmesini bekliyorlardı. İran içinde de kimi Kürt örgütleri ile Belüci IŞİD tarzı örgütler kendilerine fırsat doğmasını bekliyorlardı. Bunlar yaptıkları açıklamalarda açıkça ABD ve İsrail ile iş birliği yapmaya hazır olduklarını beyan etmişlerdi. Ama İran’ın gösterdiği muazzam direniş ve savaşta üstünlük sağlaması gerek Türkiye gerek Azerbaycan ve gerekse de İran ve Irak içindeki örgütlere bu senaryoda yer almalarına olanak tanımadı.
6- ABD ile Avrupa Arasındaki Çelişki Derinleşti
ABD bir süredir dünyaya bodoslama dalmış durumda. Avrupa ülkelerinin çıkarları aleyhine politikalar geliştiriyor, Gröland’ı almaktan, Kanada’yı sınırlarına katmaktan, Panama kanalına el koymaktan, Meksika Körfezini Trump körfezi yapmaktan bahsediyor. Epistein rezili Trump önüne gelen Avrupa liderlerini küstahça aşağılamaktan çekinmiyor. Venezuella’ya korsanca baskın yapıp Maduro’yu ve eşini yatak odasından esir alıp ülkesinde cezaevine atıyor, Küba’yı işgal etmekten bahsediyor. NATO’dan çekileceğini telaffuz edip Avrupa ülkelerini yalnız bırakma şantajı yapıyor. Bu durum ABD ile AB ülkeleri arasındaki çelişkinin açığa çıkmasına neden oluyor. İran’a yapılan saldırıda bu çelişki daha bariz bir şekilde açığa çıkmış oldu. ABD bütün Avrupa devletlerinden hatta Japonya, Rusya ve Çin’den bile destek istemek zorunda kaldı. Ama hiçbiri yardım etmeye yanaşmadı. “Bu savaş bizim savaşımız değildir” dediler. Bu durum ABD ile AB ülkeleri arasındaki çelişkinin açığa çıkmasına ve derinleşmesine neden oldu. Bu çelişki NATO’nun yapısına yansıma potansiyeli taşıyor. Ve uzun vadede AB’nin kendi askeri organizasyonunu oluşturma ihtimalini doğuruyor.
Ve Geçici Ateşkes…
İran, muzaffer olmanın moral üstünlüğüyle geçici ateşkes görüşmeleri yapma çağrılarına uzun süre direndi. Sıkışan ABD ise aracılar eliyle geçici ateşkes çağrılarını ısrarla yaptı. Arabuluculuğu, İran’ı desteklediğini açıklamış yani taraf olan Pakistan’ın yapmış olması da ilginç bir durumdur. Yani ABD, İran’ı ateşkese ikna etmek için dostu Pakistan’ı devreye soktu. Hatta Çin’in bile devreye girerek İran’ı ikna ettiği iddia ediliyor.
Ateşkes görüşmeleri başlı başına ABD ve İsrail’in yenilgisinin ve İran’ın muzaffer olduğunun göstergesi olmuştur. İran ABD’nin taleplerini tamamen reddetmiş, kendi taleplerini dayatarak kırmızı çizgilerini ısrarla ortaya koymuştur. Müzakere görüşmelerindeki konjonktür savaş öncesine oranla İran’ın lehine ve ABD’nin aleyhinedir. Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı açıktı. Ama şimdi pazarlıkta İran’ın en büyük kozu durumuna gelmiş bulunuyor. Ayrıca İran bu alanda hakimiyet kurma hakkını uluslararası kurumlara kabul ettirme konusunda ısrarlı duruyor.
Yazıyı daha fazla uzatmamak adına kısaca söylenebilir ki İran savaşta olduğu kadar müzakerede de güçlü ve avantaj sahibidir. Savaş meydanında büyük kayıplara rağmen elde ettiği kazanımları masada pazarlık gücü ve yeteneğiyle korumaya kararlı görünüyor.
Müzakerelerden şimdilik bir sonuç çıkmadan dağılmışsa da her şey bitmiş değildir. İran’dan daha çok ABD kalıcı bir ateşkese ve anlaşmaya mecburdur. ABD, ağır darbeler aldığı ve dünya nezdinde rezil rüsva olduğu bu savaşı daha fazla uzatamaz. Tehditler savurmaya, üst perdeden atıp tutmaya devam edecektir ve görüntüde kendine sahte bir zafer hikayesi yaratmaya çalışacaktır. Ama neticece kuzu kuzu İran’ın muzaffer şartlarını kabul edecektir.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
