KÜRTLER BİRLİKTE HAYKIRIYOR (Mihrac Ural)
Türkiye şu an ahmaklar tarafından yönetiliyor. Başkan Öcalan ellerinde tutsakken Kürt meselesini çözemiyorlar. Kürt tarihinin en önemli kesitlerinden birini yaşamaktayken, ellerinde var olan bu fırsatı değerlendirmiyorlar. Tarihler boyunca Kürtler için en anlamlı duruşun, en elverişli koşulların mevcut olduğu bir dönemde, bu devlet adamlarıyla birlikte ahmakça davranışlar üretmekten başka yapabildikleri bir şey yoktur.
27 Şubat 2024 tarihli atılımıyla Başkan Öcalan zor kapılarını açtı. Ardından durmadan dört büyük atılım daha yaptı: PKK Kongresi’nin kendini feshetmesi (12 Mayıs 2025), silahların yakılması (11 Temmuz 2025), Türkiye sahasındaki elemanlarının gerisin geriye çekilmesi (26 Ekim 2025) ve dördüncü adım olarak Zap’tan çekilme kararının verilmesi (16 Kasım 2025). Bu dev atılımları Başkan Öcalan dışında hiç kimse alamazdı.
Buna karşılık bu devlet hiçbir şey vermedi. Başkan Öcalan’ın prestijini sarstı. Kürtler bu aşamada, aradan geçen iki yıl boyunca bir tek şey yapmadı. Kürtler burada da bir kenara itilerek, ellerine geçen fırsatı ayaklar altına aldılar. Bu durumda Kürtler, bu zorba davranışlar karşısında; Halep olayları ve ardından gelen, SDG’ye karşı Amerika ve bir dizi çapulcu teröristle birlikte başlatılan saldırılar karşısında direnmek durumunda kaldılar. Barış yerine savaşı dayattılar.
Bu öylesine bir derinlik kazandı ki, kaybeden TC devleti olurken, ilk kez bu ölçüde bir Kürt birliği ortaya çıktı. Dünyanın herhangi bir yerinde bulunan Kürtler güçlerini birleştirerek hep bir ağızdan “Biji Rojava, biji Kobani” diye haykırdı. İlk kez dünyanın tüm başkentlerinde, 24 Ocak 2026 tarihi itibarıyla; Almanya’nın tüm kentlerinde ve Köln’de yüz binlerce insanın katıldığı yürüyüşlerle; Roma’da, Paris’te, Zürih’te, Viyana’da ve tüm Avrupa kentlerinde; Kıbrıs’ta Lefkoşa ve Limasol’da; Bağdat’ta, Süleymaniye’de ve değişik bölgelerde; Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere 17 ilde ve yüzlerce mevkide Kürt ulusu birlik içinde olduğunu ve Rojava’nın, Kobani’nin asla dokunulmayacağını haykırdı.
Kürtler, tarihleri boyunca iyi niyetlerine karşılık hep arkadan hançerlendiler. Türkiye tarihinde ilk kez uğradıkları ihanet, onların umutlarını kırdı. Sevr Antlaşması’nda aldıkları haklar Lozan Antlaşması’yla lağvedildi. 1946 Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılışı, 1975’te Molla Mustafa Barzani’nin yalnız bırakılması, 1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanmasında oynanan rol, 2017 Güney Kürdistan referandumunda ihanetçi tutum, 1991 Körfez Savaşı sonrası Irak Kürtlerinin katledilmesine seyirci kalınması ve en son yaşadığımız 2019–2026 Suriye/Rojava sürecinde (Trump kararıyla) kurulmuş olan en önemli yapı olan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin yıkılması…
Bütün bu olaylar, Kürtlerin tarihinde iyi niyetlerinin istismar edilerek aldatıldıklarını göstermektedir. Kürt tarihi, bu anlaşılmaz ihanetler karşısında her zaman dik kalmıştır. Hiçbir şekilde dağılmamış; daha da ötesi, bu ihanetler o halkın birlikte olmasını güçlendirmiştir. İşte bu ihanetlerin sonuncusunda, bir bütün olarak Kürt halkı, birliğini ve beraberliğini dünyanın her yerinden tek bir ses olarak ortaya koymuştur. Bütün Kürtler tek bir bayrak çatısı altında birliklerini haykırmıştır. İlk kez gerçekleşen bu eylemler, dünyada Kürt yüzyılının yaşandığını göstermektedir.
Kürtler artık gerçek ölçüleriyle, kendi gerçek tabanlarında temsil edilmeye başlanmıştır. Zorla “halkların kardeşliği” adı altında hiçbir şey yapılamayacağı görülmüştür. Defalarca yazdım; sözlü ve yazılı belgelerimle Kürtlerin Arap aşiretlerinden göreceği olumsuzluklar üzerinde durdum. Hep uyardım. Sonuçta olan oldu: Arap aşiretleri ihanete, güce ve para bolluğuna boyun eğdi. Kürtlerle kurdukları anlamlı, haklı ve demokratik yapıyı Amerika ve Suudi yoluna harcadılar. Kaçtıkları bu ortamdan daha iyisini bulamayacaklardır. Kürtler ise kendi öz kitlelerine yaslanarak dünyaya meydan okuyabileceklerini gösterdiler. Bu birliğin ortaya çıkması, Kürt gerçekliğinin görünür hale gelmesine yol açtı. Bu yol haklı mücadelenin, haklı taleplerin yoludur.
Kürtler, tabanlarına yaslanarak kendi mücadele hedeflerinden dayanmışlardır. Onlara önerilen, komşu ülkelerdeki bölünmelere katılma ve Haşd el-Şabi ile savaşma tekliflerini reddederek bölgenin gerçek sahibi olduklarını göstermişlerdir. ABD, İngiltere, Hakan Fidan ve Esad Hasan Şeybani çetesinin ilk elden aldıkları; Deyrizor ve Rakka zindanlarında bulunan eski IŞİD kadrolarını serbest bırakarak kafalarında planladıkları çalışmaya başladıkları görülmektedir. Şimdi ise Haseke’de Hol Kampı ve Şedadi’de bulunan kamplardaki IŞİD çetelerinin serbest bırakılmasına çalışmaktadırlar.
Bu iğrenç, insanlık dışı eylemlerin faillerini serbest bırakmak insanlığa karşı bir suçtur. Ancak bunun suç olması, bu oluşumların anlayışında yer almıyor. 15 bin şehit, 20 bin yaralı vererek bu çeteleri tutuklayan SDG’yi “artık işlevi sona eren bir mekanizma” olarak tanımlıyorlar. İnsanlık adına Rojava’nın giriştiği bu onurlu savaş, uluslararası güçlerin de etkisiyle yok edilmiştir. Bununla da kalmayarak ağır toplarla, tanklarla, dronlarla ve terör şebekesi çetelerle Haseke’yi kuşatan bu bekleyiş, yeniden büyük bir savaşın çıkacağına işaret etmektedir. 15 günlük ateşkes, bu ahlaksızların uyacağı bir anlaşma olmamıştır. Saldırılar çevre köylere yayılmakta, taciz atışlarıyla tüm mevkiler tehdit edilmektedir. Bu karışıklık, Rojava silahlı güçlerinin tetikte beklediğini ve olası bir saldırıya karşılık vereceklerini açıklamalarına yol açmaktadır.
Bu denklemde Kürtler açısından oturup düşünmek; kime, nerede ve nasıl güvenebileceklerini anlamaya çalışmak gereklidir. Artık bu aşamadan sonra hiçbir güç Kürtleri olumsuzluğa sevk edemez. Bunun ilk adımında, dünyanın neresinde olursa olsun Kürtler birlik içinde davalarını haykırmaya başlamışlardır. Bu gelişmeler göstermiştir ki Kürtler dostluğa, tutarlı anlaşmalara ve verilen sözlere sadık kalırlar. Bu sadakati hak etmeyenlerle yapılabilecek bir şey olmadığını da öğrenmişlerdir. Şimdi tüm güçleriyle kendilerini toparlamaya, kendi alanlarında güçlü olmaya ve hak taleplerini savunmaya yöneleceklerdir.
Suriye’de Rojava, tüm halklar açısından dikkatle izlenen gelişmelere sahiptir. Bu gelişmeler başta Alevi topluluğu ve Dürziler açısından önemli adımlar olarak görülmektedir. Kürtlerin kazanacağı her adım, Aleviler ve Dürziler için de önem taşımaktadır. Bu adımlar ister yeni bileşkeler olarak gündeme gelecek anlaşmalar olsun, ister özgün koşullarda ortaya çıkacak etkiler açısından olsun, Suriye’de var olan tüm topluluklar için belirleyicidir.
Artık açık bir biçimde adlarıyla anılarak; Kürtler Kürt olarak, Aleviler ve Dürziler kendi kimlikleriyle oluşacak anayasal düzende yerlerini alacaktır. Suriye, demokratik, birleşik ve federal bir yapıya uzanarak gerçek kurtuluşunu sağlayacaktır. Bu açıdan, hangi isim altında olursa olsun merkezi devlet anlayışı tarihe karışmıştır. Federal yapı, Suriye gerçekliğinde mutlaka belirginleşecektir. Rojava’nın başına gelen olumsuzluktan, olumlu bir sonuç çıkacaktır.
(25 Ocak 2026)
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
